br> Sicilya Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ İTALYA/ SİCİLYA

SİCİLYA GEZİ REHBERİ

Sicilya’yı görmeden İtalya’yı görmüş sayılmazsınız sözünü o kadar çok duyduk ki, sonunda Sicilya’ya da gittik. Hem de iki sene üst üste. Çünkü gerçekten Sicilya’ya doyamadık.



Muhteşem sahilleri, Barok şehirleri, kendine özgü köyleri ve tabi ki hafif hafif tüten Etna Yanardağı ile Sicilya anlatılmaz yaşanır ama ben yine de elimden geleni yapacağım.



Sicilya tarih boyunca Fenikeliler, Kartacalılar, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Normanlar yani nerdeyse Akdeniz’den yolu geçen her uygarlık tarafından işgal edilmiş. Dolayısıyla tüm bu uygarlıklardan etkilenmiş ama hepsini kendi içinde eritmiş ve bugünkü Sicilya kültürünü yaratmış. Yine de tüm bu medeniyetlerin izleri adada hissedilmekte.



SİCİLYA NEREDE?

Akdeniz’in en büyük adası olan Sicilya İtalya yarım adasının güneyinde yer alıyor. Çizmenin burnu ile arasında Messina Boğazı olan yarı özerk adada dokuz şehir bulunuyor. Bunlar, Bölgenin başkenti Palermo, Katanya, Messina, Ragusa, Trapani, Agrigento, Enna, Caltanissetta, Siracusa.



Sicilya’da yer alan Etna Yanardağı aktif bir volkan. Neredeyse 2- 3 senede bir faaliyete geçiyor. Ve Katanya ya da Taormina’dan rahatlıkla görebileceğiniz gibi sık sık tütüyor. Bu dumanı ilk gördüğümde çok tedirgin olmuştum. Düşünsenize karşınızda Avrupa’nın en büyük yanardağı ve tepesinden duman çıkıyor. Sonra Sicilyalılarla konuşa konuşa öğrendik ki Etna her zaman tütermiş bu önemsenen bir durum değil. Zaten harekete geçtiğinde de hiçbir zaman Vezüv gibi patlamazmış. Etna akarmış. Yakınlarda değilsen sıkıntı olmaz diyorlar. Volkana her gün geziler düzenlendiği düşünülecek olursa sanırım haklılar tütmesinden bir şey olmuyor.

SİCİLYA’YA NASIL GİDİLİR?

THY İstanbul’dan Catanya’ya direk uçuyor. Uçuş 2,5 saat sürüyor. Maalesef Pegassus gibi ucuz hava yollarının Sicilya’ya direk uçuşu yok.

SİCİLYAYA NE ZAMAN GİDİLİR?

Akdeniz ikliminin etkisindeki adanın en güzel zamanları ilkbahar ve sonbahar ayları. Ama biz her iki Sicilya tatilimizi de yazın ortasında yaptık. İlkinde Temmuzda, ikincisinde Ağustosta Sicilya’daydık. Eğer sıcak hava, gezmenizi çok etkilemiyorsa ve denize de girmek istiyorsanız yaz aylarını tercih etmenizi öneririm.



Ancak Ağustos ayı İtalyanların tatil dönemi olduğu için, Sicilya, yerli turistlerin akınına uğruyor ve çok kalabalık oluyor. Özellikle araç kiralama ve konaklama fiyatları yükseliyor. Bu durumu bilen turistler de Ağustos ayını pek tercih etmiyorsa da, ben turistten çok İtalyanların olduğu, pek çok İtalyanın yazlığına geldiği, sabahlara kadar yiyip içip eğlendiği bu Sicilya’yı çok sevdim.



SİCİLYA NASIL GEZİLİR?

Adayı gezmenin en güzel yolu araba kiralamak. Katanya’dan kiralanacak bir arabayla bir hafta boyunca Sicilya’nın kendine özgü şehirlerini doya doya gezip dönüşte yine arabayı Katanya havaalanında teslim edebilirsiniz.

Tabi araba kiralamak söz konusu olunca mutlaka İtalya’da Araba Kiralamak ve Cezalar yazımı okumanızı önereceğim.
Sicilya’da görmek istediğiniz yerleri belirleyip program yaparsanız çok daha verimli bir gezi olacaktır.

Biz Sicilya’ya iki gidişimizde de hemen hemen aynı rotayı izledik.



Arkeolojik kalıntıların bulunduğu Agrigento’ya gitmedik. Yazın en sıcak günlerinde Sicilya’yı gezince açık arkeolojik alanlar gözümüzü korkuttu. Bu bölgeyi başka bahara erteledik.

Sicilya’da yollar biraz sıkıntılı. Otobanlar çok dar ve inanmayacaksınız ama her zaman yolda çalışma var. Normal yollar ise köylerin kasabaların arasından geçip Sicilya’nın etnik havasını görmeniz açısından keyifli gibi gelse de sizi çok yavaşlatacaktır. Bence otobandan hiç şaşmayın.



SİCİLYA’DA NEREDE KALINIR?

Adanın hangi şehrinde kalırsanız kalın konaklamada hiçbir sorun yaşamazsınız. Ancak küçük yerlerde lüks otel görmedim. Aslında Sicilya’da pansiyonlar ve kiralık evler daha revaçta. Fiyatlar İtalya’nın geneline göre daha uygun.



Biz her zaman ki gibi kalabalık bir gurup olarak gezdiğimiz için ev kiralamayı tercih ettik. İlk gittiğimizde sadece ilk gecemiz için Katanya’da yer ayarladım geri kalan tüm şehirlerde spontane hareket ettik. Gezeceğimiz yerler belliydi ama hangi şehirde ne kadar kalacağımıza şehri gördükten sonra karar verdik. Katanya (2), Savoca (1), Cefalu(1), Palermo(1) ve Sirakuza’da (2) kaldık. Ama bu yöntemi çok sevmiyorum ev ayarlamayla çok zaman kaybediliyor. Bu sürede başka şeyler yapılabilir. Bu nedenle ikinci seferimizde evleri önceden ayarladım. Katanya (2), Palermo (2), Noto (2), Siracusa (2)’da kaldık.

Evlerin hepsi çok keyifliydi. Baba filminin çekildiği Savoca’da kaldığımız kocaman evi ve balkonundan görülen manzarayı unutamayacağız kesin ama Palermo’da kaldığımız ev, dekoruyla tüm gezilerimizde kaldığımız en absürt ev olarak listenin başına geçti.



Eve girdiğimiz anda şok olduk salonda çelik iskeletler, şeytan motifleri, şark köşeleri, eski kitaplar ve antika vazolar ve üzerinde "Mucizeler Yaratan Türk" yazan bir Atatürk afişi. Kesinlikle kaldığımız en ilginç evdi.



SİCİLYA’DA NE YENİR?

Adada olmanın en güzel yanı tabi ki deniz ürünleri. Adanın hemen her yerinde lezzetli balıklar ve deniz kabukluları çok uygun fiyatlarla yenilebilir. Ama özellikle Katanya’da kılıç balığı yemenizi önereceğim. Bence adada en güzel kılıç balığı Katanya’da yapılıyor.



İtalya genelinde porsiyonlar genellikle az olmaz, hatta küçük kasabalarda porsiyonlar fazlasıyla tatmin edicidir. Bu durum Sicilya’nın genelinde de aynı şekilde devam ediyor. Özellikle deniz kenarlarındaki restoranlarda kalamar yiyip bira içeyim derseniz, emin olun hem gözünüz hem karnınız doyuyor.



Deniz ürünleriyle aranız çok yoksa çok lezzetli biftekler yiyebilirsiniz.

Pizza tabi ki var ama dilim pizzanın yerini Sicilya’nın kendine özgü atıştırmalığı arancini almış. Görüntüsü bizim içli köfteye benzeyen arancini pirinçle karıştırılmış malzemelerin sadece dışının kızartılmasıyla yapılıyor. Mantarlıdan biberliye, ciğerliden karidesliye her çeşidi olan arancini’yi çok sevdim. Özelikle Palermo’da Teatro Massimo’nun önünden geçen Maqueda Caddesinde “Ke Palle” de mantarlı arancini yemelisiniz. Sicilya’nın pek çok şehrinde her gün birkaç tane arancini yedim en güzeli buradakiydi.



Pizza konusunda tek bir yerden bahsedeceğim. Palermo’da pizza yiyecekseniz Pizzeria Frida’da yemelisiniz. Katedralin arka sokaklarında bulacağınız bu pizzacı Palermo’da bir numara. Çok az oturma alanına sahip ve önünde sürekli kuyruk oluşuyor. Zaten erken saatte gidip oturmadıysanız, oturmak için beklememelisiniz, paket servis yaptırmanızı öneririm. Çünkü Sicilyalılarda aynı bizim gibi yer yemez kalkmıyorlar. Biz bu pizzacıya gittiğimiz de sırayı görünce şok olduk. Sıra çok uzun, beklesek acımızdan ölürüz. Paket siparişi verdik. (yoğunlukta onun bile çıkması 45 dakikayı buluyor) Sonra hemen Türk pratik zekası devreye girdi. Beklerken baktık yanda bir kafe var ama boş, yani bir taraf yıkılıyor diğer taraf sinek avlıyor. Gittik sahibine biz yandan sipariş verdik, oradan pizzamızı alalım sizin kafede oturalım buradan da şarabımızı söyleyelim olur mu dedik. Olur tabi dedi. Biz oturduk yandan yemeğimiz geldi. Aaa bi baktık ki herkes aynı şeyi yapmaya başladı. Onunda tüm masaları doldu. İki dükkan arasında şakalar eğlenceler, muhteşem pizzalar, güzel şaraplar kesinlikle çok keyifliydi.

Tatlıya gelirsek, cannoli tabi ki. Kızartılmış hamurun içinde rizotto peyniriyle yapılmış bir kremanın doldurulmasıyla yapılan bu tatlı çok meşhur. Sicilya’da olduğunuz sürece tam olarak cannoli bombardımanına tutulacaksınız. Limonlusuna bayıldığım cannolileri, ister sokakta ayak üstü ister restoranda yiyin, çatal bıçak kullanmadan, elle tutup ısırarak yemek gerekiyor.



Modika’nın el yapımı acı çikolatalarından da bahsetmeliyiz. Tarifi Azteklere dayanan çikolata bildiğimiz kremsi kıvamda değil.



Şeker ve kakao eritilerek değil bir çeşit değirmende ezilerek birbirine karıştırılıyor. Ve taze olarak yenmesi gerekiyor. Yerken ağzınızda kum gibi bir his bırakıyor. Alıştığımız çikolatalardan çok farklı. Denemenizi öneririm. Şehirdeki en ünlü çikolatacı Antica Dolceria Bonajuto. Aynı zamanda buradan çikolata likörü de alabilirsiniz.



Son olarak Regusa’da Galeti Divini’den şaraplı dondurma almalısınız. Onlarca çeşit dondurması var ama en meşhuru şaraplı olanlar.



DİL

Her ne kadar İtalyanca konuşuyorlarsa da tamamen kendilerine özgü bir şiveleri var. Hatta bu dile Sicilyaca diyenler bile var. Ama İtalyanca bilmiyorsanız bir şey fark etmez. Nasılsa ikisini de anlamıyorsunuz.

İngilizceye gelince turistik yerlerde müze, otel, kafe ve restoranlarda İngilizce konuşan kişileri bulabilirsiniz ama yol üstü duraklarında, benzinliklerde hatta diyelim ki ev kiraladınız ev sahibinizle İngilizce anlaşmanız çok zor. Ama merak etmeyin Akdeniz’in ortak bir dili var. Bol bol bağrışmaca ve el kol hareketleri… Mutlaka anlaşıyorsunuz.

😄

SİCİLYA UCUZ MU?

Euro bölgesi olduğu düşünülürse tabi ki bize göre pahalı. Ama İtalya’nın tamamından çok daha ucuz olduğu bir gerçek. Ayak üstü atıştırmalıklar, kahve bira 2-3 Euro. Restoranlarda balıklı, şaraplı, tatlılı bir yemek kişi başı ortalama 18-20 Euro civarında.



Ama Taormina gibi zenginlerin rağbet ettiği kasabalarında fiyatlar normalden de pahalı. Normalde 2-3 Euro olan cannoliyi Taormina’da bir kafede 5-6 Euro’ya yiyebilirsiniz.

VİZE

Sicilya’ya gidebilmek için ya Schengen vizeniz ya da yeşil pasaportunuz olması gerekiyor

Uzun süreli Schengen Vizesi almak istiyorsanız Vize İçin İpuçları yazımı okuyabilirsiniz.

MAFYA

Bir çok uygarlığın kalıntılarına sahip neredeyse her yeri dünya kültür mirası sayılan Sicilya aynı zamanda Mafya kavramı ile özdeşleşmiş durumda .

19. yüzyılda Fransız işgaline karşı direniş hareketi olarak kurulan Mafya (Mafia) kelime olarak “Morte alla Francia İtalia Anela” (Fransa’ya ölüm, İtalya’nın umudu ) sloganın baş harflerinden oluşuyor.

Zaman içerisinde sadece işgal güçlerine karşı değil, her türlü otoriteye baş kaldıran Mafya dünyanın en büyük suç örgütü haline gelmiş. 2000’lerin başında büyük operasyonlarla darbe alan mafyanın büyük aileleri artık eski gücünde değilse de mafya bitti de denilemiyormuş. Zaten ben de Sicilya’yı mafyadan ayrı düşünemiyorum. Sanırım Baba filmini seyretmiş herkes benimle aynı fikirdedir.



Son bir bilgi vereyim ada halkı mafyadan bahsetmeyi sevmiyor. Yani konuşurken buna dikkat etmekte fayda var. Zaten ateşli olan Sicilyalıları kızdırmaya gerek yok.

😄

SİCİLYA GÜVENLİ Mİ?

Tabi mafya ile özdeşleşmiş bir adadan bahsedince bu soru hepinizin aklına gelmiştir.

Buna verecek çok net bir cevabım yok. Ne de olsa İtalya genelinde hırsızlık ve kap kaç her zaman büyük bir sorundur yine de Sicilya güney İtalya’dan özellikle Napoli bölgesinden çok çok güvenli diyebilirim. Sanırım bunun nedeni mafyanın tetikçileri ve ayak işerini yapanların Napoli bölgesinde yaşamasına rağmen, büyük mafya ailelerinin Sicilya’da yaşıyor olması.

Yani Sicilya biraz daha mafya tarafından güvende tutuluyor çirkin olayların burada yaşanmasına izin verilmiyor diyebiliriz. Her ne kadar efsane mafya babalarının neredeyse tamamı hükümetin yaptığı operasyonlarla temizlenmişse de günümüzde etkinliğini sürdüren mafya patronlarının anneleri, babaları, teyzeleri, dayıları, amcaları bu adada yaşamaya devam ediyor. Yani bir bakıma Sicilya mafya için ev. Ve eve işi taşımıyorlar diyebiliriz.

Beş bayan Sicilya’da bir hafta kaldık, gece yarılarına kadar sokaklarda dolaştık hatta Katanya’da alt gelir seviyesinde insanların yaşadığı bir bölgede konaklamamıza rağmen hiçbir şekilde rahatsız edilmediğimiz gibi, gece yarısı sokakta eğlenen gençlerin, sanırım tedirginliğimizi fark edip, sakince evlerinin önüne geçip oturduklarını gördük. Öyle ki ertesi akşam annem aynı sokağa girince “Anne sokakta gençler var, caddeden gidelim” dediğimde; Anneme “Gelin gelin bunlar bizim çocuklar” dedirtecek kadar güven teşkil ettiler.

Ama dediğim gibi İtalya da hiçbir şeyin garantisi olmaz. Hiç ummadığınız bir anda hırsızlık ya da yan kesicilikle karşılaşabilirsiniz yani dikkatli olmakta fayda var.

TRİNACRİA

Sicilya’da hemen her yerde göreceğiniz ve Sicilya Bayrağının ortasında da yer alan, üç bacaklı, Medusa başlı kadın figürü Sicilya’nın sembolü. Bacaklar adanın üç burnunu ifade ediyormuş. Medusa ise Sicilya’nın koruyucusu.



SİCİLYA’DA YAŞAM

Kendilerini İtalyan olarak görmeyen halk size bunu biz “Sicilyalıyız" diyerek her fırsatta hatırlatmakta. İtalyanlardan daima burun kıvırarak bahsetseler de Napolilere gelince iş biraz değişiyor. Napolililerle ilişkilerini “Onlar farklıdır kuzeylilere benzemezler ama yine de biz birbirimize güvenmeyiz” diyerek özetliyorlar.

Ada halkı için İtalya’nın en rahat, en keyfine düşkün, en gürültücü, en kural tanımaz, en cana yakın insanları diyebilirim. Ülkenin en fakir bölgesi olmasına rağmen çalışmak ve daha çok kazanmak gibi bir kaygıları yok. Zaten böyle kaygıları olanlar İtalya’nın kuzeyine göç etmişler. Adada kalanlar aslında para değil de keyif arayanlar diyebilirim. İşin ilginç tarafı adada genç nüfus fazla.



Ateşli tavırlarına, hararetli konuşmalarına bakıp tez canlı diye düşünseniz de kesinlikle yarın yapılabilecek bir iş için bugün parmaklarını kıpırdatmıyorlar. Öyle rahatlar.

Katanya’da ki ev sahibimiz Sicilyalıları anlamama çok yardımcı olmuştu. Henüz 40’lı yaşlarında ve bilişim üzerine eğitim almış ve bir süre Almanya’da oldukça iyi bir firmada çalışmış ama ben burada mutlu olamam deyip Katanya’ya geri dönmüş. Evin birkaç odasını kiraya vererek resmen kıt kanaat geçinmesine rağmen “Akşam balkonuma oturuyorum, şarap elimde, karşımda Etna hafif hafif tütüyor. Dünyada hiçbir şey bana bu zevki veremezdi. Bizde geri döndük” dedi. Kıskanmadım desem yalan olur. İşte çoğu Sicilyalının hayata bakışı böyle.

Katanya’nın en önemli caddesinde yer alan binaların yamalı boyaları sanırım ne demek istediğimi anlatacaktır.



Sicilya her ne kadar Avrupa birliğinde olsa da yaşam Avrupalı değil. Aileler iç içe yaşıyorlar. Sofralar her zaman kalabalık, çocuk yetiştirmek kurallara bağlı değil. Çocuklar gece yarılarına kadar oturuyorlar, erken yatacaksın falan diye bir şey yok. Şımaran bir çocuğa iki tane patlatmak da, iki dakika sonra ağlayan çocuğu kucağa alıp sevmek de son derece sıradan. Belki de bu yüzden Sicilya’da kendimizi bu kadar rahat, bu kadar evimizde hissettik. Bir yerde okumuştum "Bizi kendine çeken yabancı olan değildir. Asıl tanıdık olandır bizi büyüleyen” diyordu. Doğru bir söz sanırım.

Gerçekten de Sicilya’da kuralların bir önemi yok. Hız sınırıymış, emniyet kemeriymiş kimsenin umurunda değil. Direksiyonda babasının kucağında çocuk bile gördüm ama resmini çekemedim ona yanarım.

Avrupa’nın takıntılı steril hayatı Sicilya’nın yakınından bile geçmemiş. Sırtında et taşıyan kasaplar mı ararsınız, kamyonetinin kasasında yemek yapıp satanlar mı? Hepsi var.



Ayrıca neredeyse her yerde sigara içilebiliyor. Kapalı alan falan fark etmiyor. Hatta bu konuda ceza falan yazılabildiğini sanmıyorum çünkü Carabinieriler de bu konuda çok rahatlar.

SİCİLYA GEZİLECEK YERLER

KATANYA

Etna Yanardağı’nın eteklerinde kurulmuş, magma sıcağını her anlamda hissettiğiniz bu şehir Sicilya’nın diğer şehirlerinden çok farklı. Her şeyden önce diğer şehirlere beyaz ve sarı hakimken Katanya’ya siyah ve griler hakim.



Yukarda Sicilyalılar kendilerini İtalyan görmüyorlar demiştim ya Katanyalılar Sicilyalı olarak da görmüyorlar. Onlar Katanyalı.

😄

“Su ve Ateş" arasında denilen şehir Etna Yanardağı ile deniz arasında kurulmuş. Katedral, Palazzo Elefenti, Palazzo dei Chierici ile çevrili şehrin en ünlü meydanı olan Plazza Dumo şehirde görülecek yerlerin başında geliyor



Meydanın ortasında bulunan Fontana dell Elefante (Fil çeşmesi) şehrin sembolü. Pagan ve Hristiyanlık sembollerinin bir arada kullanıldığı kaidenin üzerindeki duran filin poposunu öpüyormuş gibi yapmak şehrin eğlenceli bir geleneği.



Dumo meydanıyla iç içe olan Fontana dell Amenano ve hemen arkasındaki balık pazarı şehirde mutlaka uğramanızı önereceğim yerlerden biri. Öğlene kadar balık pazarı kurulan caddede gece de balık restoranları açılıyor



Şehrin en hareketli caddesi olan Via Etna, limana açılan Porta Uzeda ve Porta di Carlo V’den başlayıp ve Etna Yanardağına doğru gitmekte. Katanya’da hayatın merkezi olan bu uzun cadde üzerinde, yukarıda bahsettiğim Dumo Meydanı, Üniversite Meydanı ve Stesicoro Meydanı bulunmakta.



Palazzo Gioleni D’Angio, Palazzo Sangiuliano ve Collegiata Kilisesi ile çevrili olan Üniversite Meydanı, Etna Caddesinde gezerken cannoli yiyip bir kahve içebileceğiniz keyifli kafelerle çevrili.



Tarih Müzesi, Roma Tiyatrosu kalıntıları ve San Biagio Kilisesi ile çevrili olan Stesicoro Meydanı’nın arka sokaklarında Sicilya’nın harika sokak pazarlarından biri kurulmakta. Pazarda aradığınız her şey var. Ama bence pazarın meyve sebze bölümü gezerken atıştırmalık bir şeyler almak için mükemmel.





Etna caddesinin doğusunda birbirine çok yakın Santa Agata Kilisesi, San Placido Kilisesi ve benim farklı bulduğum Massimo V Tiyatrosu gezilebilir.



Şehirde Katedral Meydanında görebileceğiniz kiliseler dışında pek çok kilise bulunmakta. Ancak bu kiliselerin en büyük sorunu açık bulmak çok zor. Eğer şansınızı denemek isterseniz, hepsi birbirine çok yakın olan San Benedetto Kilisesi, San Francesco Borgia Kilisesi ve San Giuliano Kilisesi Katanya’nın en güzel Barok örnekleriymiş ama biz hiç açık yakalayamadığımız için gezemedik. Üstelik bu üç kilise öyle dar bir sokaktaki düzgün bir resmini bile çekemedik



Tüm bunların dışında şehirde Piazza Mazzini, San Francesco D’assisi Meydanı, Villa Cerami, Urino Kalesi, Bellini Park, Yunan Tiyatrosu ve Roma Hamamı kalıntıları ve Dante Meydanı'nda yer alan San Nicola Manastırı ve Bahçesi görülebilir.



Katanya’nın denizi de çok güzel. Kıyı boyunca pek çok beach bulunuyor. Ancak bunların ücretleri oldukça fazla. Eğer tüm gün deniz planlamadıysanız, kısa süreli denize girip gezmeye devam edecekseniz o zaman ücretsiz olan halk plajlarından denize girebilirsiniz. Ancak buralarda şemsiye ve şezlong olmadığı için güneşten korunmak imkansız bu nedenle halk plajlarında denize girmek için akşam üzerini tercih etmelisiniz.

Bu halk plajlarında tesis yok, ama yerli halk genel olarak bu plajlara geliyor. Beachlere sadece turistler gidiyor. Öğleden sonra Katanyalılar şemsiyelerini havlularını alıp plajda buluşuyorlar, gençler, yaşlılar, teyzeler, amcalar herkes var. Yanlarında da yiyecekleri içecekleri aynı bizim gibiler.

Otopark konusuna gelecek olursak bu durum her zaman için sorun. Yol kenarında paralı park yeri bulmak bile sıkıntılı olduğu için bedava park etmeyi hiç düşünmeyin. Şansınız varsa yol kenarında, belediyenin parkmetreli alanlarına park edebilirsiniz. Yoksa kapalı ya da açık özel otoparkları kullanmanız gerekecek. Ama Katanya’da otopark fiyatları oldukça ucuz biz 24 saatine 6 Euro falan ödemiştik

TAORMİNA

Katanya’ya 60 km mesafedeki Taormina, Tauro dağının kayalık yamaçlarında kurulmuş. Sicilya’nın en lüks kasabası diyebileceğim Taormina’nn muhteşem manzaraları, minik koyları, İsole Bella adasının plajları, hatta hiç ilginizi çekmese bile Taormina’ya yakışmış diyeceğiniz tasarım butikleri, marka mağazalarıyla Sicilya’nın genelinden çok farklı.



Turistler kadar İtalyanlarında gözde tatil yerlerinden biri olan Taormina, bu yoğunluğu kasabadaki tek bir cadde ve daracık sokaklara yaymaya çalışsa da tabi ki bu mümkün olmuyor. Dolayısıyla kasaba her zaman kalabalık.



Gezilecek yerlerin başında muhteşem manzarasıyla Yunan Tiyatrosu gelmekte. Bu manzara pek çok ressama ilham kaynağı olmuş. Biz gittiğimizde tiyatroda bununla ilgili bir sergi vardı.



Taormina’nın tek meydanı diyebileceğimiz yine çok güzel bir deniz manzarası sunan Piazza IX.April (9 Nisan Meydanı) ise, Saat Kulesi, St Giuseppe Kilisesi ve geometrik yer döşemeleriyle bana göre kasabanın en keyifli bölgesi.



Bunların dışında Garden of Villa Cominale (Belediye Bahçeleri), Palazzo Corvaja, Santa Caterina D’Alessandria Kilisesi'ni gezebilir ve Taormina’nın daracık karakterize sokaklarında Sicilya’da olmanın tadını çıkarabilirsiniz.



Denize girmek için İsola Bella’yı ya da kuzeyindeki küçük koyu kullanabilirsiniz. Isola Bella her zaman çok kalabalık olduğu için biz küçük koyda denize girmiştik. Buranın bir avantajı da sahilde bir kafe var. Hem kafede bir şeyler yiyip içip, hem de canınız isteyince denize girebiliyorsunuz.



Tepelere kurulmuş ve yolları çok dar olan şehirde ulaşım ve otopark büyük sorun. Şehre deniz kenarından teleferik çalışıyor ama arabayı park edecek yer bulmak imkansız.

Uçurumun kenarında daracık virajlı ve kalabalık bir yoldan şehre ulaşılabiliyor. Biz ilk gittiğimizde bu yoldan şehre çıktık o zaman teleferiği bilmiyorduk ama yaklaşık bir saat arabayı park etmek için boğuştuk. Şehre araba girmiyor. Yol boyunca uçurumun el verdiğince yamaçlara katlı otopark yapmışlar ama o yoğun trafiğe tabi ki yetmiyor. Zaten yolda berbat olduğu için ikinci gidişimizde “ben o yolda araba kullanamam çok korkuyorum teleferikle çıkalım” demiştim. Tabi şehre gelince işin bu kadar kolay olamayacağı belli oldu. Arabayı koyabileceğim otoparkı falan geçtim en ufak bir açıklık yok. Yolda ikinci sıra olmuş, arabaları bırakmış gitmişler. Hani bizim bayramlarda tatil bölgeleri nasıl olur; arabanın üzerine telefon numarası yazıp arabayı yola bırakır gidersin, aynen öyle. Baktık arabayı aşağıda bırakmak mümkün değil teleferikten vaz geçtik. O iğrenç virajlı yoldan şehre çıktık. Şehrin kapısına kadar geldik ama hiçbir otoparkta yer yok. Yol tek yön, geri dönüş yok, arkadan araçlar sürekli geliyor. İndirdim arabadakileri, Kıvılcımla ikimiz devam ettik. Tekrar viraj uçurum deniz kenarına kadar indik ama artık sıcak bir yandan trafik bir yandan uçurum falan umumda değil. Tekrar tırmandık bu sefer otoparkın birine girdim artık bir arabanın arkasına bırakıp çıkacağım o noktadayken hiç unutmuyorum Fransız bir çift çıktı onların yerine nasıl tek hamlede girdim hala inanamıyorum. Normalde öyle dar bir alanda ben on hamlede falan park ederim. Bu maceramdan da anlayacağınız gibi Taormina’da araba park etmek için çok şanlı olmak gerekiyor.

SAVOCA

Baba filminin bazı bölümlerinin çekildiği köy olması nedeniyle turistlerin listesine giren Savoca’da aslında filmde gördüğümüz Bar Vitelli ve Kilise dışında pek bir şey yok.



Gezecek çok bir yer olmasa da Savoca’nın sakinliğini, insanların sıcaklığını, manzarasını ve gün batımını çok sevdik. Hatta o kadar ki Savoca’ya ilk gittiğimde burada bir gece kalmalıyız dedim. İyi ki de kalmışız Sicilya’daki en güzel gecelerimizden birini Savoca’da geçirdik.





CEFALU

Palermo’ya 70 km mesafedeki Cefalu aslında küçük bir balıkçı kasabası olmasına rağmen, Tiran Denizi'ne bakan kumlu plajlarıyla Sicilya’nın yazlık başkenti haline gelmiş. Eğer kumlu deniz seviyorsanız gerçekten de Cefalu’nun denizine bayılacaksınız.



Daracık sokakları, bu sokaklara atılmış minik tahta masaları, her türlü hediyelik eşya satılan dükkanları, köhne balıkçıları muhteşem gün batımlarıyla Cefalu tipik bir tatil kasabası.



Gezilecek yerlerin başında tabi ki arkasındaki tepeye yaslanmış, UNESCO Dünya Kültür Mirası Sayılan Cefalu Katedrali gelmekte.



12. Yüzyılda Normanlar tarafından yapılmış olan katedral, Bizanslı ustalar tarafından yapılan mozaikleriyle ünlü.



Gezdiğim bunca yer içinde Cefalu’dan başka yerde görmediğim Antik Çamaşırhane de şehirde mutlaka görmenizi önereceğim diğer mekan. Cefalino nehrinin yüzeye çıktığı kaynak üzerinde bulunan yapı ortaçağda çamaşır yıkamak için kurulmuş.



Ortada bir nehir var mı cidden anlamadım ama efsaneye göre, Cefalino nehri, sadakatsiz sevgilisini öldürdükten sonra, eylemlerinden pişmanlık duyan ve Cefalu Çamaşırhanesini gözyaşlarına boğan bir perinin acısından doğmuş. Çamaşırhanenin kapısındaki yazıtta ise bu nehir için “Burada gümüşten daha saf, kardan daha soğuk, diğer nehirlerden daha asi Cefalino akıyor” diye yazıyor.

Gezecek çok bir yer olmadığı için daha çok denizin tadını çıkarmanızı önereceğim Cefalu’da ilginizi çekerse Mandralisca Müzesini ve Purgatorio Kilisesi'ni ziyaret edip, Piezza Garibaldi’de şarap ya da kahve içerek şehrin hareketliliğini seyredebilirsiniz.



Yoğunluğa rağmen şehirde otopark sıkıntısı yok. Plajın gerisinde çok büyük özel otoparklar var. Fiyatları da popüler bir tatil beldesine göre bence ucuz. Biz 24 saat için 13 Euro vermiştik.

PALERMO

Sicilya’nın başkenti, katedraller ve kiliseler şehri… Sadece Sicilya’nın değil İtalya’nın da en sevdiğim şehirlerinden biri kesinlikle Palermo. Adanın neredeyse her kasabasında Unesco Dünya Kültür Miras sayılan eserler varsa da, bu konuda Palermo açık ara önde. "Palermo Dokuzlusu" olarak bilinen bu eserler Kraliyet Sarayı, Palatine Chapeli, San Giovanni degli Eremiti Kilisesi, Santa Maria dell'Ammiraglio Kilisesi, San Cataldo Kilisesi, Palazzo della Zisa, Amiral Köprüsü, Palermo Katedrali, Cefalù Katedrali ve Monreale Katedrali.



Şehirde gezilecek yerlerin başında Palermo Katedrali geliyor. Görür görmez hayran olduğum katedral Arap Norman Gotik Barok ve Neoklasik mimari öğelerin uyumlu bir karışımı.



Neredeyse iç içe geçmiş üç meydan olan Quattro Canti, Piazza Pretoria ve Piazza Bellini’nin çevresi Palermo’da en sevdiğim bölge diyebilirim.

Quattro Canti İç bükey dört binanın çevirmesiyle oluşmuş bir meydan. Her binanın Barok cephesinde birer çeşme, Sicilya Kralları ve azizlerinin heykelleri kat kat yükseliyor. Biz bu dört binayı çok sevdik, yani saray değil, kilise değil tiyatro değil tamamen sıradan amaçlı yapılmış binalar ama birer sanat eseri.



Pretoria Meydanında bulunan Fontana Pretoria (Utanç Çeşmesi ya da Çıplaklar Çeşmesi) Olimpos’un büyük tanrılarıyla çevrelenmiş. Sanırım Sicilya’daki en güzel çeşme bu.



Pretoria Meydanı'nda aynı zaman da St. Giuseppe dei Teatini Kilisesi’ni gezebilirsiniz. Detaylı süslemeleriyle çok güzel bir kilise olmasına rağmen Palermo’da öyle muhteşem kiliseler var ki bu kilise resmen gözden kaçıyor.







Piazza Bellini ise birbirinden güzel üç Kilise tarafından çevrelenmiş bir meydan. Romanesk çan kulesi, Bizans kubbesi ve Barok cephesiyle tam bir karışım olan Santa Maria dell'Ammiraglio Kilisesi ve yine Arap tarzı kırmızı üç kubbesiyle hemen fark edeceğiniz San Cataldo Kilisesi’nin yanı sıra Barok süslemelerine bayıldığımız Saint Catherine of Alexandria Kilisesi'ni gezebilirsiniz.







Palermo’da San Giovanni Delgi Eremiti Kilisesi, Carmina Kilisesi ve bir Barok şaheser kabul edilen Gesu Kilisesi'ni mutlaka görmenizi öneririm. Biz bu kiliseyi iki gidişimizde de geç saate bıraktığımız için maalesef giremedik. Hani her şehirde içimizde ukde kalan bir yer vardır ya Palermo’da da Gesu kilisesi oldu. Ama buraya Wikipedi’den bulduğum bir fotoğrafını koyuyorum.

San Giovanni Delgi Eremiti Kilisesi


Gesu Kilisesi


Parlamento Meydanı’nda bulunan Nomani Sarayı, Palatini Şapeli ve yeşillikler içinde ki Vittoria Meydanı da şehrin görülmesi gereken yerlerinden.







Baba filmindeki meşhur tiyatro sahnesinin çekildiği Tiyatro Massimo’ya gitmeden olmaz tabi. Merdivenlerinde ya da çevredeki kafelerde oturup şehrin en hareketli bölgesinin tadını çıkarabilirsiniz.



Tiyatro Massimo’nun arka sokaklarında aynı Katanya’da ki gibi sokak pazarları kuruluyor. Palermo pazarı daha küçük olsa da bizim hoşumuza gitti.



Tiyatro Massimo’nun çevresi akşamlarınızı geçirmeniz için de önereceğim yer. Gündüzleri kadar geceleri de keyifli oluyor.

Bunların dışında Palermo’da Garibaldi Tiyatrosu, Salvatore Kilisesi, San Dominika Kilisesi, Garibalgi Bahçeleri, Fatta Sarayı, Notarbartolo Greco Sarayı, Chiaramonte Sarayı, Santa Maria Della Catena Kilisesi hatta Botanik Park gezilebilir.

Garibaldi Tiyatrosu


San Dominika Kilisesi


Santa Maria Della Catena Kilisesi


Otopark her zaman ki gibi sıkıntılı. İlk gittiğimizde bırakın yol kenarında park yeri bulmayı, özel otopark bile bulamadık. Arabayı değnekçiye bıraktık. Bildiğiniz değnekçi. İkinci gidişimizde en azından arabayı normal insanlar gibi park edebildik.

MONREALE

Palermo’ya 10 km mesafedeki Monreale Kasabası katedrali ile ünlü.



Bizans mozaik sanatının çok güzel bir örneği olan katedralde o bozulmamış muhteşem mozaik resimleri görünce Ayasofya bozulmasaydı nasıl görünebilirdi daha iyi anladık.





Katedralde en çok dikkatimizi çeken ise söz konusu mozaik sanatı olunca karanlık olmasını beklediğimiz katedralin aydınlık olmasıydı.





Monreale’de gezecek pek bir şey yok. Ama bir katedral için gitmeye değer mi diyorsanız bence değer. Beni artık tanıdıysanız bilirsiniz; cami, katedral, kilise, buda tapınağı fark etmez sanatsal yapılara büyük bir zaafım var.



SİRACUSA

Arşimet’in doğum yeri olan Siracusa’yı nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Çünkü öyle farklı bir havası var ki. Dünyada kendimizi böylesine evimizde hissettiğimiz başka bir yer olmadı. Sadece bizim gurupta değil, Sicilya’ya giden kiminle konuştuysam Sirakusa için benzer şeyler söyledi. Diğer şehirlerden çok mu farkı derseniz bence değil. Zaten Sicilya’nın tamamında kendimizi rahat ve mutlu hissetmiştik. Ama Siracusa’da öyle bir şey var ki orada evde gibiydik.



Siracusa oldukça büyük bir şehir olmasına rağmen arkeolojik alan dışında görülecek yerlerin tamamı iki köprüyle şehre bağlanan Ortigia Adası'nda bulunuyor.



Ortigia’da gezilecek yerlerin başında gece ya da gündüz fark etmez her zaman hareketli olan elips şeklindeki Dumo Meydanı gelmekte.



Meydan, beyaz kum taşından yapılmış muhteşem katedralin yanı sıra Caravaggio’nun ünlü bir eserini görebileceğiniz Chiesa di Santa Lucia alla Badia Kilisesi, Belediye olarak kullanılan Vermexio Sarayı ve Beneventano Del Bosco Sarayı ile çevrelenmiş.



Şehrin önemli bir diğer meydanı da Lanza Sarayı'nın önünde yer alan ve ortasında Diana Çeşmesi bulunan Arşimet Meydanı. Her ne kadar Doumo meydanı gibi hareketli değilse de bu meydanda da kafeler ve restoranlar bulunuyor.



Ortigia’da gezilecek yerler çok olmamasına rağmen amaçsızca dolaşıp denize açılan daracık sokaklarında kaybolmak isteyeceğiniz bir ada. Zaten siz istemeseniz de bu küçücük adanın dolambaçlı yollarında kayboluyorsunuz. Öyle ki yol eninde sonunda denize çıkıyor ama adanın hangi tarafında olduğunuzu anlayamıyorsunuz.



Adada gezebileceğiniz diğer yerler Tiyatro, Papürüs Müzesi, Panceli Meydanı, Apollo Tapınağı, Santa Maria dei Miracoli Kilisesi, Montalto Sarayı,Gargalo sarayı, Bellamo Sarayı ve Fonte Atetusa. Aslında ada o kadar küçük ki muhtemelen amaçsızca dolaşırken bile buraları göreceksinizdir.



Ortigia’nın denizi kayalık ve derin; çok küçük bir alanda kumsal var. Kumlu deniz istiyorsanız, adadan ayrılıp Syracuse tarafına geçmek gerekiyor.



Eğer Ortigia’da kalırsanız Fonte Atetusa’nın önündeki sahilden denize girmenizi öneririm. Burada çok küçük bir sahil var. Atlamadan yürüyerek denize girilebiliyor. Ayrıca buradaki kafede tüm günü geçirip, denize girip çıkabilirsiniz.



Gelelim otopark sorununa; yol kenarlarında ya da o daracık sokaklarda boş yer bulacağınızı düşünüp kendiniz bence hiç yormayın. Ortigia’ya geçer geçmez sağdan, sahil boyunca devam edin ve limanın önündeki özel otoparka aracınızı bırakın. Maalesef çok ucuz değil ama gerçekten adada anlamsızca döndüğünüze değmez.

NOTO

Sicilya’da ki diğer favori şehrimde Siracusa’ya 35 km mesafedeki Noto. Unesco kültür mirası sayılan bu muhteşem kasaba Sicilya Barok mimarisinin en iyi örneklerine sahip.



1695 yılına kadar tipik bir ortaçağ kasabası olan Noto bu tarihte büyük bir depremle yerle bir olmuş. Şehir yeniden kurulurken de ızgara planlı ve Barok stilde inşa edilmiş. Binaların yapımında kullanılan kumtaşı Sicilya güneşi altında günün her saatinde farklı bir renge bürünüyor ki bu da kasabanın bir başka güzelliği.



Noto’yu gezmek çok kolay. Görülecek her yer neredeyse tek bir cadde üzerinde sıralanmakta. Cadde boyunca Porta Reale, San Francesco d'Assisi all'Immacolata Kilisesi, Santa Chiara Kilisesi ve Santissimo Salvatore Kilisesi ilk görecekleriniz.



Ana caddenin iki tarafında yer alan Noto Katedrali ve sütunlu cephesiyle Palazzo Ducezio (Belediye) şehirde en sevdiğimiz yer oldu.



Her zaman canlı olan bu bölgede akşam saatlerinde Katedralin merdivenlerine oturup hareketliliğin tadını çıkarabilirsiniz.



Hatta biz burada opera bile izlemiştik. Şansımıza Noto’da kaldığımız gece Belediyenin önünde Figgaro’nun Düğünü’nü sahnelemişlerdi. Katedrali merdivenlerinde oturup seyretmiştik.



Çan kulesinden şehir manzarasını görebileceğiniz San Carlo Kilisesi de Noto’da önemli Barok örneklerden sayılıyor. Birkaç kilisenin daha kulesine çıkılabiliyor ama bence en güzel manzara bu kiliseden görülüyor.



Bunların dışında şehrin tek caddesi üzerinde gezerken tiyatro, benim tombul kilise dediğim San Domenica Kilisesi ve iç bükey cephesiyle Montevergine Kilisesi’ni görebilirsiniz.







Noto’nun doğusunda yer alan Piazza Mazini ve bu meydanda bulunan Santıssımo Crocıfısso Kilisesi Noto’da görebileceğiniz diğer yerler.



Tüm küçük kasabalar gibi ara sokaklarında sürprizler saklayan Nota’da balkonlara dikkat etmenizi öneririm. Bazı balkonlar birer sanat eseri. Özellikle Palazzo Nicolaci’nin balkonlarına bayılmıştık.



Noto’nun en güzel zamanı aslında Mayıs ayı. Bu ayda şehirde çiçek festivali yapılmakta. Merdivenleri ve sokakları çiçeklerle desen desen kaplıyorlar. Bu halini görmeyi çok isterdik ama tabi ki ağustosta gittiğimiz için göremedik anca resimler çizilmiş merdivenlerinde oturabildik.



Gelelim otoparka en azından burada güzel bir bilgi vereceğim. Noto’da otopark sorunu yok. Hem Porta Reale’de hem de 16 Mayıs Meydanı'nda arabayı park edebilirsiniz.

MODİKA

Ragusa'ya 20 km mesafedeki Modika yamaçlara kurulmuş küçük bir kasaba. Yamaçlar üzerinde evlerin sıralanışı, şehrin rengi bize görür görmez burası Mardin’e benziyor dedirtti. Şehirdeki çoğu yapı 18. Yüzyılda inşa edilmiş. Noto’yu da etkileyen 1695 depremi Modika içinde büyük yıkıma neden olmuş ve şehirdeki pek çok yapı yeniden yapılmış.



Modika Alta ve Modika Bassa olarak ayrılan şehirde, Modika Alta tepelere kurulu olan eski şehri, Modika Bassa ise düzlükte kurulan yeni şehri ifade etmekte.



Modika; gezerken ne yazık ki sürekli tırmanma halinde olacağınız bir kasaba. Ama kendine özgü yerleşimiyle tepelere çıkan bu sokakları, kemerli geçişleri görmenizi öneririm.



Bu küçük Kasabada gezilebilecek pek çok katedral ve kilise var. Ancak Modika da kilise demek merdiven ve yokuş demek.

Aşağı şehirde yer alan San Pietro Katedrali Barok tarzda inşa edilmiş. Merdivenleri boyunca azizlerin heykelleriyle süslü.



Şehirde yorulmadan gezebileceğiniz tek kilise sanırım Santa Maria del Soccorso Kilisesi. Hem aşağı şehirde bulunuyor hem de girişine merdivenle çıkılmıyor.



Yukarı şehirde yer alan ve şehrin ana katedrali olan San Giargio Katedrali, yüksek yapısıyla zaten görkemli bir görüntüye sahip. Bir de 250 basamaklı merdivenlerin üzerinde, tepelere doğru uzandığını görünce, haşmeti karşısında şaşırmamak elde değil.



Kilisenin bir özelliği de meridyen geçen kilise olması.



Bazı sanat tarihçilerinin Barok dünyasının yedi harikasından biri dediği bu kilise kesinlikle yorgunluğunuza değecek.



Modika’nın ünlü üçüncü kilisesi yine sayılamayacak kadar çok merdivenle çıkılan San Giovanni Evangelista Kilisesi. Bize kapalı olduğunu söyledikleri için yukarı çıkmadık ama enerjiniz ve vaktiniz varsa gezebilirsiniz.

Şehirde otopark sorunu yok. Modika genelde bilenlerin geldiği bir şehir olduğu için hiçbir zaman çok kalabalık olmuyor.

RAGUSA

İki derin vadi arasında bir tepeye kurulmuş olan şehir Ragusa Ibla ve Ragusa Superiore olarak ikiye ayrılmış. Eski şehir ya da aşağı şehir denen Regusa İbla dolambaçlı bir yol ile yeni şehre yani Regusa Superiore’ye bağlanmakta. Yayalar ise merdivenlerle şehrin iki bölgesi arasında gidip geliyor.



Yeni şehir 1695’deki depremden sonra kurulmuş. Şehir depremle büyük hasar görünce şehri nereye yapacakları konusunda anlaşmazlık çıkmış. Yeni bir yerde şehri kuralım diyenler Regusa Superiore’yi kurmuşlar. Diğerleri de eski yerlerini yeniden ayağa kaldırmışlar. Ve anlaşmazlık ne kadar büyükse artık ta 1926’ya kadar iki ayrı şehir olarak kalmışlar.

Tabi ki daha güzel olan taraf Regusa ibla ama bu üste üste vadi yamaçlarına yapıştırılmış gibi duran evlerin yarattığı şaşırtıcı manzarayı en güzel Regusa Superiore’den görebiliyorsunuz. Yani yeni şehre geçmenizi önereceğim.



Yeni şehir tarafında Regusanın ana Katedrali olan San Giovanni Battista Katedrali, balkonları ilginç olan Zacco Sarayı, cephesinde ki maskelerde dikkat çeken Palazzo Bertini ve Palazzo Vescovile Schinina görülebilir.



Sanırım yukarı Ragusa’ya pek turist gitmiyor o kadar ki Katedrale girdiğimizde nereden geldiğimizi sorup bir deftere yazdılar. Gördüğüm kadarıyla bizden başka yabancı da yoktu. Tabi biz bu durumlarına üzüldüğümüz için şehirde hareket olsun deyip çevredeki bir iki kiliseye daha girdik. Onlara da notlarını aldılar. Böyle de hassasız işte

😄

Ragusa İbla’da gezilecek yerlere gelirsek.

İki şehrin birleştiği alanda yer alan Santa Maria della Scale Kilisesi, Cancelleria Sarayı, Sortino Sarayı, Repubblica Meydanı ve bu meydandaki Santissime Anime del Purgatorio Kilisesi şehre girdiğinizde ilk görecekleriniz.



Mavi kubbesiyle neredeyse Regusa’nın simgesi haline gelmiş olan Santa Maria dell'Itria Kilisesi ise şehirdeki en önemli yapılardan biri. Malta Şövalyelerinin emriyle 14. Yüzyılda inşa edilmiş ve büyük depremde de yıkılmamayı başarmış. Depremden sonra yapılan yenileme çalışmaları sırasında ön cephesi Barok stilde yeniden inşa edilmiş.



Her ne kadar aşağı şehir dense de Regusa İbla’da da hatırı sayılı şekilde yokuş çıkarak ulaşacağınız muhteşem San Giorgio Katedrali ve Doumo Meydanı şehrin en hareketli bölgesi. Neredeyse tüm kafe ve restoranlar burada bulunuyor.



Ragusa’da bunların dışında San Giuseppe Kilisesi, Rocco Sarayı, Santa Maria del Gesu Kilisesi, S. Francesco all'Immacolata Kilisesi ve S. Maria dei Miracoli Kilisesi gezilebilir.



Aslında böylesine iç içe geçmiş biz şehri gezmenin en güzel şekli bize göre sokaklarını gezmek. Karşınıza ne çıkabileceğini hiç bilemiyorsunuz.



Sıcak havada, daracık taş duvarlar arasında şehri gezdikten sonra günü bir pakta bitirmek isterseniz şehrin doğusunda ki heykeller ve çeşmelerle çevrili Ibleo Bahçelerini de gezebilirsiniz.

Evet Sicilya yazımızın da sonuna geldik. Umarım bu adayı gitmeye düşünenler için faydalı olmuştur.