Toskana Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ İTALYA/ TOSKANA

TOSKANA GEZİ REHBERİ

Bizim gibi sürekli İtalya’ya giden bir grup için Toskana turu yapmamak olmazdı. Hatta geç bile kaldığımız söylenebilir. Ama ancak bu sene izinleri ayarlayıp plan yapabildik.



TOSKANA NEREDE?

İtalya’nın, üzüm bağları ve meşhur şaraplarının yanı sıra, tarihi dokusunu korumuş küçük köyleriyle ünlü Toskana bölgesi, İtalya’nın kuzey Batısında, Ligurian Denizinden iç kısımlara kadar uzanmakta. Merkezi Floransa olan bölge Siena, Pisa, Luca gibi dünyaca ünlü turistik şehirler kadar kırsal alanda göreceğiniz muhteşem manzaralara da sahip.



TOSKANA’YA NASIL GİDİLİR?

En ucuz ve kolay yolu İstanbul’dan Bologna’ya uçmak ve buradan araba kiralayarak Toskana Bölgesini gezmek. Hem bu şekilde Bologna şehrini hatta San Marino’yu da gezebilirsiniz.



TOSKANA’YA NE ZAMAN GİDİLİR?

Bahar ve yaz ayları en güzel zamanı. Kırsal bir alanı gezeceğiniz düşünülecek olursa ekimden sonra ve marttan hatta nisandan önce bu bölgeye gitmek riskli olabilir.



Ağustos ayı İtalya’nın genelinde Tatil olduğu için şehirlerde İtalyan nüfus çok azalıyor, şehirler resmen turistlere kalıyor. Bu yüzden trafik biraz daha rahat. Ancak ağustos ayında araç kiraları artıyor. Biz yedi kişilik bir araba kiraladık ve 11 gün için bu arabaya 750 Euro’dan fazla para ödedik. Oysa aynı araç nisan ayında 600 Euro civarında kiralanabiliyor.

Ağustos ayının bir diğer sıkıntısı da marketlerden restoranlara, mağazalardan benzinliklere her yer öğlen 12:00’de kapanıyor. Floransa, Siena gibi şehirlerde sıkıntı yok ama Toskana bölgesi içinde gezeceğiniz turistik olmayan hiçbir yerde açık dükkan bulamıyorsunuz. O yüzden öğlene kadar bulduğunuz ilk marketten alış verişinizi yapıp arabanıza koymalısınız. Ancak bu durum sadece ağustos ayı için geçerli. Diğer zamanlarda öğlen kapanıp 3-4 gibi açılıyorlar.

Benzinliklerde ise her pompanın kendi ödeme makinası var, kimse olmasa da benzini doldurup parayı ödeyebiliyorsunuz.



TOSKANA NASIL GEZİLİR?

Arabanızı kiraladıktan sonra görmek istediğiniz yerleri net olarak belirlediğiniz ve yakınlıklarına göre sıraladığınız bir planınızın olması önemli.

Bölge o kadar güzel ki, biraz araştırıp ilginizi çeken yerlere göre bir plan hazırlayabilirsiniz. Bizim planımız şöyleydi.



Plana bakınca 11 güne nasıl sığar burası diye düşündüğünüzden eminim. Aslında bu kadar çok yer olmasına rağmen bunlar çoğu birbirine çok yakın ve küçük kasabalar. Burada sadece Floransa’ya tek başına iki gün gerekir. Ama biz Floransa’yı daha önce doya doya gezdiğimiz için Toskana turumuz sırasında akşam üstü gidip şehri turladık, müzelere saraylara falan girmedik. Eğer Floransa’yı gezmiş olmasaydık bir iki gün daha gerekirdi.



TOSKANA’DA NEREDE KALINIR?

Yukarıda kaldığımız şehirleri kırmızıyla gösterdim. Aslında Toskana gezisi yaparken iki alternatifiniz var. İsterseniz iki ya da üç şehirde kalıp gideceğiniz yere buradan gidip her akşam kaldığınız yere dönersiniz. İsterseniz de her gün yer değiştirip o gün nereyi gezdiyseniz orada kalabilirsiniz.



Her ikisinin de avantajları ve dezavantajları var. Eğer her akşam kaldığın yere dönüyorsan, ister istemez daha fazla yol yapıyorsun. Çünkü kaldığın yerin ortalama 60-70 km’lik alanını geziyorsun. Bu da güzde en az 60 km yol demek. Ancak her gün toparlan yeni bir yere giriş yap gibi şeyler bize daha zor geldiği için her gün yer değiştirmektense, büyük şehirler dışında Toskana’nın kalbi sayılan bölgeyi Siena’nın kuzeyi ve güneyi olarak ayırdık bu bölgeyi sadece iki evde kalarak gezdik.

Kalabalık gidiyorsanız Toskana’nın köylerinde çok güzel evler bulabilirsiniz. Eğer otelde kalacaksanız, şehirler ya da kasabalar size daha uygun olacaktır. Kalacak yer konusunda daima arabanın avantajını kullanıp merkezi yerlerden uzaklara bakmakta fayda var. Hem fiyatlar çok daha uygun oluyor, hem de köy pazarlarına denk gelebiliyorsunuz. En sevdiğim şallarımdan birini böyle bir pazardan aldım.



Uçağımız Bologna’ya olduğu için hem gidişte hem dönüşte bir gece Bologna’da kaldık. Araba kiralayıp farklı şehirleri gezerken uçak kaçırma riskine karşı son geceyi havaalanına yakın geçirmeye özellikle dikkat ediyorum.

Toskana turumuz sırasında konaklama konusunda ise altı kişi olmanın avantajlarını kullanarak evleri tercih ettik. Toplamda beş ayrı evde kaldık. Böyle olunca da hem fiyatlar çok ucuza geldi hem de Petroio’da kaldığımız ev gibi harika taş evlerde konakladık. Tek hatamız La Spezia’da iki gün kalmamak oldu. Evleri gitmeden ayarladığım için sonrasında da değiştiremedik.



Kaldığımız evler ve fiyatları şöyleydi
  • Bologna; Apartmante Anna : 1 gece 100 Euro
  • Petroio; Antica Torre "La Casalta" : 3 gece 200 Euro
  • Montelupa Fiorentina; House of Arts:3 gece 229 Euro
  • La Spezia; Casa Anna 1 gece 130 Euro
  • Parma; Residenza da Antonia : 1 gece 130 Euro
Bologna’da aynı evde dönüşte de kaldığımız için 6 kişi 10 geceye 890 Euro para ödedik. Bir kişi 150 Euro bence mükemmel fiyattı.

İtalya’da evlerden anahtarı almak oldukça kolay. Parayı gitmeden birkaç gün önce ödüyoruz. Onlarda bize bir şifre gönderiyor. Kalacağımız apartmanın ya da evin kapısında şifreli bir kutu oluyor. Bize gelen şifreyle bu kutuyu açıp anahtarı alıyoruz. Ev sahibini beklemek derdi olmadığı gibi geç kalma derdi de yok. İstersen gece yarısı bile eve giriş yapabiliyorsun. Hemen hemen bütün büyük şehirlerde bu sistem işliyor. Köylerde ya da kasabalarda ise evin sahibi zaten orada oluyor.

Tabi bu şifreli girişlerde çok ilginç olaylarda yaşıyoruz. Mesela Parma’daki ev sahibimiz bize daire numarası yerine kapıda ki paspasın resmini göndermişti.

😄

TOSKANA’DA NE YENİR?

Tüm İtalya’da olduğu gibi pizza ve makarna elbette Toskana bölgesinde de vazgeçilmeziniz olacaktır. Ancak bu bölge deniz ürünleri ve kırmızı etiyle de ünlü. Özellikle Floransa ve çevresinde yerel restoranlarda Fiorentina Steak yemenizi önereceğim. Önceden marine edilmiş kalın bir biftek ateşte sadece mühürlenerek servis ediliyor. Tahmin edeceğiniz üzere et oldukça çiğ ama hem yumuşacık hem de çok lezzetli. Ben bu kadar çiğ yiyemem diyorsanız yerel lokantalarda yanmış istediğinizi söylemelisiniz. İyi pişmiş derseniz asla sizin istediğiniz gibi gelmeyecektir.



Siena’nın güneyinde yerli halkın bizi yönlendirmesiyle gittiğimiz Sinalunga isimli kasaba yemek konusunda çok ünlü. Kendi halinde insanların yaşadığı bu küçük kasabada bir çeşit yemek festivaline denk geldiğimizi düşünüyoruz. Kimse İngilizce bilmediği için doğu bir bilgi alamadık. Ama üç gün boyunca Meydanın ortasına kurulmuş çadırların altında tatilimiz boyunca yediğimiz en güzel et yemeklerini yedik. Ve fiyatlar inanılmaz şekilde ucuzdu. Tahmin edeceğiniz gibi Sinalunga kalbimizde bambaşka bir yere sahip.



Yemeklerin güzelliğinden bahsetmişken şarapları da unutmamak lazım. Toskana şaraplarıyla ünlü olduğu için kendinizi sürekli şarap içerken bulmanız çok normal. Marketlerde satılan ucuz şaraplar bile çok güzel. Özellikle ailelerin işlettiği restoranlarda içtiğimiz açık şaraplara bayıldık. Zaten yol boyunca şarap tadım evleri bulunuyor. Buralarda hem tadım yapıp hem de beğendiğiniz şarapları alabiliyorsunuz.



TOSKANA UCUZ MU?

Euro bölgesi olan bir yer ne kadar ucuz olabilir ki, tabi ki bizim için pahalı. Ama Euro’yu TL’te çevirip kendinize işkence yapmadan yaşayabiliyorsanız, Avrupa’nın kuzeyinden çok daha ucuz olduğunu fark ediyorsunuz. Özellikle köyler ve kasabalar ciddi anlamda ucuz. (Tabi turistik olmayanlar) Mesela Sinalunga’da 20 Euro’ya 2 kişinin doyabileceği Fiorentina Stick yiyebiliyorsunuz. Bira şarap gibi içecekler 3-4 Euro arasında ama Floransa’da aynı yemek 28-30 Euro içecekler 6-7 Euro oluyor.

Tabi bu fiyatlarla mücadele etmek için büyük marketlerden yararlanabilirsiniz. Bu marketlerde fiyatlar çok daha makul ve buralarda çok çeşitli hazır gıda bulunabiliyor. Sabah ve öğlen sandviç tarzı yiyerek günü geçirip akşam tipik bir İtalyan aile restoranında yemek yiyerek hem keyifli zaman geçirip hem de yeme içmeye harcanan parayı düşürebilirsiniz.

TOSKANA GEZİLECEK YERLER

Böyle bir tura çıkmışken Toskana bölgesinde olmasa da Bologna ve San Marino Cumhuriyetini görmeden olmazdı. Ayrıntılı olarak Bologna ve San Marino’yu da anlatacağım ama bu yazımda Toskana’nın köyleri, kasabaları ve şehirleri başrolde.



ANGİARİ

Arezzo şehrine bağlı olan Angiari düz ovada yer alan az sayıdaki tepelerden birinin üzerinde kurulu, 13. Yüzyıldan kalma surlarla çevrili minicik bir köy.



14 ve 15. yüzyıldan kalma yapıları, kilisesi, çan kulesi ve taş binaları öylesine korunmuş ki daracık sokakları ve köyde yaşayan tonton ihtiyarlarıyla Toskana’da mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Zaten İtalya’nın en güzel köylerinden biri seçilmiş.



Şehrin dışında arabayı bırakabilirsiniz. Her yer müsait, her hangi bir ücret ödemenize gerek yok.

AREZZO

Dört vadinin birleştiği bir tepede yer alan şehir Ortaçağda önemli bir yerleşim yeri olmuş. Altın işçiliği sayesinde zenginleşen şehirde görülmesi gereken en önemli yer Piazza Grande. Toskana’da ki en güzel meydanlardan birisi olan Piazza Grande Rönesans, Orta Çağ ve geleneksel İtalyan stillerinin karışımlarıyla yaratmış.



Meydanın etrafında, Vasari tarafından tasarlanmış Palazzo delle Logge, Adliye ofislerine ev sahipliği yapan Fraternita of Laici Palace, Arezzo’nun en güzel kilisesi Santa Maria della Pieve Kilisesi, Palazzo Lappoli ve Torre Faggianola bulunmakta.



Arezzo’da bu harika meydan dışında, Arezzo Katedrali, San Francesco Bazilikası, 16. ve 17. Yüzyıllarda inşa edilmiş bir kale olan Fortezza Medicea görülebilir. Vaktiniz olursa Casa Vasari’yi de gezmenizi önereceğim. Biz geç saatte gittiğimiz için gezemedik ama odaları süsleyen fresklerin çok güzel olduğu söylenmekte.

Arezzo büyük şehir olduğu için yol kenarlarında park yeri bulamayacağımızı hemen anladığımız için merkeze yakın bir yerde kapalı otoparka girdik. Kapalı otoparklar, yol üstü park yerlerine göre daha pahalıya geliyor ama en azından rahat ediliyor.

PETROİO

Terrakota (kil bazlı pişmiş toprak) Seramikleriyle ünlü yemyeşil bir tepede kurulu olan bu minicik köy muhtemelen Toskana gezilecek yerler listelerinde hiç karşınıza çıkmayacak. Biz de şans eseri burada bir ev bulmasaydık bu köye yolumuz hiç düşmeyecekti. Ama bu köyü, daracık sokaklarını, iç içe geçmiş taş evlerini, dik yokuşlarını hatta köyde bir de seramik müzesi olduğunu görünce adını bile duymadığımız nice köyde daha ne güzellikler var kim bilir diye düşünmeden edemedik.



Köy turistik bir yer olmadığı için yollar trafiğe kapalı değil ama o sokaklardan da araba geçmesi mümkün değil. Bizi ev sahibimiz uyardığı için köye arabayla girmedik girişte köy çeşmesinin yanına arabamızı park ettik. Köyün bir tane barı var akşam 7:00de açılıyor. Bir de bakkal. Ama üç gün kalmamıza rağmen bu bakkalın ne zaman açıldığını öğrenemedik.

😄

Yine de kaldığımız yerler için de en sevdiğimiz yer Petroio oldu.



MONTEPULCİANO

Val d'Orcia ve Val di Chiana'nın birleştiği 600 metre yükseklikteki tepenin üzerine kurulmuş bir Orta Çağ kasabası olan Montepulciano 16. yüzyıldan kalma bir mücevher olarak tanımlanmakta.



Toskana gezilerinde mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelen Montepulciano aynı zamanda Vino Nobile isimli şarabıyla da ünlü. 790 yılından beri üretildiği bilinen Vino Nobile “Asil Şarap” yüzyıllar önce soylu ailelerin buradaki kendi bağlarından ürettikleri üzümlerden yapıldığı için bu isimle anılmış.



Sokaklarında amaçsızca gezseniz bile çok seveceğinizi düşündüğüm şehirde Palazzo Comunale, Santa Maria Assunta Katedrali, Palazzo Tarugi, şehir müzesi olarak kullanılan Palazzo Neri Orselli, Santa Maria delle Grazie Kilisesi, Santa Lucia Kilisesi, Torre di Pulcinella diye adlandırılan saat kulesi görülmesi gereken başlıca yerler.



Tepeden aşağıya indiğinizde göreceğiniz Madonna di San Biagio kilisesi ise Rönesans mimarisinin harika bir örneği olarak kabul edilmekte. Tipik bir 16. Yüzyıl Toskana yapısı olan kilise; Çan kulesi, beyaz travertenden dış cephesi ve iç süslemeleriyle Montepulciano’daki en güzel kilise. Zaten girişi ücretli olan tek kilise de bu.



MONTE SAN SAVİNO

Toskana bölgesinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan kasabanın tarihi 12. yüzyıla kadar uzanmakta. Okuduklarımızdan çok güzel olmadığını biliyorduk ama en eski yerleşimmiş görmesek olmaz diye gittiğimiz Monte San Savino bize çok sıradan geldi hani gitmesek de olurmuş. Mutlaka gideriz buraya diyorsanız Porta Fiorentina, Sant'Agostino kilisesi, Plazzo di Monte, Logge dei Mercantigörülecek yerler arasında.



TRASİMENO GÖLÜ

Gezdiğimiz bunca yer içerisinde iki büyük fiyaskomuz vardı işte bunlardan birincisi Trasimeno Gölü. Garda ve Como göllerinin ününü bildiğimiz için kesin muhteşemdir diyerek gittiğimiz bu göl tam bir hayal kırklığıydı. Ağaç yok, gölge yok, doğru düzgün tesis yok. Göl korkunç şekilde kirli. Üstelik biz Cortana’ya ya da göle gidecektik ve gölü seçmiştik. Siz böyle bir hayata düşmeyin.



CORTONA

Her ne kadar Cortona’ya gidemediysek de ne kaybetmişiz diye baktık tabii. Cortona Toskana’nın popüler güzel kasabalarından biri. Girifalco Kalesi dışında Piazza della Repubblica, Palazzo Comunale, Praetorian Palace ve Piazza Garibaldi Cortana’da görülecek yerlerin başında geliyor. Biz “Bir süre sonra tüm kasabalar birbirine benziyor çok şey kaçırmamışız” diye kendimizi avuttuysak da Cortona içimizde kaldı.

PİENZA

Val d'Orcia vadisine bir tepeye kurulu olan Pienza, adını burada doğan Papa II . Pius’dan almış. İtalya’da Papa çıkaran her küçük kasaba gibi Pienza’nın da şans yüzüne gülmüş ve II. Pius’un papalığı döneminde şehirde büyük mimari çalışmalar başlamış. Ancak Papa beş yıl sonra ölünce her şey durmuş. Ama çok kısa sürede inşa edilen şehir merkezi, "Rönesans'ın ideal şehri" olarak anılmaya başlanmış. Öyle ki üç yılda Katedral , Piccolomini Sarayı, Palazzo Comunale (Belediye Binası), Palazzo Borgia (Piskopos sarayı) ve bunların arasında kalan II. Pio Meydanı yaratılmış.



Papanın ölümünden sonra ise şehir öylesine unutulmuş ki bu meydan İtalya’da yüzyıllar boyunca bozulmadan hayatta kalan tek Rönesans kent merkezi olmuş. Tabii bunları duyunca insan unutulmanın da bir sınırı var 600 yılda meydana bir çivi de çakmaz mısın diyor. Ne biliyim ortaya bir çeşme yap hiç yoktan.

😄





Neyse şehre geri dönelim, Turistlerin en çok ziyaret ettikleri kasabalardan biri olan Pienza’da görecek çok fazla bir yer olmamakla beraber, cıvıl cıvıl kafeleri ve orta çağdan kalma sokaklarıyla insanı hemen içine alıyor. Sanırım bu havasından olsa gerek Toskana’da en sevdiğimiz yerlerden biri Pienza oldu.



Aynı zamanda "Pecorino Peyniri" ile ünlü olan Pienza’da diğer kasabalardan daha fazla şarap tadımı yapabileceğiniz “Şarap Evleri” olduğunu da söyleyeyim.



Pienza’da eski şehre araba giremiyor. Yeni şehir tarafında ya da eski şehrin dışında otopark bulabilirsiniz. Pienza turistik bir şehir olduğu için park etmek sıkıntılı olabiliyor. Ama kesinlikle yol kenarına falan araba park etmeyin buralarda ceza yersiniz.

MONTALCİNO

Floransa’nın Siena’yı ele geçirme savaşları sırasında Floransa’nın Meşhur idarecileri Medicilere karşı direnen son kale olmasıyla ünlü Montalcino, Toskana kasabalarının çoğu gibi vadi üzerinde yükselen bir tepe üzerinde kurulu. Şehre araba girebiliyorsa da dar sokaklı bu orta çağ şehirleri gözümüzü korkuttuğu için arabayı şehrin dışına park edip şehre yürüdük daha doğrusu tırmandık.



Şehir diğer kasabalara göre daha düzensiz. Alıştığımız birbirine paralel caddeler ve onları kesen sokak yerleşimi olmayınca, bir de şehrin sokaklarında Pazar kurulu olunca (bu pazarlar çok keyifli oluyor) şehirde tam anlamıyla yönümüzü şaşırdık. Sanırım bu nedenle olsa gerek Montalcino’da gezdiğim yerleri yarım yamalak hatırlıyorum.



Çok güzel Toskana manzaraları görebileceğiniz kalesi, Şehirde en sevdiğim yapı olan San Salvatore Katedrali, surların dışında yer alan Madonna del Soccorso Kilisesi, Kulesiyle ünlü Palazzo dei Priori'nin bulunduğu küçücük Popolo Meydanı şehirde görebileceğiniz yerler.



Montalcino aynı zamanda İtalya’nın en ünlü şarapları Brunello di Montalcino’nun üretim yeri. Bu nedenle buranın bağları ve şarap tadım evleri de çok meşhur.



Ağustos ayında gezmenin en güzel yanı üzümlerdi. Bu bağların tam anlamıyla tadını çıkardık



Ayrıca merak ediyorsanız söyleyeyim. İtalya’da da göz hakkı diye bir şey var. Her bağın yanında mutlaka bir iki araba durup üzüm tırtıklıyordu

😄

BUONCONVENTO

Toskana bölgesinde gördüğümüz en farklı kasaba kesinlikle burasıydı. 13. Yüzyıldan kalma surlarla çevrili olan bu küçücük kasabanın tarihi 1100’lere kadar uzanmaktaymış öyle ki belediye binasının cephesi 1270 yılına kadar şehri yöneten 25 belediye başkanının armalarıyla kaplı.



Kelime anlamı mutlu, şanslı yer anlamına gelen Buonconvento, İkinci dünya savaşında oldukça hasar almasına rağmen yüzyıllardır tarihi dokusunu bozulmadan korumuş.



Şehirde, Santi Pietro e Paolo kilisesi, yan cephesinde bir güneş saati olan Palazzo Grisaldi del Taja ve Belediye Binası dışında görülecek bir yer olmasa da kemerli geçitleri, şirin tuğla evleri hatta sur duvarlarıyla tünel oluşturmuş dehliz gibi sokaklarıyla bizce görülmesi gereken bir yer.



Şehrin girişinde arabayı park edebilirsiniz. Her yer müsait ücret ödemenize gerek yok.

SAN QUİRİCO D'ORCİA

Gezimiz sırasında en sevdiğimiz yerlerden biri kesinlikle San Quirico d’Orcia oldu. Herkesin mutlaka görülmesi gereken yerler diye bahsettiği kasabalardan çok, böyle küçük kendi halinde ve sürprizlerle dolu kasabalar kesinlikle daha keyifli oluyor. Ayrıca burada Hakan’ın telefonunu meydandaki bankın üzerinde unutup 20 dakika sonra gittiğimizde bulduğumuzdan sanırım kalbimizdeki yeri de bambaşka.



Etrüks kökenli kasaba Roma Hac yolu üzerinde olması nedeniyle Ortaçağ’dan itibaren önem kazanmış. Bu durum küçücük kasabada üç tane kilise olmasını da açıklıyor tabii.



Tek bir caddenin üzerinde göreceğiniz Collegiate Kilisesi, Belediye Binası olarak kullanılan Chigi Sarayı, San Francesco Kilisesi, bitişiğinde bir gül bahçesi bulunan St. Maria Assunta Kilisesi dışında bence San Quirico d’Orcia’nın en güzel yanı ortasında 3. Cosimo Medici’ye ait bir heykel bulunan İtalyan tarzı bahçe. Horti Leonini denilen bu bahçe sürekli taş binalar arasında gezerken insana vaha gibi geliyor.



Şehre araba giremiyor arabayı şehrin kapısında bırakmalısınız. Ama burada ücretli bir park yeri aramanıza gerek yok. Müsait olan her yere park edebilirsiniz.

San Quirico d’Orcia’nın çevresi manzaralarıyla da ünlü.



Özellikle şehre yaklaşırken etrafınıza iyice bakın ve otoyoldan toprak yola girmeye çekinmeyin yoksa Toskana’nın en çok fotoğraflanan Selvilerini kaçırabilirsiniz.



SİENA

Toskana’nın en güzel ortaçağ şehri olarak bilinen Siena, sadece Toscana bölgesinde değil İtalya’da da en sevdiğim şehirlerden biri. Sarı ve kırmızının hakim olduğu şehir çok iyi korunmuş tarihi merkeziyle UNESCO kültür merkezi sayılmakta.



Nereye dönseniz tarihi bir unsurla karşılaşacağınız Siena’da bana göre en muhteşem yapı Siena Katedrali. Dış cephesinden gözümü ayırıp içine girsem İçinden ayrılamıyorum.



13. Yüzyılda inşa edilen katedrale giriş 5 Euro. Toskana bölgesinde İtalya’nın genelinden farklı bir uygulama var. İtalya’nın genelinde Kilise ve Katedrallere giriş ücretsizken, Toskana’da Katedrallere hatta bazı küçük kiliselere bile giriş ücretli. Her ne kadar bu duruma kızsam da Siena’ya her gidişimde o parayı verip katedrale girmekten kendimi alamıyorum.





Şehirde mutlaka görülmesi gereken bir diğer yer de yılda iki kez düzenlenen İl Palio at yarışlarına ev sahipliği yapan, Piazza del Campo. Yelpaze şeklindeki Meydan; Palazzo Comunale (belediye), Torre del Mangia (siena’nın sembolü olan kule), anıtsal bir çeşme olan Fonte Gaia ve günümüz bankalarının temelini oluşturan, dünyanın ilk bankası Banca Monte dei Paschi di Siena ile çevrelenmiş.



Burada İl Palio’dan da biraz bahsedelim. 2 Temmuz ve 16 Ağustos’ta yapılan İl Palio; Siena’nın en önemli etkinliği. Şehir yıl boyunca bu yarışlara hazırlanıyor. Yarış günü Campo Meydanı kumla kaplanıyor, jokeyler eğersiz atlara binerek meydanın etrafında üç tur atıyorlar. Yarış toplam 90 saniye falan sürüyor. Tabi düşenler kalkanlar tam bir keşmekeş. Meydanın kendine gelmesi sanırım birkaç günü buluyordur. Biz yarışların ertesi günü Siena’ya gittiğimizde hala meydanı temizlemeye çalışıyorlardı.



Ayrıca şehirde St. Cateriniana Kilisesi, San Fransisko bazilikası, San Cristoforo Kilisesi, Santa Maria del Provenzano Kilisesi, Salimbeni Meydanını da görebilirsiniz. Ya da Siena sokaklarında yürüyerek bu güzel ortaçağ şehrinin tadını çıkarabilirsiniz.



Siena gibi büyük ve turistik şehirlerin temel sorunu olan otopark konusunda diyeceğim tek şey umarım şanslısınızdır ve kısa sürede arabayı park edecek bir yer bulursunuz. Tarihi şehre araba giremediği için yakınlarda ki otoparklar genelde dolu oluyor. Hatta öğle saatlerinde Siena’ya vardıysanız bu otoparklar kesin doludur. Bu nedenle biraz yürümeyi göze alıp gerilerdeki otoparkları kullanmayı denemelisiniz. Yol kenarlarındaki mavi çizgili yerlere de park edebilirsiniz. Buralara park edecekseniz park makinalarına kalacağınız süre için gereken parayı ödeyip aldığınız fişi arabanın ön camına koymalısınız. Bizim gibi fişi arabanın koltuğuna atıp giderseniz gelince yediğiniz cezayı ödemek için postane ararsınız

😄

İtalya trafik cezaları konusunda Avrupa’nın en zalim ülkelerinden biri. Yıllardır bu ülkede defalarca araba kiraladık sonuçta yediğimiz ceza sayısını artık biz de hatırlamıyoruz.

İtalya’da araba kiralamak, otopark şartları ve cezalar hakkında bilgi almak isterseniz sizi buraya alayım.

MONTERİGGİONİ

Pek bir esprisi olmayan köy, Gladyatör ve İngiliz Hasta'nın bazı bölümleri burada çekildiği için yoğun bir turist akınına uğramakta. Yerli halk da bunu fahiş fiyatlarıyla güzel bir kazanç kapısı haline getirmiş.



Şehrin en belirgin özelliği, 14 kuleli sağlam surları. Manzarayı görmek isterseniz, surların üzerine çıkılabilmekte. Tabi ücretli.



Bunun dışında Montegrioni’de küçük bir meydanın çevresinde bir kilise ve ortaçağ silah ve zırhlarını görebileceğiniz bir müze bulunmakta. Bir de Toskana’da bulabileceğiniz en pahalı otoparka sahip. Üstelik bomboş kırsalın ortasına sizi zorla o otoparka sokuyorlar

😄



POGGİBONSİ

Büyük umutlarla gidip tam bir hayal kırıklığı ile döndüğümüz ikinci yer işte burasıydı. Burada yaşadığımız şok gerçekten anlatılamaz. Okuduğumuz bir çok yazıda (hepsi yabancıydı) burada yapay bir ortaçağ köy hayatı kurulduğu, o dönem kıyafetleri giyinmiş insanların bu köyde yaşamı canlandırdığı, istenirse bunlara ziyaretçilerin dahil olabileceği anlatılıyordu. Nasıl sevindik nasıl heyecanlandık. Oysa acı gerçek çok başkaydı. Karşımıza sadece bir kalesi olan bomboş kırsal bir alan çıktı. Evet burada kurulu köyü gördük, evler falan var ama kimse yok. Sanırım buradakiler Voltera’daki festivale gitmişlerdi. Allahtan yolumuzun üzerindeydi boşuna çok yol gitmiş olmadık.



Olur da yolunuz buraya düşerse hemen yakınlarda Castello Della Magione’yi görebilirsiniz. Tapınak Şövalyelerine ait olan kale 11. Yüzyılda inşa edilmiş. Uzunca bir süre Tapınak Şövalyelerinin Hac Yolunda konaklamaları için kullanılmış. İçerisinde bir kilise olan yapı gittiğimizde kapalıydı ancak bahçesini gezebildik.



MONTELUPO FİORENTİNA

Kaldığımız ev burada olduğu için gittiğimiz kasabada gezecek bir yer yok. İtalya’da hiçbir şekilde turist gitmeyen bir yerde üç gece kalınca popüler oluyorsunuz o kadarını söyleyebilirim. Kasaba meydanındaki tek restoran sizin için önceden masa falan hazırlıyor. Sürekli etrafta İngilizce bilen birileri aranıyor. Keyifli bir şey yani. Bu arada söyleyeyim o İngilizce bilen hiç bulunamıyor. Üstelik burada genç nüfus çok fazla.



Zaten İtalya’da turistik bir yerde değilseniz İngilizce bilen o kadar az ki. Yani az falan değil hiç bilmiyorlar. Belki de o yüzden İtalyanlarla çok iyi anlaşıyorum. Çünkü benim İngilizcem de o anda aklıma gelen kelimeleri ardı ardına sıralayıp, el kol hareketi yapmaktan ibaret.

Ayrıca Montelupa Fiorentina’da bir de Medici Villa’sı var. Ancak akıl Hastanesi olarak kullanılıyormuş. Biz riske girip görmeye gitmedik.

😄

VOLTERRA

Bir Orta Çağ şehri olmasının yanı sıra, Etrüks döneminin önemli şehirlerinden biri olan Volterra’da festival gününe denk geldiğimiz için şehri doya doya gezemedik ama çok eğlendik. Poggibonsi’de hayal ettiğimiz ortaçağ hayatı burada kurulmuştu.



Şehrin sokaklarında tarihi kıyafetleri içerisinde bando takımları, kalenin bahçesinde ok atma yarışmaları. Genç yaşlı tüm Volterra halkı festival havasına girmiş, kostümlerini giymişler ve sokaklara dökülmüşlerdi.



Programımız çok yoğun olduğu için 3-4 saat şehirde kaldık ama o kısa sürede bile çok eğlendik.



Ancak şehrin en güzel meydanı olan Piazza Priori’yi ve Katedral tarafına geçemedik. Çünkü burada akşam son bando gösterisiyle festivalin kapanışı yapılıyormuş. Bu nedenle şehrin bu tarafına geçiş kişi başı 10 Euro’ydu. Bizde akşama kalamayacağımız için bu parayı vermedik. Tabi meydanı ve çevresindeki sarayı, Piglet denilen Kuleyi, Katedrali ve yeşil ve beyaz mermerden inşa edilmiş vaftizhaneyi göremedik. Ama Kalenin bahçesini gezip buradaki ok atma yarışmalarını izledik.



Hatta kalenin içini de gezmeye çok azmetmiştim. Tüm kapıları zorladım ama sonra beni uyardılar. Kale yüksek güvenlikli bir hapishaneymiş ya.



Ne gülmüştür kameranın başındakiler benim içeri girme çabalarıma. Üstelik bu İtalya'da ilk hapishane maceramız da değil. On yıl önce Napoli'de arabayla hapishaneye dalmıştık. Ama orada çalışanlar çok şaşırmıştı. Şans işte o sırada hapishaneden araba çıkıyormuş ve kapısı açıkmış Napoli trafiğinde harikalar yaratan Mehmet, dönmesi gerekirken düz devam edince (orayı normal yol sanmıştık) kendimizi hapishanenin avlusunda bulmuştuk. Arkamızdan polisler koşarak gelip durdurmuştu bizi. Sanki nereye gideceksek. Biz de bildiğin turist saflığıyla Roma'ya nasıl gidebiliriz diye sormuştuk adamlara. Onlarda buradan gidemezsiniz demişlerdi. Tabi hapishane olduğunu polisler gelince anlamıştık.

Neyse biz Volterra’ya geri dönelim. Şehirde gezecek çok bir yer olmamasına rağmen şehir çok küçük değil. Bu nedenle tepeye kurulmuş bu Volterra’nın kemerli taş sokaklarını gezip, manzaranın ve tarihi havasının tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca gezerken önünüze çıkan kiliselere girin çünkü bazılarının içleri çok güzel.



Son olarak şehrin Etrüks döneminden (MÖ4.-5. Yüzyıl) kalma surları, surların hemen dışında Roma döneminden (MÖ 1.yüzyıl) kalma tiyatrosu ve hamam kalıntıları da görülebilir. Ayrıca Etrüks kültürüne ilginiz varsa Volterra’da bir de Etrüks Müzesi bulunmakta.



Araba, şehrin hemen dışındaki otoparklara bırakılabiliyor.

SAN GİMİGNANO

Şehrin sembolü olan on üç kulesi ve diğer Orta Çağ şehirlerinden farklı olarak iç içe geçmiş orijinal mimari yapısıyla Toskana’nın en güzel, en popüler Orta Çağ şehri diyebilirim.



Gücün sembolü birbirinden yüksek kuleler, iç içe geçmiş taş binalar ve daracık sokaklarıyla film seti gibi olan San Gimignano’nun Toscana'nın diğer kasabalarından bir farkı da çok turistik olması. Bırakın meydanları en ücra sokakta bile kalabalık turist gruplarıyla karşılaşıyorsunuz. Aslında turistlerin bu kadar yoğun olduğu yerleri sevmesek de San Gimignano'ya bu hareketlilik çok yakışıyor.



Şehirde görülmesi gereken hemen her yer, birbirinin içine geçmiş üç meydanın etrafında toplanmıştır. Meşhur ikiz kulelerin bulunduğu Piazza delle Erbe ,



Katedral, Palazzo Comunale (belediye binası), Eski vali Sarayı olan Palazzo Vecchio del Podestà , şehrin ileri gelen ailelerinin güçlerini yarıştırdıkları kulelerden Torre Grossa, Torre Rognosa ve Torre Chigi ile çevrili olan Piazza del Duomo ,



Palazzo Tortoli , bir dönem Çocuk Evi olarak da kullanılan Hotel Cisterna Palazzo Ridolfi , İki kuleli Palazzo Pellari ve Palazzo Ardinghelli Palazzo Lupi, Torre del Diavolo ile çevrili olan Piazza della Cisterna .



n San Gimignano’da bu üç meydanın hareketliliğinden ayrılabilirseniz Katedralin arkasında bulunan Piazza Pecori, Manastır olarak da kullanılmış olan Rocca of Montestaffoli Kalesi, San Pietro Kilisesi’nin bulunduğu Sant'Agostino Meydanı ve bir Dominikan manastırı olan San Dominica’yı da görebilirsiniz.



Bu şehirde size verebileceğim en güzel tavsiye Katedral'in merdivenlerinde oturup San Gimignano’nun ruhunu hissedin, her ne kadar ücretli olsa da her tarafı resimlerle süslü katedrali gezin (4 Euro) ve Piazza della Cisterna ’daki dondurmacıdan dondurmanızı alıp şehrin sokaklarında kaybolun.





Otopark sorununa gelirsek; Yüksek bir tepede kurulu olan şehre giderken bulduğunuz ilk yere aracınızı park edin desek, şehre uzun ve yorucu bir tırmanış yapmanız gerekir. Ancak şehre yaklaştıkça araç parkı bulmak çok zorlaşıyor. Biz Şehrin etrafında iki tur attıktan sonra Mehmet sinirlenip bir hışım özel bir evin arka bahçesine girdi. O kadar bunalmıştı ki "Aşkım burayı kapatırlarsa nasıl çıkacağız" dememe bile fırsat vermedi kilidi kırarız dedi. Ama bahçeye girince biraz rahatladım. Fransa ve İngiltere plakalı iki araba daha vardı içerde. Bu kadar yabancı varken kapatmazlar kapıyı dedim. Cidden kapatmamışlar. Dönüşte güzelce adamın arka bahçesinden çıkıp yolumuza devam ettik.

FLORANSA

Dünyada sanat denince akla gelen ilk şehir olan Floransa, Toskana bölgesinin de başkenti. Bu küçük şehir devleti, nasıl Rönesans’ı yaratıp,14. Yüzyıldan itibaren sanatın merkezi olmayı başarmış? Gerçekten Şehrin yöneticisi Medici ailesinin vizyonu mu bunu sağlayan? Halkın refahı mı? Özgür düşünce mi? Patlama noktasına gelmiş olan birikim mi? Yoksa hepsi mi? Bilemiyorum. Ama Donatello, Michalengelo, Leonardo Da Vinci, Botticelli, Floransalı; Dante, Machiavelli, Amerigo Vespucci Floransalı… Bütün bu insanlar nasıl Floransa’da yetişti aklım almıyor. Floransa geni diye bir şey yoktur herhalde



Sonuçta dünyanın en önemli sanat eserlerine ev sahipliği yapan müzeleri, muhteşem katedrali, Arno nehri üzerindeki karakteristik köprüsüyle turistlerin en sevdiği şehirlerden biri.



Floransa’nın görülmesi gereken yerlerinin başında muhteşem kubbesi, yeşil, beyaz ve pembe mermer kaplamalarıyla gördüğüm en güzel katedrallerden biri olan SANTA MARİA DEL FİORE geliyor. Ve tabi hemen yanındaki cennetin kapısı olarak adlandırılan kabartmalarla süslü kapısı ile Vaftizhane.



Şehirde görülmesi gereken en önemli meydan ise Piezza Signoria . Çevresinde LOGGİA DEİ LANZİ (Heykellerin bulunduğu Teras), önünde ünlü Davut heykelinin bir kopyası olan Vechio Sarayı, Neptün Çeşmesi ve Uffizi Galerisi bulunan bu meydan için sanırım Floransa’nın kalbi denilebilir.



Arno nehri kıyısına kurulmuş olan Floransa’nın Dünyaca ünlü köprüsü Ponte Vechio ise mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir diğeri. Üzerindeki kuyumcularla tüm turistlerin gözdesi olan köprü, üzerinden geçen Vasari koridoruyla da tarihsel bir öneme sahip. Bu Vasari Koridoru, Medici ailesinin halkın arasına karışmadan Uffuzi Sarayı ile Pitti Sarayı arasında gidip gelebilmeleri için yaratılmış. Medicileri sevsem de belli ki onlar da az değilmiş. Halkın içine çıkamamak nedir ya!



Bunların dışında Floransa da Pitti sarayı, Santa Maria Novella Kilisesi, Medici Şapeli ve San Marco Bazilikası ve tabi pek çok önemli sanatçı ve bilim adamının mezar lahitleri bulunan Santa Cross Kilisesi de ilginizi çekebilir.

Bu Mediciler ilginç insanlar. Şehre kızıp giden Michalengelo’yu şehre geri getirmek için halka söz vermişler. Her ne kadar Michalengelo’yu dönmeye ikna edemedilerse de yine de sözlerini tutmuşlar. Adamın cenazesini gömüldüğü gece Roma’dan çalıp, getirmiş ve gururla Santa Cross Kilisesine gömmüşler. Bu Medici kendini halka sevdireceğim diye çok uğraşmış ama o koridor lekesi de kolay kolay çıkmaz.



Floransa’da bizim en sevdiğimiz yerden de bahsetmeden de geçemeyeceğim. Pitti Sarayı’nın bahçesi olan hatta Dan Brown’un Cehennem kitabında detaylıca anlattığı Boboli Bahçeleri; heykelleri, havuzları ve taraçalarıyla keyifle vakit geçirdiğimiz hatta günün yorgunluğunu attığımız dünyanın sayılı bahçelerinden biridir.



Tabi ki şehirde sokak sokak gezip, minicik meydanlar, harika yapılar, sıradan bir kilisede şaşırtıcı sanat eserleri görebileceğiniz gibi, domuzun ağzına para sıkıştırmak gibi farklı totemlerle de karşılaşabilirsiniz. Floransa ruhu denilen bu durumları yaşamak size kalmış.



Evettt!!! Gelelim otopark sorununa;

Merkeze araba girebiliyor ama biz girmemenizi tavsiye edeceğiz. Pisa’dan sonra en fazla ceza yediğimiz yer sonuçta Floransa. Ama illa gireceğim diyorsanız, yol kenarlarında park yerlerini belirten mavi çizgili alanlarda boş yer bulmanız pek mümkün değil. Bu durumda fiyatı oldukça yüksek olan kapalı otoparkları kullanmanız gerekiyor. Bizim size tavsiyemiz merkezden daha uzak yerlerdeki mavi çizgili alanlara park edip ücretini de ödeyin. Tabi süreyi kısa tutmayın, hiçbir zaman düşünülen zamanda geri dönülemiyor.

PİSA

Hepimizin eğik kulesiyle tanıdığı Pisa’ya buralara kadar gelmişken gitmemek olmazdı. Daha önce Pisa’ya birkaç kez gitmiş olmamıza hatta Hakan’ın itirazlarına rağmen, kulenin ne zaman yıkılacağı belli olmaz, her fırsatta gidip görmek lazım diyerek bir kez daha gittik.



Şehirdeki en popüler yapı tabi ki halen eğilmeye devam eden kule. Tüm o turistler sadece kuleyi görmek için bu şehre geliyor. Piazza dei Miracoli’de (Mucizeler Meydanı) bulunan katedralin çan kulesi olarak inşa edilmiş olan Pisa Kulesi; Yuumuşak zeminde tonlarca mermerin ağırlığı nedeniyle daha inşaatı sırasında eğilmeye başlamış. Zaten o günden beri ayakta tutulmaya çalışılıyor. Hatta her Pisa Belediye Başkanı’nın en büyük korkusu kulenin kendi dönemlerinde yıkılmasıymış. Başkanlıkları boyunca hiç rahat uyumazlarmış. Üzüldüm adamlara, ama aday olma o zaman di mi bu çile çekilir mi?.



Tüm bunlara rağmen İstenirse Kuleye çıkılabiliyor. Bu adamlarda gerçekten akıl yok. Belli ki kule sıkıntılı daha niye zorluyorsun. Neyse, kuleye çıkış ücreti 18 Euro. Biz kuleye hiç çıkmadık ama Katedrali ve vaftizhaneyi gezdik. Özellikle katedral gerçekten çok güzel. Katedralin girişi ücretsiz ancak vaftizhane 5 Euro. Pisa’ya kadar gittiyseniz, Katedrale girin derim. Ve çıktıktan sonra Mucizeler Meydanının çimlerine yatıp, bu beyaz mermerden yapılmış üç harika binayı seyredin.



Aslında tüm turistler bu meydana akın ediyorsa da Pisa sadece eğik bir kuleden ibaret değil. Şehrin Şövalyeler Meydanı (Piazza Dei Cavaileri) etrafındaki Santo Stefano dei Cavalieri Kilisesi, süslü cephesiyle Carovana Sarayı, iki kulenin temeli üzerine inşa edilen Orologi sarayı ve Consiglio dei Dodici Sarayı ile şehrin en güzel yerlerinden biri.



Floransa gibi Arno nehrinin iki yakasında kurulmuş olan Pisa’da kıyı boyunca pek çok saray ve kilise bulunmakta. Özellikle üzerinde ki saat kulesiyle Palazzo Pretorio , hemen yanında Logge di Banchi ve Gotik bir kilise olan Santa Maria della Spina Kilisesi görülmeye değer.



Mucizeler Meydanı'na kadar araba girebilmesine rağmen size tavsiyem kesinlikle bu bölgeye arabayla gitmeyin. Trafiğin yönü ya da sokaklara girilip girilemeyeceği saatlere göre değişiyor. Siz tabelayı anlayana kadar çoktan cezayı yemiş oluyorsunuz. Pisa’da yediğimiz cezalar o kadar çok ki bu gidişimizde arabayı Vittorio Emanuele II Meydanı 'nın altındaki kapalı otoparka bıraktık. Çünkü daha önce gidişlerimizde şehirde bir saat kalmamıştık ama elimizde 2-3 ceza vardı. Bu sefer akıllandık, şehir merkezine gelmeden arabadan kurtulduk, ve yürüyerek merkeze gittik. Size de böyle yapmanızı tavsiye edeceğim.

LUCA

İlginç bir şekilde İtalya’da Türklerle karşılaşmadığım nadir şehirlerden biri olan Luca, tarihi dokusunu çok iyi korumuş bir şehir.



Geniş surları, kuleleri ve karakteristik cepheli kiliseleriyle ünlü Lucca alışık olduğumuz şehirlerden farklı olarak büyüyüp modernleşmesine rağmen, eski şehir surlarını tamamen korumuş. Günümüzde artık ihtiyaç kalmayan bu surlar yürüyüş yolları olarak kullanılmakta.



Luca gezmekten çok keyif aldığımız şehirlerden biri, çünkü neredeyse her sokağı küçük bir meydana, bir kuleye ya da bir kiliseye çıkıyor. Şehirde bizi en çok şaşırtan kiliselerin çokluğu oldu. Sonradan öğrendik ki zaten Luca’ya “Yüz Kilise şehri” denirmiş.



Şehirde ki en güzel kiliseler, St. Martin Katedrali, Aziz John Vaftizhanesi, Santa Reparata kilisesi, San Michele in Foro Kilisesi ve San Frediano Bazilikası . Üzülerek belirtiyorum bütün kiliselere giriş paralı. Ama Katedral'in ve San Frediano Bazilikası'nın iç süslemeleri görülmeye değer.



Şehirde kiliseler dışında; Roma tiyatrosu kalıntılarının üzerine, tiyatro formunu koruyarak tasarlanmış Anfiteatro Meydanı'nı, Napolyon’un işgali döneminde yapılmış olan Napolyon Meydanı'nı ve tepesinde dikili ağaçlarla Guinigi Kulesi 'ni görebilirisiniz.





Toskana’nın tüm şehirleri gibi daracık sokaklarında sıkılmadan dolaşıp, keyif alacağınız şehirde biz en çok Pfinder Sarayı'nın bahçesini sevdik. Sarayın içinde gezecek pek bir şey yok ama Ağustos sıcağında, taş binaların arasında kavrulurken karşımıza çıkan İtalyan Barok tarzı bu bahçe; heykeller, havuzlar, limon ve bambu ağaçları ile bize cennet gibi geldi.



Şehirde otopark sıkıntısı yok. Ancak eski şehre araç giremediği için arabayı surların dışına park etmeniz gerekiyor.

PİSTOİA

Hiç planımızda yokken Floransa’ya yarım saat mesafede ki Pistoia’ya da yolumuz düştü. Buranın Papa çıkarmış, cesaret madalyalı bir şehir olduğunu duyunca zaten yolumuzun üzerinde hadi buraya da gidelim dedik. Pistoilalılar tarih boyunca özgürlüklerine düşkün olmalarıyla ünlü. Öyle ki Mediciler bile bunlarla baş edebilmek için böl ve yönet taktiğini uygulamışlar. Zaten birleştiler mi önlerinde kimse duramıyor. Pistoia partizanları 2. Dünya savaşında öylesine sıkı direnmişler ki şehrin cesaret madalyası varmış.



Kendi halinde küçücük bir şehir olan Pistoia’da gezilecek çok bir yer yok. Şehrin en güzel yeri katedral, vaftizhane ve Belediyenin ( Palazzo Comunale) bulunduğu Piazza Del Duomo yani katedral meydanı.



Ama İtalya’da hiç turist olmayan bir yere gitmek isterseniz Pistoia’yı düşünebilirsiniz.

Toscana’da son gezdiğimiz yer Pistoia aoldu. Ancak biz turumuza devam ederek, Ligurian Denizi kıyısındaki Cinque Terreye’de biraz da denizin tadını çıkardık. Eğer yazın Toskana turu yapıyorsanız mutlaka sonuna Cinque Terre koymanızı önereceğim. Floransa’ya 150 km mesafedeki bölge pastanın kreması olacaktır.



CİNQUE TERRE

Liguna şehrine bağlı bir birinden güzel beş balıkçı kasabasından oluşuyor ve bana göre İtalya’nın en güzel denizlerinden birine sahip. Ancak bölgeye ulaşmak çok kolay değil. Köylerden sadece birine arabayla gidilebiliyor. Cinque Terre’ye gitmenin en kolay yolu Linue şehrinden tirenle gitmek. Bölgeye 10-15 dakikada bir tren kalkıyor. Yaklaşık yarım saatte Cinque Terre'ye varıyor. Bu sistemin güzel yanı trene binerken aldığınız bilet gün boyunca geçerli. Bu biletle tüm gün köyler arasında gidip gelebiliyorsunuz. Tabi böyle olunca biletin fiyatı biraz yüksek. Kişi başı 16 Euro.



Trenden Cinque Terre’nin son durağı olan Monterossa’da inip başa doğru gezmek en kolayı.
  • MONTEROSSA;
  • Beş köy içerisinde kumsalı ve plajı olan tek köy. Çocuklu aileler genellikle burayı tercih ediyor. Yani turistten çok tatillerini geçiren İtalyanlarla karşılaşıyorsunuz.


  • VARNEZA;
  • Cinque Terre’nin tek doğal limanı olan kasaba rengarenk balıkçı tekneleri, oyulmuş kayaların altından geçen yolları, canlı, cıvıl cıvıl sokaklarıyla çok keyifli.



  • CORNEGLİA;
  • Denize kıyısı olmayan bu tek dağ köyüne kıyıdan çıkılan merdivenlerle ulaşabileceğiniz gibi tren istasyonundan kalkan minibüslerle ulaşabilirsiniz. Ulaşımın zahmetli olması nedeniyle daha az sayıda insan tarafından ziyaret ediliyorsa da bence daracık sokakları, minik kafeleri ve manzarası görülmeye değer.





  • MANAROLA;
  • Muhteşem gün batımları, rengarenk evleri, balıkçıları ve kayalardan girilen pırıl pırıl deniziyle en güzel köylerden biri olan Monorola’ya mutlaka akşam saatlerinde gelip güneşin batışını seyretmelisiniz.



  • RİOMAGGİORE;
  • Bölgenin en popüler köyü Manarola olmasına rağmen benim en sevdiğim Riomaggiore oldu. Denizden başlayıp daracık merdivenlerle katman katman yükselen köy birbirinin içine girmiş evleriyle daha karakteristik. Tepelere doğru çıktıkça göreceğiniz kilise ve bahçesi ise köydeki tek düz alan diyebilirim.






PARMA

Cinque Tereden Bologna’ya geçerken hadi Parma’yı da görelim diyerek gittiğimiz şehir bizi en çok şaşırtan yerlerden biri oldu.


Eminim Parma futbol takımı olmasa İtalya’da ismini bilmediğimiz onlarca şehirden biri olurdu. Sadece bizler değil, diğer Avrupalı turistler de Parma’yı cazip bulmuyor. Şehirde neredeyse hiç turist görmedim. Şehir cansız, gezecek çok bir şey yok ama o Katedralin hatta küçük kiliselerin içleri yok mu gerçekten aldığın yola değiyor. İçeride tüm duvarlar ve tavanlar resimlerle süslü. Öyle sıradan resimler de değil, her biri sanat eseri.



İçi böylesine muhteşem bir kiliseden bahsedince dışının da gösterişli olacağını düşünüyor insan, ama öyle değil. Katedralin dışı o kadar sıradan ki içini bilmeseniz şunun kapısından bakayım bile demezsiniz. Öyle ki katedralin çok güzel olduğunu okuduğum için direk Katedrale gittik, ama karşımdaki kiliseyi görünce kesin yanlış geldim dedim. Karakteristik vaftizhanesini görene kadar ciddi ciddi şehirleri , karıştırdık herhalde diye düşündük. Ama kapıdan girince gerçekten bambaşka bir dünya. Parma’da dışı güzel diyebileceğim bir kilise görmedim ama en sıradan kilisenin bile içi değerli resimlerle süslü. Ayrıca Parma’da kiliseler ücretsiz.



Katedralin Vaftizhanesi ise bu güne kadar gördüğüm en yüksek vaftizhane. Verona mermerinden yapılmış olan vaftizhane tadilatta olduğu için gezemedik ama buranında içi resimlerle süslüymüş.



Şehirde Katedral Meydanı dışında Katedralin hemen arkasında yer alan San Giovanni Evangelista Kilisesi, Saat kulesiyle dikkatleri çeken Palazzo del Governatore, San Pietro Apostolo Kilisesi ve Belediye binası ile çevrili olan Garibaldi Meydanı, bu meydanın yanında yer alan Santa Maria della Steccata Kilisesi ile Sant'Alessandro Kilisesi görebileceğiniz yerler.



Parma Ulusal Müzesi de İtalya’da ki zengin müzelerden sayılıyor. Vaktimiz olmadığı için biz gezemedik ama Kıvılcım'la kararlıyız iki günlüğüne de olsa gidip bu müzeyi gezeceğiz.

Son olarak, sıcak bir yaz günü Parma’daysanız, heykeller ve çeşmelerle süslü Parco Ducale’de (Dükler Parkı) keyifli zaman geçirebilirsiniz.



Evet uzun bir yazı oldu ama Toskana bölgesine gitmek isteyenlere yardımcı olacağını düşünüyorum.

Yeni yazılarımızla buluşmak üzere…