Sevilla Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ İSPANYA/ SEVİLLA

SEVİLLA GEZİ REHBERİ

Endülüs özerk bölgesinin başkenti olan Sevilla Guadalquivir Nehrinin iki yakasında kurulmuş. Nehrin üzerinde büyük bir limana sahip olan şehir, bütün Endülüs bölgesi gibi 8.-11. yüzyıllar arasında Müslüman egemenliğine girmiş. Endülüs Emevi Devleti yıkıldıktan sonra kurulan Müslüman Almohad Devletine Başkentlik yapmış ancak, en muhteşem dönemlerini Amerika’nın keşfinden sonra ticaretin merkezi olmasıyla yaşamış.



Muhteşem katedrali ve hayranlık uyandıran saraylarının yanısıra Flamenkonun doğuş yeri, Boğa Güreşlerinin vatanı, Sevil Berberi, Carmen ve Don Juan operalarının esin kaynağı, Cervantes'in hapishanelerinde Don Kişot’u yazdığı, Kristof Colomb’un Amerika’dan gelen tüm zenginliği akıttığı ve üç yıl süren bir iç savaştan yara almadan çıkan Sevilla, sadece İspanyolların değil turistlerinde çok sevdiği bir şehir.



SEVİLLA'YA NE ZAMAN GİDİLİR?

Endülüs bölgesi Haziranla Kasım ayları arasında çok sıcak olduğu için pek tercih edilmiyor. Öyle ki bu aylarda gölge sağlamak için sokak aralarına bile branda geriyorlarmış. Biz ocak ayında gittiğimiz için böyle bir şey görmedik ama incecik bir montla gezmemize rağmen hiç üşümedik. Yine de şehrin en güzel zamanı bahar ayları.

SEVİLLA'YA NASIL GİDİLİR?

Schengen vizeniz varsa, Sevilla’ya Türkiye’den, direkt uçuş bulunmuyor, Malaga ve ya Madrid üzerinden aktarmalı olarak ulaşabileceğiniz şehre yine bu şehirlerden araba kiralayarak ya da trenle ulaşabilirsiniz. THY, Malaga ve Madrid’e uçuyor. Pegassus’un ise sadece Madrid’e seferi var. Madrid Sevilla’ya daha uzak olmasına rağmen Pegassus Hava Yollarının fiyatları daha uygun olduğu için Madrid’den araba kiralamak ve tüm bölgeyi gezmek en akıllıcası.

SEVİLLA’DA NEREDE KALINIR?

Şehirde lüks otellerden hostellere kadar her bütçeye uygun konaklama imkanı mevcut. Biz, booking.com’dan ayarladığım turistik merkeze yakın sayılabilecek Sevilla Dream Apartmants’ta kaldık. 6 kişi için geceliği 60 Euro ödediğimiz bu dairenin hem kullanımı rahattı, hem de evin sahipleri yandaki apartmanda hostel işlettikleri için her ihtiyacımızı hemen karşılayabiliyorduk.

SEVİLLA’DA NE YENİR?

Elbette tapaslar herkesin favorisi. Bizde bu çeşit çeşit tapasları denemekten hiç vazgeçmedik diyebilirim. Tapas yemekten bıktım artık farklı şeyler yemek istiyorum diyorsanız, restoranlarda kuzu, tavuk, balık ızgara rahatlıkla bulunabiliyor. Bu ızgaraların fiyatı ortalama kişi başı 14-15 Euro civarında.

Yerel yemeklerden tatmak istiyorsanız İspanyolların ünlü pilavı Paellayı denemelisiniz. Özellikle deniz ürünlüsü çok popüler.



Churro ise bizim halka tatlıya benzer bir tatlı. Tek fark bu tatlı, çikolatalı sosa batırılarak yeniyor. Hem İspanyolların hem turistlerin bayıla bayıla yediği bu tatlıyı hemen her yerde bulabiliyorsunuz.

Sevilla'da en kolay bulabileceğiniz şeylerden biri de kuruyemiş. Hem marketlerde hem de sokaklardaki tezgahlarda çeşit çeşit kuruyemiş satılıyor.



Tabi Sangriadan bahsetmeden olmaz. Bir çeşit meyveli şarap olan sangria tüm İspanya’da olduğu gibi Sevillada da çok içiliyor.

Kafe ve restoranların dışında İspanyolların Mercado dedikleri kapalı pazarları var. Aslında pazardan çok hal diyebileceğimiz bu alanlarda pek çok dükkan bulunuyor. Bunlarda hem çiğ et, balık hatta meyve satılıyor. Hem de seçtiğiniz balık, et artık ne yemek istiyorsanız pişirilip servis yapılıyor. Her dükkanın önünde 1-2 küçük masa var yemeğinizi burada yiyip bir şeyler içebiliyorsunuz.



Endülüs bölgesinde kahvaltıda tereyağ, reçel, salam bulunabiliyor. Bazı kafelerde yağlı ballı kahvaltı edenleri gördüğümüzde çok şaşırdık. Avrupa’da Kuruvasan ve kahveden farklı bir şey görmeye alışık değiliz ne de olsa.

İspanya’da yeme içme konusunda yaşayacağınız en büyük sıkıntı siesta saatleri. Bu siesta saatleri oldukça uzun ve akşam yemeğini de 20:00’den önce yemiyorlar. Saat 14:30 – 15:00 gibi kafe ve restoranlar kapanmaya başlıyor. Saat 16:00’dan 19:00’a kadar hemen her yer kapalı oluyor. Tam anlamıyla hayatın başlaması 20:00’yi buluyor. Turistik yerlerde açık yerler daha rahat bulunuyorsa da yerel kafe ve restoranlarda saat 15:00’i geçtiyse hesap getirilip kafenin kapandığı söyleniyor. Ama insan birkaç gün içinde buna da alışıyor.

Her yerde göreceğiniz ve muhtemelen portakal ağacı sanacağınız, dalları meyvelerden yıkılan ağaçlar maalesef portakal değil turunç. Son derece ekşi olan bu meyve yenmiyor sadece ekşisi ve reçeli yapılabiliyor.



SEVİLLA UCUZ MU?

Yeme içme ve konaklama olarak baktığımızda fiyatlar uygun. Örneğin 6 kişi ızgara yiyip şarap içtik 65 Euro civarında hesap ödedik.

Carrefour gibi marketlerin yaygın olması da bir avantaj. Özellikle yolculuk yaparken arabada bir şeyler yemeyi seviyorsanız bu marketlerden çikolata, cips, kola, bisküvi, canınız ne çekiyorsa çok uygun fiyata alınabiliyor

İspanya’da en pahalı şey müze ve kilise girişleri. En ucuz müze 12 Euro en ucuz kilise 5 Euro. Katedraller 10 Euro civarında. Sevilla’da 65 yaş üzeri kişiler müze ve kiliselere indirimli olarak girebiliyorsa da bu uygulama bize pek yaramıyor. Sonuçta tüm gün tarihi yerleri gezenler için bütçenin en büyük bölümünü giriş ücretleri oluşturuyor.

Buna rağmen 9 günlük Endülüs tatilimizin tamamında uçak hariç, konaklama, araba kiralama yeme içme benzin dahil kişi başı 505 Euro harcadık. Bu rakam planladığımızın 100 Euro kadar altındaydı.

OTOPARK

Yol kenarlarında aksine bir tabela ya da çizgi yoksa ücretsiz park yapabiliyorsunuz. Mavi çizgiler ücretli. Parkmetrelere ödeme yapılıyor. Şehrin hemen her yerinde kapalı otopark bulmak mümkün. Bunların fiyatları 24 saat için 25 ile 30 Euro arası değişiyor. Sevilla’nın turistik merkezinde daracık ara sokaklarda yol kenarına park etmek mümkün olmasa da biz evimizin yakınında yol kenarına ücretsiz olarak park edebildik. Aslında tam ücretsiz sayılmaz bize yer gösteren değnekçiye 5 Euro verdik.

DİL

İspanyolca konuşulan şehirde turistik merkezde değilseniz İngilizce bilenler çok değil. Özellikle arabayla yolculuk yaparken yol üzerindeki dinlenme tesislerinde İngilizce konuşabilen çok az. Buna rağmen anlaşmak hiç problem değil son derece sıcakkanlı insanlar. İlgileniyorlar, istediğinizi anlamaya ve yardımcı olmaya çalışıyorlar. Ortak bir dil konuşmasanız da eninde sonunda işinizi halledebiliyorsunuz. Sanırım aynı İtalyanlarla olduğu gibi İspanyollarla da Akdeniz’in ortak dilini konuşabiliyoruz.

SEVİLLA KAÇ GÜNDE GEZİLİR?

Müslümanlar zamanında da, şehir Hristiyanların eline geçtikten sonra da önemli olan Sevilla, karışan kültürlerin güzel bir eseri. Bu nedenle Sevilla’yı gezmek için en az 2 - 3 gün ayrılması gerektiğini düşünüyorum çünkü hem görülmesi gereken yer çok, hem de insan, şehrin ruhunun yoğun olarak hissedildiği eski şehrin sokaklarından kopamıyor.



SEVİLLA GEZİECEK YERLER

EL SALVADORE KİLİSESİ

Şehirde gezilecek yerleri anlatmaya katedral ve Alcazar Sarayı varken neden Plaza Del Salvador’da (Salvador Meydanı) bulunan bu çok da bilinmeyen kiliseden başladığımı merak ettiğinizden eminim.

Çünkü bu kiliseye girerken alacağınız biletle Katedrale hiç sıra beklemeden girebiliyorsunuz. Sevilla katedraline 600 metre uzaklıktaki kilisenin giriş ücreti 4 Euro olmasına rağmen, bilet alırken Katedral bileti almak istediğinizi söylerseniz 9 Euro karşılığında Katedral bileti alıp (zaten katedralin giriş ücreti 9 Euro) bu kiliseyi de ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz.



Sevilla’nın en büyük ikinci kilisesi olan El Salvadore 18. yüzyılda barok tarzda eski büyük caminin yerine inşa edilmiş. Kilisenin içinde İspanyol sanatçıların heykelleri ve resimleri bulunuyor. İspanyada ki renkli heyklelere hiç alışamadıysam da özellikle bu kilisedeki heykeleler oldukça güzel.



Mermer sütunları ve sunağı kilisenin en güzel bölümlerinden biri.



Kilisenin karşısında yer alan iki kuleli bina ise 16 yüzyılda inşa edilmiş bir hastane olan Iglesia del Antigua.



SEVİLLA KATEDRALİ

1402 yılında burada bulunan caminin yerine inşaatına başlanan katedral 100 yıl sonra bittiğinde, o güne kadar dünyanın en büyük kilisesi olan Ayasofya’yı geçmiş. Günümüzde ise dünyanın en büyük 3. Katedrali ve halen dünyanın en büyük Gotik kilisesi olan Sevilla Katedrali UNESCO kültür mirası sayılıyor.



Sadece uzaktan gördüğünüzde bile mimarisinden etkilendiğiniz Katedral çok güzel işlenmiş tavanları, vitrayları ve tabi ki yaldızlı sunağıyla kesinlikle tüm övgüleri hak ediyor.



Katedralin içinde birbirinden güzel pek çok şapel bulunuyorsa da en güzeli Kraliyet Şapeli. Ferah havası, kubbeli tavanı ve duvarlarındaki zevkli işlemeleriyle Katedralin en güzel bölümlerinden biri.



Duvarlarında yüzlerce tablo bulunan Katedral, İspanya'nın önemli resim galerilerinden biri sayılıyor. İspanyol ressamlardan çok fazla tanıdığım olmasa da içlerinde gerçekten güzel tablolar var.



Katedralin en ilgi çekici bölümlerinden biri de Kristof Colomb’un mezarı.



Çok beğendiğim bu anıtsal mezarda, Colomb’un lahti, Aragon, Kastilya, Leon ve Navarra krallıklarını temsil eden dört büyük heykel tarafından taşınmakta.



Giralda olarak adlandırılan çan kulesi, 1198’de inşa edilmiş olan Almohad camisinin minaresiyken, cami yıkılırken bu yıkımdan kurtulmuş ve üzerine çan kulesi eklenerek Katedralin bir parçası olmuş.



34 kat tırmanarak çıkılan kule adını üzerine eklenen bronz rüzgar gülünden almakta. Bu rüzgar gülünün eşi Katedralin girişinde de görülebilir.





Katedralin merkeziyle dış kemerler arasında bulunan veranda, Almohad camisinin avlusuyken, katedral yapılırken verandaya dönüştürülmüş. Cami avlusunun merkezindeki şadırvanın yerinde günümüzde bir çeşme bulunuyor. Katedrali gezerken böyle bir bahçeyle karşılaşmayı beklemediğimden olsa gerek buraya bayıldım. Her taraf turunç ağaçlarıyla yemyeşil, çok keyifli.



Tüm rehberlerde bu bahçe portakal bahçesi olarak geçiyor çünkü İspanyollar hatta tüm Avrupa turunca acı portakal diyor.



Katedral bileti bu bölümlerin tamamını kapsıyor. Sevilla’nın en çok ziyaret edilen turistik mekanlarından biri olan katedralin önünde her zaman uzun kuyruklar oluyorsa da yukarıda da bahsettiğim gibi San Salvador Kilisesinden biletinizi alıp Katedrale hiç sıra beklemeden girebilirsiniz.

Pazar günleri hariç 11:00-17:00 saatleri arası açık olan katedral, Pazar günleri 14:30-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Pazartesi günleri 16:30-18:00 arasında ücretsiz olarak gezilebilmekte. Bilet gişesi çıkış saatinden yarım saat önce kapanıyor.

ALCAZAR SARAYI

Elhamra’yı sevmiştik ama buraya bayıldık. Müslümanlar zamanında yapımına başlanıp Hristiyanlar tarafından bitirilen saray, Endülüs bölgesinde görülen neredeyse tüm mimari akımların (mağribi, gotik, müdejar, Rönesans) uyumlu bir birleşimi.



Günümüzde İspanyol Kraliyet ailesinin yazlık sarayı olan ve UNESCO kültür Mirası sayılan Alcazar, Avrupa’da halen kullanılan en eski saray olma özelliğini de taşıyor.



ALCAZAR BİLETİ

Bilet http://www.alcazarsevilla.org/ adresinden alınabildiği gibi direk kapıdan da alınabiliyor. Elhamra sarayı gibi katı sınırlamaları yok. Öğlene doğru gittiğimiz saraya 5-10 dakika sıra bekledikten sonra girebildik. Ekim – Mart ayları arasında 09:30’dan 17:00’e kadar açık olan saray, Nisan-Eylül arasında 09:30’dan 19:00’a kadar açık. Normalde sarayı gezmek için iki saat yeterli ama bizim gibi tadını çıkararak gezecekseniz 4 saati buraya ayırmalısınız.

Giriş ücreti 9,5 Euro

ALCAZAR SARAYI’NIN BÖLÜMLERİ

Birbirine açılan odalar, bir anda kendinizi dışarda bulduğunuz avlularla yön duygunuzu kaybettiğiniz sarayın, her odasını, her avlusunu anlatmak mümkün değilse de belli başlı bölümlerinden bahsedebiliriz.



ADALET ODASI VE AVLU

Aslanlı kapıdan geçip saraya girdiğinizde solunuzda kalan ve muhtemelen ilk ziyaret edeceğiniz Adalet Odası ve avlusu İslami dönemdeki yapıdan kalan tek bölüm. Binaların geri kalanı Orta Çağ boyunca ya tamamen yeniden inşa edilmiş ya da orijinal yapıya eklenmiş.





MUDÉJAR SARAYI VEYA I. PEDRO SARAYI

Geniş avluya geldiğinizde karşınıza gelen yapı Alcazar’daki en muhteşem odalara ve avlulara sahip Mudejar Sarayı. En az Elhamra Sarayındakiler kadar güzel ve zarif bir şekilde işlenmiş. Elçiler Odası, Bebekler Verandası ve Bakirelerin Avlusu burada bulunmakta.



Elhamra Sarayından etkilenen I.Pedro’nun Granada’dan getirttiği ustalarla büyümeye başlayan saray, müdejar sanatının başarılı çalışmalarıyla bezenmiş. Müdejar sanatına hakim Müslüman ustalar, Müslümanlar İspanya’dan ayrıldıktan sonra bile önemlerini korumuşlar. Aragon Kralı Ferdinand ve Kastilya Kraliçesi İsabella tüm Yahudi ve Müslümanları İspanyadan kovarken, müdejar ustalarını korumuş ve ülkeden gitmelerine izin vermemiş.



ELÇİLER ODASI

Yaldızlı sedir ağacından muhteşem kubbesi ve at nalı şeklinde işlemeli kemerleriyle sarayın en güzel bölümlerinden birisi.



BEBEKLERİN VERANDASI

Kraliçe tarafından kullanıldığı düşünülen bölüm adını kemerlerini süsleyen iki minik yüzden almakta.



BAKİRELERİN AVLUSU

Çift katlı dantel gibi işlenmiş kemerleriyle hiç ayrılmak istemeyeceğiniz avluya neden bu isim verildiği hakkında hiçbir fikrim yok.



GOBLENLER SALONU

Duvarlardaki halılarda, Tunus’un fethi anlatılmakta. Halılardan hoşlanmasanız da bence bu galeriyi görmelisiniz. Oldukça güzeller.



BAHÇELER

Alcazar zarif bir işçilik ve muhteşem işlemelerinden çok bahçeleriyle öne çıkmakta. Fıskiyeli havuzlar, çeşmeler, çeşit çeşit ağaçlarla ne Fransız bahçeleri gibi peyzaj harikası ne İngiliz bahçeleri gibi dağınık. Tamamen doğal ve kendine özgü.





Game of Thrones’un bazı bölümlerine de sahne olmuş olan ve her biri farklı isimle anılan bahçelerin bölümlerini hatırlamama imkan yok. En kolayı bahçeleri bir bütün olarak düşünmek ve tadını çıkarmak. Ocak ayında bile yemyeşil ve canlı olan bahçelerin bahar aylarında nasıl olacağını hayal bile edemiyorum.





MARİA PODİLLO BANYOLARI VE SARNIÇ

Bahçelerden ulaşabileceğiniz hamamlar ve bir havuz gibi görünen sarnıç sarayın en ilgi çekici bölümlerinden biri.



MERKÜR GÖLETİ

Ortasında Merkür heykeli olan gölet bahçenin en popüler bölümü.



GRUTESCO GALERİSİ

Merkür Göleti’nin Arkasında, 160 metre uzunluğunda bahçeler boyunca uzanan galeri, sarayın meyve bahçeleriyle süs bahçelerini birbirinden ayırmakta. Buraya çıktığınızda bahçeleri yüksekten seyredebiliyorsunuz.



HİNT ADALARI GENEL ARŞİVİ

Saraydan çıktığınızda katedralin karşısında göreceğiniz UNESCO Kültür mirası sayılan Rönesans tarzı bina Amerika ve Filipinler'de İspanyol İmparatorluğu'nun tarihini gösteren arşiv belgelerinin deposuymuş. İçerisindeki belgelerle dünyanın önemli arşivlerinden biri kabul ediliyor.



SANTA CRUZ MAHALLESİ

Alcazar Sarayı ve Katedral’in doğusunda kalan daracık sokaklarıyla karakterize Santa Cruz Mahallesi, Ferdinand ve İsabel tarafından kovulmadan önce İspanya Yahudilerinin yaşadığı mahalleymiş.

Sevilla’nın karakterini anlamak için bu sokaklarda mutlaka amaçsızca dolaşıp ruhunu hissetmelisiniz. Zaten belli bir yere ulaşmak gibi amacınız varsa çok yanlış bir yedesiniz çünkü mutlaka kayboluyorsunuz.



Birbirine benzeyen labirent şeklindeki sokakları bir süre sonra yön duygunuzu yok ediyor ve bazen sokaklar o kadar daralıyor ki iki insan yan yana geçemiyor. Hatta karşılıklı evlerin balkonlarından öpüşmek mümkün olduğu için “Öpücük Sokağı” diye anılan sokaklar var.



Yazın yakıcı güneşinden korunmak için, birbirine gölge yapsın diye binalar bu kadar yakın yapılıyormuş. Yakıcı güneşi görmedik ama bu sistemin işe yaradığından eminim, değil güneş, yağmur bile bu sokaklara zor düşüyor.

TÜTÜN FABRİKASI / FABRİCA TABACOS

Amerika’dan gelen tütün bitkisiyle tanışan İspanyolların Avrupa’da kurduğu ilk tütün fabrikası olan bu bina o zamana kadar yapılmış en büyük endüstriyel binaymış. Hemen hemen 200 yıl boyunca tütün işi şehrin içinde dağınık bir şekilde yapılmış sonunda 18. Yüzyılda şehrin dışına böyle bir bina inşa edip tütün sektörünü buraya taşımışlar. Bu dönemde artık tütün işinde kadınlar çalışmaya başlamış ki bu kadınların en ünlüsü Carmen. Carmen gerçekte yaşamış mıdır, hayal ürünü müdür bilmem ama ünlü operanın kahramanı bu fabrikada çalışır.



Şimdilerde şehrin merkezinde kalmış olan bu Rönesans tarzı görkemli bina, Sevilla Üniversitesi'nin Rektörlüğü olarak kullanılmakta.

KRİSTOF KOLOMB ANITI / CHRİSTOPHER COLUMBUS MONUMENT

23 metre yüksekliğindeki anıt, 1921 yılında inşa edilmiş. Çok güzel bulmadığım iki sütunlu anıtta dikkatimi çeken, en üstte İspanya'yı sembolize eden bir aslan pençesini dünyanın üzerine koymuş olarak tasvir edilmiş. 18. Yüzyılda hatta 19. Yüzyılda olsa yine anlayacağım ama anıt 1921’de yapılmış. Artık ne hayal ettilerse. Ama ben hep derim Akdenizli şanlı geçmişini unutamaz.

😄





COSTURERO DE LA REİNA

San Telmo Sarayının geniş bahçeleri romantik bir tarzda dizayn edilirken bu Arap Stili kule inşa edilmiş. 1890’da bahçeler Sevilla halkına bağışlanmış ve Maria Luisa Parkının büyük bir bölümünü oluşturmuş. Kule günümüzde turizm ofisi olarak kullanılmakta.



MARİA LUİSA PARKI

İspanya Meydanı’nın önündeki geniş bir alana yayılmış olan park, sıcak havalarda dinlenmek için ideal. Ayrıca parkta Arkeoloji ve Etnoğrafya müzeleri de bulunmakta.

İSPANYA MEYDANI / PLAZA DE ESPAÑA

İspanya, muhteşem sanat eserleriyle ya da görür görmez çarpıldığınız mimari yapılarla dolu değil. En güzel eserler Müslümanlardan öğrenilen Müdejar sanatına ait. Gördüğüm ilk andan itibaren böylesine büyük zenginliğin nasıl olup da sanatsal bir oluşuma yol açmadığını bir türlü anlayamadım. Hala da bu konuyu düşünüyorum. Ama gelin görün ki 50.000 metre karelik bir alana yayılmış olan İspanya Meydanı’nı görür görmez “bu sefer güzel yapmışlar” dedim.


Maria Luisa parkıyla bütünleşmiş olan meydan mimar Aníbal González tarafından 1929 yılında yapılan İbero-Amerikan Fuarı için tasarlanmış. Meydandaki neredeyse her unsur bir şeyi simgeliyor. Yarım daire şekli, İspanya ve kolonileri arasındaki kucaklaşmanın bir sembolü olarak düşünülmüş. Buna ek olarak, ana bina, Amerika seferlerinin başlangıç yeri olan Guadalquivir Nehri'ne bakıyor.



Kanatların her iki başında bulunan kuleler, bazı kesimler tarafından Giralda’dan (Katedralin Kulesi) daha ön plana çıkacak diye istenmediyse de tasarımda kulelerden vaz geçilmemiş.



Meydanın duvarları boyunca seramik resimlerle dekore edilmiş, 56 adet büyük bank, ülkenin şehirlerini gösteriyor. Her resimde o şehrin kendi özelliği anlatılmış. Tenerife şehri eksik çünkü o tarihte hala Kanarya Adaları’nda tek şehir varmış.



Meydanın en güzel bölümü bu banklar ve bankların üstünde yükselen kemerli galeri. Galeri, tavanı ve bankların üzerine gelen balkonlardaki seramik resimlerle etkileyici bir havaya sahip.



Bina ile meydan, üzerinde kayıkla gezinti yapılabilen bir kanalla ayrılmış. Binaya dört köprüyle geçilmekte. Bu dört köprü İspanyanın dört antik krallığını (Castilla, León, Aragon ve Navarra) temsil etmekteymiş. Yine seramiklerle bezenmiş bu köprülere de bayıldık. Meydanın kuleleri ve binaları çok güzel olmakla birlikte aslında meydanı bu kadar özel kılan seramiklerle yarattıkları hava olmuş.







Askeri müze olarak kullanılan bir binanın dışında diğer binalar hükümet tarafından kullanılmasına rağmen buranın hiç resmi bir havası yok. Eğlenen gençler, seyyar satıcılar, Flemenko gösterisi yapan çingeneler, her yerde fotoğraf çektiren turistlerle Sevilla'nın en canlı bölgelerinden birisi.



SAN TELMO SARAYI / PARLEMENTO

17. Yüzyılda yetim çocuklar için Denizcilik Okulu olarak inşa edilen barok yapı, yüz yıllar içerisinde pek çok kez el değiştirmiş. Günümüzde sadece ön cephesi orijinal olan dikdörtgen yapının gösterişli kapısı üzerinde ki kadın figürleri deniz sanatlarını ve bilimlerini temsil ediyormuş. Tabi ki en üstte de denizcilerin koruyucu Azizi bulunuyor. Günümüzde Endülüs Yönetiminin Parlamento Binası olarak kullanılmakta.



ALTIN KULE / TORRE DEL ORO

13. yüzyılda inşa edilen 36 metre yüksekliğindeki bu gözetleme kulesi adını sıvasında kullanılan saman ve kireç karışımının güneş altında parlamasından alıyormuş.



Guadalquivir Nehri kıyısındaki bu onikigen Kule günümüzde Denizcilik Müzesi olarak kullanılmakta.

Ocak ayında Endülüs’ün bütün şehirlerini gezmemize rağmen sadece Sevilla’da yağmura yakalanmamız şans sayılabilir tabi ama güneş olmadığı için kulenin güneş altında parlayıp parlamadığını öğrenemedik.

ARENA / PLAZA DEL TOROS

12.000 kişi kapasiteli Arena, Barok stilde 19. Yüzyılda inşa edilmiş. Boğa güreşinde en önemli merkezlerden biri olan Sevilla’da Boğa Güreşi Festivali Nisan ayında başlayıp Eylül ayına kadar devam etmekte.

Matadorluğun son derece saygın bir meslek olduğu İspanya’da boğa güreşleri hakkında eleştirel konuşmak hiç hoş karşılanmıyor. Her ne kadar Barselona’da (Katalan Bölgesinde) yasaklandıysa da Endülüs bölgesinde Manevi Kültür Mirası sayılan boğa güreşi ve matadorlar tüm bölgede hayatın doğal bir parçası. Nerede şehrin önemli kişilerine ait heykeller görseniz içlerinde mutlaka bir matador var.



Pek çok turist için boğa güreşi seyretmek olmazsa olmaz bir aktivite olduğu için gitmeyi planlayanlar için küçük bir hatırlatmada bulunayım, Matador sahaya çıktıktan sonra “dayanamıyorum, çıkmak istiyorum” diye bir şansınız yokmuş. Matadora duyulan saygıdan dolayı güreş bitene kadar kapılar açılmazmış.

BELEDİYE / AYUNTAMİENTO

Katedralin yakınındaki Belediye Binası 16. Yüzyılda inşa edilmiş. Ancak 1800’lerde yanındaki manastırın yıkılmasıyla genişlemiş ve Plaza Nueva'ya bakan yeni bir cephe yapılmış. Binanın klasik tarzdaki cephesinden çok yan kanadı güzel. Hanedan armaları, tarihsel figürler işlenmiş olan bu kanatla ön cephe birbirinden o kadar farklı ki insanda iki ayrı bina izlenimi uyandırıyor.





Binanın ön tarafını öylesine beğenmemişiz ki bir tane bile elle tutulur resim yok. Wikipedia'dan bir resim koydum mecburen



FLAMENKO MÜZESİ / MUSEO DEL BAİLE FLAMENKO

Santa Cruz bölgesinde ünlü flamenko dansçısı Cristina Hoyos'un kurduğu modern bir müze olan Flamenko müzesinde, flamenkonun gelişimi üzerine fikir edinebileceği gibi flomenko şovu da izlenebilmekte.

Sadece müzeyi gezmek isterseniz ücreti 10 Euro iken Müze + Flemenko Gösterisi 26 Euro. Biz gitmedik ama müzenin kendi sitedinden bir resim aldım.



Flemenko Gösterileri Sevilla’nın vazgeçilmezi, hemen her sokakta gösteri izleyebileceğiniz mekanlar bulunuyor. Gün boyunca bunlara ilişkin Broşürler dağıtılıyor. Genel olarak bunların ücreti gösteri + bir içecek için 15-20 Euro arasında değişiyorsa da Barselona’da böyle bir gösteriye gidip memnun kalmadığımız için bu sefer yerle halktan tavsiye aldık. Ve La Carbonería’yı keşfettik.



La Carbonería’da izlediğimiz gösteri bizi çok etkiledi. Sanırım bunda şova yönelik olmamasının payı büyük. Maalelef Video ve fotoğraf çekmek yasak olduğu için bu çok doğal ve duygu yüklü olan gösterinin elimizde kaydı yok ama istenirse CD’lerini satıyorlar.

La Carbonería’nın bir artısı da extra bir ücret ödemeden sadece yiyip içtiğinizin ücretini ödüyorsunuz. Fiyatları da çok uygun.



Mekanın tek kusuru çok kalabalık oluyor. Bu nedenle gösteri başlamadan en az 1 saat önce gidip oturmak gerekiyor. Gösteri başladığında değil oturacak yer ayakta duracak yer bile kalmıyor. Ayrıca yaz aylarında buranın çok sıcak olacağını tahmin ediyorum. Biz ocakta gittiğimiz için böyle bir sorunumuz olmadı ama yazın bunaltıcı olabilir.

PLATOS SARAYI / CASA DE PLATOS

16. yüzyılda inşa edilmiş, Enríquez de Ribera ailesine ait olan saray İtalya’yla yoğun ilişkileri olan ailenin Rönesans ve Mudejar tarzlarını birleştirmeleriyle ortaya çıkmış. Sevilla’daki en güzel Rönesans yapılarından biri olarak kabul edilmekte. Vaktimiz olmadığı için sarayı gezemediysek de sarayda İtalya’dan getirilmiş çok güzel resim ve heykeller olduğu söyleniyor. 19. Yüzyılda yapılan değişikliklerle Romantik unsurlarla daha da zenginleşen sarayın giriş ücreti 8 Euro. Saray her gün 09:00-19:00 saatleri arasında açık.





SAN ESTEBAN KİLİSESİ

Casa de Plates’in yakınında bulunan kilise eski bir caminin üzerine Gotik ve Müdejar tarzda inşa edilmiş. Depremlerle zaman zaman hasar gördüyse de yapılan tadilatlarla günümüze kadar ulaşmış. Bu kilise her dönem önemli olmuş. Hem geçmişte Casa de Plates’in sahipleri tarafından önemli törenlerde kullanılıp korunmuş hem de günümüzde Sevilla’da önemli bir dini akımın merkeziymiş.



SAN ILDEFENSO KİLİSESİ

Büyük Lizbon depreminde yıkılan bir kilisenin yerine 19. Yüzyılda inşaatı tamamlanan pembe sarı renkli kilise ikiz kuleleri ile tanınmakta. Çünkü şehirdeki iki kuleli tek kilise bu.



SAN PEDRO KİLİSESİ

14. yüzyılda eski bir caminin üzerine Gotik - Mudejar karışımı bir tarzda inşa edilen kilise yıllar içinde pek çok kez restore edilmiş. Mudejar geleneğinin en fazla hissedildiği kapısı ve cami minaresinden dönüştürülen çan kulesi kilisenin en dikkat çeken bölümleri. Çan kulesinin Giralda'dan (Katedralin Çan kulesi) sonra Sevilla'daki en yüksek 2. kule olarak söylensede gerçekte en yüksek kulenin bu olduğunu düşünenelerde var.



METRAPOL PARASOL

Dünyanın en büyük ahşap yapısı olduğu iddia edilen Metropol Parasol, 2001 yılında Alman mimar Jürgen Mayer-Hermann tarafından tasarlanmış. Sevilla eski şehir bölgesinde dev bir gölge yaratmak için dizayn edilmiş olan Metropol Parasol dört katlı. Bodrum katta arkeolojik seviye bulunuyor. Cam bir platform üzerinden bu kalıntılar görülebilmekte. Giriş kat marketler ve dükkanlar, 3. Ve 4. Kat ise seyir teraslarından oluşuyor.



Bu tip modern yapılardan hiç hoşlanmadığım için güzel ya da çirkin diye bir yorumda bulunmayacağım. Ancak değişik olduğu kesin.

IGLESİA DE SAN ANUNCİACİON KİLİSESİ

Metropol Parasol’un yakınında bulunan kilise 16. yüzyılda Rönesans tarzında inşa edilmiş. Geçmişte üniversitenin şapeli olarak kullanılan yapının en dikkat çekici özelliği Seramiklerle kaplı kubbesi.



GÜZEL SANATLAR MÜZESİ / MUSEO DE BELLAS ARTES

17. yüzyılın başlarından kalma eski bir Manastırı'nda yer alan müze, Gotik dönemden 20. yüzyıla kadar uzanan eserleri içermekte. Müzede El Greco, Pacheco, Velázquez ve Alonso Cano gibi sanatçıların eserleri görülebilir.

HERKÜL BAHÇELERİ / ALAMEDA DE HÉRCULES

Avrupa’nın en eski halk bahçesi adını, 16. yüzyılda meydana dikilen iki sütunun üzerine yerleştirilen Herkül ve Sezar heykellerinden almakta. 18.yüzyılda meydana, üzerinde aslanların tuttuğu ispanya ve Sevilla Kalkanları olan iki sütun daha eklenmiş.





Doksanlı yıllarda Sevilla’nın en kötü bölgesiyken büyük bir değişimle günümüzde hem Sevillalılar için hem de turistler için sevilen bir bölge haline gelmiş. Sevillada yapılan tüm festivallerin merkezi olan meydan, yüzyıllık ağaçların altındaki kafelerle kesinlikle keyifli bir bölge.



SİRENLER EVİ / CASA DE LAS SERANAS

19. Yüzyılda inşa edilen bina ismini mtolojik Siren heykellerinden almakta. 80’lerde kaderine terk edilen bina bölgenin restorasyonu ve temizlenmesi sırasında belediye tarafından satın alınarak sergi evi haline getirilmiş.