Roma Gezilecek Yerler Devam Ediyor - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ / İTALYA / ROMA

ROMA’DA GEZİLECEK YERLER DEVAM EDİYOR

İSPANYOL MEYDANI / PiAZZA SPAGNA

İspanyol Merdivenleri’nin önündeki Roma’nın en ünlü ve en keyifli meydanlarından biri olan Spagna meydanı adını yakındaki İspanyol Büyükelçiliği’nden almakta. Meydanın en ünlü yapısı İspanyol Merdivenleri olmakla birlikte, meydanın ortasında bulunan ve pek de bir şeye benzetemediğimiz Fontana Della Barcaccıa’da turistlerin ilgisini çekmekte.



  • Metro : Spagna
  • Otobüs : 117

BOT ÇEŞMESİ / FONTANA DELLA BARCACCIA

Yapımına Bernini’nin babası tarafından başlanmış ancak ölümü üzerine Bernini tarafından bitirilmiş olan yarı batık kayık şeklindeki çeşme su kaynağındaki düşük basınçtan dolayı sokak seviyesinin altına inşa edilmiş. 16. Yüzyılda Tiber Nehri taştığında, Piazza di Spagna'ya küçük bir botun sürüklediğine dair ortaya çıkan rivayetten esinlenilerek yapılan çeşme 1629’da tamamlanmış. Tabi insan düşünmeden edemiyor. Roma gibi bir şehirde nasıl bir konu sıkıntısı çekiliyordu ki bu rivayetten esinlenerek bir çeşme yapıldı. Kendi kendime muhteşem sanatçıların dehasını sorgulamak sana düşmez diyorum ama sonuçta çeşmede ortada.



Çeşmenin fotoğrafını bulmak için tüm arşivimi taradım elimizdeki tek fotoğraf yıllar önce Roma’ya ilk gittiğimiz zamandan kalma.

İSPANYOL MERDİVENLERİ

1500’lerin sonundan itibaren İspanyol Elçiliği’ni Trinità dei Monti Kilisesi'ne bağlamak için burada bir merdiven yapılması planlandığı halde ancak 1723-1725 yılları arasında yapılabilmiş. Dönemlerinde çok meşhur olmayan iki mimar tarafından (Francesco de Sanctis ve Alessandro Specchi) tasarlanan ve 135 basamaktan oluşan merdivenler, bittiğinde Avrupa’nın en uzun merdivenleriymiş. Günümüzde ise Roma’ya gelen turistlerin gözdesi durumunda.

Eski resimleri karıştırınca 2010 Nisanından bu resmi koymaya karar verdim. Hava yağmurlu olmasına rağmen İspanyol merdivenlerinin en keyifli zamanı kesinlikle bahar ayları.



Alttaki ise bu yazdan bir fotoğraf.



Merdiven yapılamayacak kadar uzun, rampa yapılamayacak kadar dik yerlerde, derin ve eğimli basamaklar ile inşa edilen merdiven/rampa türünün en meşhur örneği olan İspanyol Merdivenlerinin en güzel zamanı bahar ayları. Teraslarını ve geniş basamakları süsleyen pembe çiçeklerle bambaşka bir havası oluyor. Aslında İspanyol Merdivenlerinin kötü bir zamanı yok diyebilirim. Şarabımı alıp, basamaklarına oturup meydanı ve sokakları izlemek kendi adıma Roma’da en sevdiğim aktivitelerden biridir. Bu sene İspanyol merdivenlerinde içki içmeyi yasaklamışlar diye duymuştum ama, herkes şarabını ve birasını içiyordu. Sanırım sadece dozu kaçıranlara müdahale ediyorlar. Çünkü her yerde Carabinieriler var ama kimseye karışmıyorlar.
  • Metro : Spagna
  • Otobüs : 117

TRİDENTE MANASTIRI / TRINITA DEI MONTI

İspanyol Merdivenlerin üzerinde yer alan kilise 16. Yüzyılın başlarında Fransa Kralı 12. Lou’nin isteğiyle İtalya üzerindeki hakimiyetini kutlamak için inşa edilmiş. Halen Fransa’nın kontrolünde olan Kilisenin inşaatı Gotik Bir plan üzerine başlamış. Ancak Kilisenin yapımı uzadıkça plandan uzaklaşılmış ve ön cephesine 2 simetrik yapı eklenmesiyle Neo klasik bir tarz kazanmış.



Kilisenin önündeki Salustiano Dikilitaşı 1789 yılında yerleştirilmiş. İspanyol Merdivenlerinde çektirilen tüm fotoğrafları süslediği halde pek ziyaret edilmeyen kilisenin içi oldukça sade. O kadar basamağı tırmanıp kiliseye gitmektense Merdivenlerin tadını çıkarmak çok daha cazip.
  • Metro : Spagna
  • Otobüs : 117

İMMACULATE SÜTUNU

İspanyol Merdivenlerinin yakınında bulunan Piazza Mignanelli'de, göreceğiniz üzerinde bakire Meryem heykeli olan sütunun orijinalinde Tanrıca Minarva heykeli varmış. Ancak Roma’ya özgü bir hareketle bronzdan bir Meryem heykeliyle değiştirilmiş.



Sütun buraya itfaiyeciler tarafından yerleştirilmiş bu nedenle de “Meryem’in günahsız doğması” bayramı olan 8 aralıkta itfaiyeciler koluna bir çelenk takıyormuş.
  • Metro : Spagna
  • Otobüs : 117

POPOLO MEYDANI / PIAZZA POPOLO

Kelime anlamı Halk Meydanı olan Piazza Popolo 1800’lerde mahkumlara işkence yapılan ve infazların gerçekleştiği bir meydan olarak tarihe geçmiş.



Trafiğe kapalı olan Elips şeklindeki meydan aynı zamanda Roma’nın en büyük meydanlarından birisi. Meydanın güneyinde, aslında farklı olmalarına rağmen ikiz olarak adlandırılan Santa Maria in Montesanto ve Santa Maria dei Miracolli kiliseleri, kuzeyinde ise 19. Yüzyıla kadar Batı Avrupa’dan gelen yolcuların şehre giriş yaptığı Porta del Popolo bulunmakta. Kapı 1655’de Bernini tarafından restore edilmiş.



Meydanda bulunan üç çeşmeden ortadaki Fontana Della Obelisco. Merkezinde tek parça granitten mısır dikili taşı olan çeşme Roma’da en sevdiğim çeşmelerden birisi. Aslında çok bir esprisi yok ama, yüksek bir kaide üzerindeki Mısır aslanlarının ağzından havuzlara akan suları seyretmeyi seviyorum.



Meydanın Batısındaki Neptün çeşmesinde Elinde 3 dişli yabasıyla görkemli bir Neptün heykeli çeşmeyi süslemekte.



Doğudaki çeşmede ise Tiber ve Aniene nehirleri arasında Roma’yı ifade eden Tanrıça Minerva çeşmenin merkezini oluşturmakta. Ayrıca heykel gurubunda Remus ve Romulus’u besleyen dişi kurt eklenmiş. Zaten Roma denince kurt olmazsa olmaz.



Popolo meydanı turistler için mutlaka görülmesi gereken yerler listesinin başında yer almamakla beraber benim Roma’da en sevdiğim meydanlardan birisidir. Az turist olduğu için sanırım bana daha İtalyan geliyor. Ayrıca Neptün çeşmesinin solundaki merdivenlerden Pincian Tepesine ve Borghese bahçelerine ulaşılabilmekte. Şehrin merkezindeki bu kocaman yeşil alan sıcak öğle saatlerini geçirmek içinde ideal.
  • Metro :Flaminio
  • Tramvay :2
  • Otobüs : 61, 89, 117, 160, 490, 495, 590

SANTA MARIA DEL POPOLO KİLİSESİ

19. yüzyıla kadar Roma’ya gelen gezginler için girişteki ilk bazilika olan bu Orta Çağ Kilisesi 15. yüzyılda yenilenerek bugünkü görünümünü almış. Grubumuzun Roma’da ki tek başarısızlığı olan kiliseye ne zaman gidersek gidelim bir türlü girmeyi başaramıyoruz. Kilisenin içi Rönesans ve Barok sanatçıların eserleri ile dolu ama ya tadilatta ya kapalı. Roma’da kapısına bu kadar çok gidip de içeri giremediğimiz başka yer yok. Minik bir kilise olmasına rağmen Chigi Şapelinin muhteşem olduğu söyleniyor. Raffaello tarafından Rönesans tarzında başlanan şapel neredeyse 30 yıl sonra Bernini tarafından barok bir tarzda bitirilmiş. Kilisede ayrıca Pinturicchio ve Caravaggio’nun eserleri bulunmakta.

Bu kiliseyle ilgili ilginç bir bilgi vereyim Fatih Sultan Mehmet öldüğünde Papa bu kilisede şükür duası yaptırmış.

Meydanda bulunan ikiz kiliselerden sağdaki SANTA MARIA DEI MIRACOLLI KİLİSESİ, soldaki ise SANTA MARIA IN MONTESANTO kilisesi. Bu kilise sanatçılar kilisesi olarak da biliniyor. 1953'ten beri 29 Ekim'den 29 Haziran'a kadar her Pazar, bir konser düzenleyip sonunda da sanatçılar için dua okuyorlarmış.



  • Metro :Flaminio
  • Tramvay :2
  • Otobüs : 61, 89, 117, 160, 490, 495, 590
Yola çıkmadan önce tüm ayrıntıları anlattığım .:Roma Gezi Rehberi:. yazımı okumanızı tavsiye ederim.

BORGHESE BAHÇELERİ

1600’lerin başında, Borghese papası, antik çağlardan beri bağlık olan bu bölgeyi alarak bahçelere dönüştürmeye başlamış. Aile yıllar içerisinde bahçeleri büyütmek için arazileri satın almaya devam etmiş. 1900’lere gelindiğinde Roma’nın en geniş bahçeleri haline gelmiş olan Borghese bahçeleri İtalyan devleti tarafından aileden satın alınarak İngiliz tarzında dizayn edilmiş ve halka açılmış. Günümüzde içerisinde, müze olarak kullanılan birkaç tane villa, hayvanat bahçesi, ve yapay bir gölün yanı sıra heykeller, çeşmeler, korular hatta tiyatro bulunuyor.



VİLLA BORGHESE / BORGHESE GALERİSİ

Borghese bahçelerinin içerisine 1633 de papanın yeğeni ve Bernini’nin hamisi olan Kardinal Scipione Borghese tarafından sanat koleksiyonlarını barındırmak için inşa edilmiş olan villa günümüzde Roma’nın en önemli müzelerinden birisi.



Villanın tavanları ve duvarlarındaki freskler baş döndürücü güzellikte olmasına rağmen. Biz heykel seven bir gurup olduğumuzdan yıllar içerisinde ailenin biriktirdiği heykellerden gözümüzü alıp da tavanları doyasıya seyredemedik.



iki katlı müzenin ilk katında heykel, üst katında ise resim koleksiyonu sergileniyor. Müzedeki en ünlü heykeller Davut (Bernini), Apollon ve Daphne (Bernini), Persephone'nin Kaçırılışı (Bernini) ile Canova’nın Venüs heykeli. Bu heykele, Camillo Borghese’nin eşi aynı zamanda Napolyon’un kız kardeşi olan Pauline Bonapart modellik yapmış. Elinde elması ile yarı çıplak yatakta uzanan Venüs heykeli çok güzel olmakla birlikte dönemi için kesinlikle sansasyonel.







Müzede bu saydıklarım dışında Tiziano, Raffaello, Caravaggio, Rubens ve Botticelli’nin eserleri de sergilenmekte.



Pazartesi günleri kapalı olan müzenin ziyaret saatleri:
  • 09:00 – 11:00
  • 11:00 – 13:00
  • 13:00 – 15:00
  • 15:00 – 17:00
  • 17:00 – 19:00
Müzenin Giriş Ücreti ise 15 Euro (Roma Pass Card ile ücretsiz)
  • Otobüs : 52, 53, 63, 83, 92, 217, 360, 910

VİLLA TORLONİA

Otobüsle geçerken bahçesini görüp burada değişik bir şey varmış. Hadi inip de gezelim diyerek keşfettiğimiz yerlerden biri olan Villa Torlonia, şöyle bir bakmaya girip, bayıldığımız ve saatlerce kaldığımız bir yer oldu. Ayıca Pass Kartla ücretsiz olarak gezilebiliyormuş. Biz de Borghese Galerisinde kullanamadığımız müze hakkımızı burada kullanmış olduk.

19. Yüzyılın başlarında Torlonia ailesi için inşa edilen Villa Torlonia aslında bir yapılar topluluğu.



Döneminde soylular için görkemli bir buluşma mekanı olan Villa Torlonia, büyük bir bahçe içerisinde Casino Nobile, Baykuş evi, Limon evi, magribi mağarası, kızıl köşk, Satürn tapınağı, turnuva alanı, tiyatro ve bambularla çevrili bir göletten oluşmakta. Altındaki etrüks mezarlarından dolayı Musolini tarafından sığınak olarak da kullanılmış. 1945’den sonra kaderine terk edilen villa 1977’de Roma belediyesi tarafından satın alınarak müzeye dönüştürülmüş. Bazı bölümlerinde restorasyon devam etmekte.



Casino Nobile olarak adlandırılan ana villa dışardan bakıldığında, mermer sütunlu ve yüksek alınlıktı girişiyle antik bir havada olmasına rağmen, içi freskler, avizeler ve mermerler ile dekore edilmiş. Önünde ve arkasında birer dikili taş bulunan villanın İçerisinde Torlonia ailesi’nin koleksiyonunu oluşturan sanat eserleri ve Mussolini tarafından kullanılan bazı mobilyalar sergilenmekte.



Avizeli girişin yanı sıra tüm odaların tavan ve duvarları en ince ayrıntısına kadar fresklerle bezenmiş. Özellikle antik mısır freskleriyle süslü bir odası var ki hayran olmamak mümkün değil.



Bu villada gezmenin en güzel yanı kimse yok. Biz saatlerce kalmamıza rağmen çalışanlar ve bahçede koşuya gelen İtalyanlar dışında kimseyi görmedik. Böyle olunca insan ayrılmak da istemiyor. Her odada, her freskin karşısında istediğin kadar durabiliyorsun. Buna rağmen inanamayacaksınız ama girmediğim bir oda varmış daha sonra resimlere bakarken fark ettim. Ben böyleyim işte.



Ana villadan yapay bir tepeyle ayrılan Casina delle Civette yani baykuş evi adını süslemelerinde kullanılan baykuş figüründen alıyor.



İsviçre tarzı 20 odalı ev Günümüzde vitray müzesi olarak kullanılmakta. Vitray eserlerin yanı sıra mozaik ve değişik materyaller kullanarak süsledikleri büyük kitaplar ilginç.



Baykuş evinin dışını içinden daha çok sevdim.



Bir villanın bahçesinde görmeyi beklemeyeceğimiz kadar büyük olan tiyatro binasına giremedik. Aslında restorasyonu bitmiş gezilebilen yapılardan biri ama gittiğimizde kapalıydı.



Bahçesindeki en güzel yapı Satürn Tapınağı 1837 de antik tapınaklardan esinlenerek yapılmış 4 sütunlu tapınakta tırpan tutan bir Satürn heykeli bulunuyor. Ancak henüz restorasyonu bitmemiş hatta başlamamış bile.



Şöyle üç beş yıl sonra yeniden gitmek gerek o zaman bahçede tamamen düzenlenmiş olacaktır.



Göletin çevresindeki bambu ağaçlarına görür görmez bayıldık. Panda mıyızdır nedir?
  • Tramvay : 2, 3, 19
  • Otobüs :60, 62, 82, 88, 90, 223

SAN BERNARDO MEYDANI / PİAZZA Dİ SAN BERNARDO

Repubblica Meydanı’nın hemen yanındaki küçücük meydan adını St. Bernardo Kilisesinden alıyor. Bu kadar küçük olmasına rağmen meydanda St. Bernardo kilisesinin yanı sıra Suzanna Kilisesi ve Musa Çeşmesi de yer almakta. Zaten bu bölge 16. Yüzyılda çeşmenin yapılmasıyla birlikte canlanmaya başlamış ve bir mahalleye dönüşmüş.



  • Metro : Repubblica
  • Otobüs : 61, 62, 85, 492

MUSA ÇEŞMESİ / FONTANA DELL'ACQUA FELİCE

Dört aslanın ağzından havuzlara su akan çeşme, Papa V. Sixus’un isteği ile mimar Domenico Fontana tarafından 1588’de bitirilmiş. Antik çağlardan beri Roma'da yapılan ilk duvarsal çeşme olan Fontana Dell'acqua Felice iki meleğin arasındaki Papalık mührüyle taçlandırılmış, üç kemerden oluşmakta. Ortadaki kemerde Leonardo Sormani tarafından yapılmış olan tanrısal Musa heykelinden dolayı Musa Çeşmesi olarak biliniyor.







SANTA MARİA DELLA VİTTORİA KİLİSESİ

17. yüzyılın başlarında yanındaki St. Susanna kilisesinin cephesinden etkilenilerek ve onun bir benzeri olarak Carlo Maderno tarafından inşa edilen kilise Scipione Borghese’nin sponsorluğuyla tamamlanabilmiş. Tabi bu Borghese hayrına sponsor olmamış. İnşaat sırasında bulunan ve “Borghese Hermaphroditus”u olarak bilinen heykeli koleksiyonuna almış.

Bu heykel günümüzde Louvre Müzesinde.

Altın yaldızlı sıva ve mermerden muhteşem duvar süslemeleri olan kilisedeki en önemli eser. Cornaro Şapeli’ndeki Bernini’nin “St. Teresa Ecstasy” yani Rahibe Teressa’nın Vecdi isimli eseridir. Yüksek barok dönemin başyapıtı olarak kabul edilen eser, papalık tarafından erotik bulunduğu için bu gözlerden uzak kiliseye yerleştirilmesi uygun bulunmuş. Bernini sadece heykeli yapmakla kalmayıp bir tiyatro sahnesi gibi görünen şapeli de tasarlamış. Şapelin 2 yanındaki balkonlarla harika bir tiyatro etkisi yaratmış.

Diğer şapelleri de kesinlikle görülmeye değer güzellikte eğer yolunuz düşerse bu kiliseye vakit ayırmanızı öneririm.



ST. SUSANNA KİLİSESİ

MS 3. Yüzyılda ilk Hristiyanların toplandığı bir evken 4. Yüzyılda kiliseye dönüşmüş ve 796 yılında bazilika olarak inşa edilmiş. 1400’lerin sonunda neredeyse yeniden inşa edilmeye başlayan kilise ancak 1605 de tamamlanabilmiş.



Adını bu ilk evde yaşayan ve paganist imparatorun oğluyla evlenmeyi reddettiği için iki ihtiyar tarafından iftiraya uğrayıp evinin önünde başı kesilen Azize Susanna’dan alıyor.

Roma’da ki Barok mimarisinin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen kilisenin kubbe ve nef freskleri ile ahşap tavanının dikkat çekici olduğu söyleniyor. Kapalı olduğu için biz giremedik. Roma’da mutlaka görülmesi gereken kiliselerden biri olarak da bahsedilmiyor ama anladığım kadarıyla Hristiyanlık için önemli bir kilise.

SAN BERNARDO ALLE TERME KİLİSESİ

Antik Diocletianus Hamamı kompleksinin bir parçası olan 22 metre çapında bir rotundanın dönüştürülmesiyle ortaya çıkan kilise, 1598 yılında tamamlanmış.



Üzerinde hiç pencere olmayan sekizgen kubbesiyle Panteona benzeyen kilise, aynı panteon gibi ışığı tepesinde ki açıklıktan almakta.



  • Metro: Repubblica
  • Otobüs: 61, 62, 85, 492

CUMHURİYET MEYDANI / PIAZZA DELLA REPUBLİCA / PIAZZA DELLA ESADRA

Termini istasyonu yakınlarında yer alan Repubblica Meydanı ve çevresindeki yapıların bu günkü görünümünü alması, Roma’nın en büyük hamamları olan, 456 yılına kadar kullanılmış Diocletianus hamamları sayesinde olmuş diyebiliriz.



Hamamın bölümleri uyarlanarak Santa Maria degli Angeli e dei Martiri Bazilikası, ve Ulusal Roma Müzesinin bölümleri yapılmış. Son olarak meydanda bulunan yarı dairesel sütunlu cepheye sahip çarşılar 19. Yüzyılın başlarında antik hamamın anısına inşa edilmiş.
  • Metro : Repubblica, Termini
  • Tramvay : 5, 14
  • Otobüs : 64, 70, 71, 75, 82, 85, 170

FONTANA DEİ NAİADİ /SU PERİLERİ ÇEŞMESİ

Repubblica Meydanı’nın ortasında yer alan çeşme adını süslemelerinde kullanılan dört su perisi figürlerinden almakta.

Mario Rutelli tarafından tasarlanan çeşmede kuğu ile ifade edilen Göllerin Perisi, bir canavarın üzerine uzanan Nehirlerin Perisi, at üzerinde Okyanusların Perisi ve gizemli bir ejderhanın üzerine eğilen Yeraltı Sularının Perisi havuzun etrafını süslerken Merkezde Rutelli'nin Glauco nin yunusu kucaklayan erkek figürü yer almakta.

SANTA MARIA DEGLI ANGELI E DEI MARTIRI KİLİSESİ

16. yüzyılda Papa IV.Pius, o sırada 86 yaşında olan Michelangelo’dan Diocletianus Hamamının kalıntılarını kullanılarak buraya Hristiyanlığın bilinen ve bilinmeyen tüm şehitleri için bir bazilika yapılmasını istemiş. Michelangelo tarafından inşa edilen son yapı olan kilisenin klasik bir girişi yok.



Kiliseye Diocletianus Hamamı'nın silindirik bir salonunun kalıntılarından giriliyor. Cephesine bakıp ta etkileyici boyuttaki kilisenin iç mekanını tahmin etmek mümkün değil. Roma’da kapıdan girdikten sonra insanı böylesine şok eden başka bir kilise olduğunu sanmıyorum.



Farklı renklerdeki çok büyük sütunlarla desteklenen yüksek tavanın verdiği ferahlığın yanı sıra duvar fresklerinin ve şapellerin işlemelerine zaten söz yok ama bana göre kalıntıların içine inşa edilen böylesi bir mimari yapı hayallerin çok ötesinde.



18. yüzyılda Francesco Bianchini tarafından yapılan güneş saati ve meridyen hattı da Kiliseyi ilginç kılan başka bir eser.



Bu güneş saatinde, güneş ışınları, duvardaki küçük bir delikten 45 metre uzunluğundaki sarı-beyaz mermerle çevrili bronz meridyen çizgisi üzerine vurmakta. Bu güneş saatlerinin nasıl çalıştığını hiç anlamadıysam da meridyen çizgisi üzerinde yürümek güzel.
  • Metro : Repubblica, Termini
  • Tramvay : 5, 14
  • Otobüs : 64, 70, 71, 75, 82, 85, 170

SANTA MARİA MAGGİORE KİLİSESİ

Meryem’e adanan ilk kiliselerden biri olan Santa Maria Maggiore, Vatikan’ın Majör saydığı 4 kiliseden biri olmasının yanı sıra bir dönem Papalık Sarayı olarak da kullanılmış.

4. Yüzyılın ortalarında eski bir pagan tapınağının üzerine inşa edilen Kilise farklı zamanlarda yapılan restorasyon ve eklemelerle günümüze kadar gelmiş.



İnşası ile ilgili ilginç bir hikayeden bahsedilmekte. Efsaneye göre 353 yılında Papa Liberius’un rüyasına giren Meryem beyaz bir tepeye kilise yapılmasını ister. Sabah uyanan papa şu anda bazilikanın olduğu tepeye kar yağdığını görür ve kiliseyi buraya kurmaya karar verir. Buraya kadar her şey normal gibi görünse de tarih 5 Ağustos’tur. Günümüzde her yıl 5 Ağustos’ta Paoline Şapeli’nin kubbesinden atılan beyaz gül yapraklarıyla kar yağışı kutlamaları yapılmakta. Eeee Vatikan’ın hikayeleri bitmez, bu da işte onlardan biri.



İçine girdiğinizde mermer sütunlar, mozaikler, muhteşem bir sunak sizi etkileyecektir ama altınlarla süslenmiş tavanına bayılacağınıza eminim. 16. Yüzyılda dekore edilmiş olan tavanını süsleyen altınların, İspanyol kralı Ferdinand ve Isabella’nın, İspanyol Papa IV. Alexander’a (Borgia Papası) taktim ettiği Amerika’dan getirilen ilk altınlar olduğu söyleniyor.



Kilisede ki önemli eserler arasında Paolina şapeli, Bakire’nin Taçlandırılması mozaiği, Kardinal Rodriguez’in mezarı sayılsa da sadece tavanını görmek için bile gezilmesi gereken bir bazilika.

Kilisenin ön cephesindeki sütunlu açık galeride (potiko) yer alan İspanya Kralı IV.Phillip'in heykeli Bernini tarafından yapılmış.



Bernini’nin mezarı ile pek çok papanın yanı sıra Napolyon’un kız kardeşi Pauline Bonaparte’ın mezarı da bu kilisede bulunuyor.



14. yüzyılda inşa edilen Romanesk çan kulesi, 75 metre yüksekliğinde ve Roma'nın en yüksek noktası olduğu söyleniyor 19. Yüzyılda piramit bir çatıyla kapatılmış. Dışarıdan bakıldığında dört katlı görünen kule aslında altı katlı.

Bazilikanın ön cephesinin baktığı Santa Maria Maggiore meydanında Colonna della Pace olarak adlandırılan sütun, 17. Yüzyılda dikilmiş ve üzerine yaldızlı bronzdan Meryem ana heykeli yerleştirilmiş. Bu sütun daha sonra pek çok şehre yerleştirilen veba Sütunlarına örnek olmuş. Sütunun altında yer alan Borghese ailesi amblemleriyle süslü orijinal çeşme ise zamanla değiştirilmiş Ejderha ve kartal figürleri kaldırılmış. Günümüzde suyu içilebilen bu çeşme sıcak yaz günlerinde tam bir kurtarıcı.



Kilisenin arka cephesinde yer alan Esquilino Meydanı’nda ise Agustus Mozolesinden getirilmiş bir dikili taş yer alıyor.



  • Metro :Termini
  • Tramvay : 5, 14
  • Otobüs :16, 70, 71, 75, 360, 649, 714, 717

ROMA SİZE HAZIR, SİZ ROMA'YA HAZIR MISINIZ?

.:Roma Gezi Rehberi:.

.:Roma Gezmekle Bitmez 1:.

BORGİALARIN YÜKSELİŞİ / SALİTA DEİ BORGİA

St. Maria Maggiore’den, Vincoli Kilisesi’ne giderken tesadüfen gördüğümüz merdivenlere ve merdivenlerin üzerinde cephesi sarmaşıklarla kaplı kemerli saraya Borgia'nın yükselişi deniyormuş. Vatikan'ın en sansasyonel papalarından biri olan Borgia ailesi entrikalar, cinayetler ve ensest ilişkilerle anılıyor. Renkli kişilikleriyle benim favorilerimden olan bu papa ailesinin adını tabelada görünce "Salita dei Borgia" olsa olsa Borgia Çıkmazı demektir diye düşünmüştüm, ama Borgiaların Yükselişi tam uymuş.



SAN PİETRO İN VİNCOLİ KİLİSESİ

5.Yüzyılda Aziz Petrus’un Kudüs’te bağlandığı zincirin parçalarını saklamak için inşa edilen kilise Hristiyanlar için önemli bir haç kilisesi olmasına rağmen, bizleri Zarif sütunlu sade kiliseye çeken 16. Yüzyılda Michelangelo tarafından yapılan Boynuzlu Musa Heykeli.



Mermerden, oturur şekilde tasvir edilmiş, sağ elinde 10 emiri tutan sakallı güçlü Musa insanı şaşırtacak kadar canlı. Eski ahitteki bir metinden esinlenerek yapılması planlanan Musa’nın başının üzerinde ışıklar olması gerekirken İbranicede ışık ve boynuz kelimelerinin benzerliğinden dolayı boynuzlu olarak tasvir edilmiş. Bildiğin çeviri kurbanı.



PORTA SAN GİOVANNİ

Lateran Kilisesine giden yolun sağ tarafında kalan kapı, metrodan San Giovanni istasyonunda indiğinizde tam karşınıza çıkıyor. 1500’lerde Roma surları üzerine inşa edilen kapı sanki bir villanın girişi gibi dizayn edilmiş.



Günümüzde yan duvarlardan kemerler açılarak trafiğin rahatlatılması sağlanmış o zamanki görüntüsü tüm bir duvar şeklinde.



ST. JOHN LATERAN BAZİLİKASI

Bu kadar Roma’ya gitmeme rağmen ilk kez Lateran Bazilikasına gidebildim. Bir dönem papalık sarayı olarak da kullanılan bazilika Vatikan tarafından Majör bazilika olarak sayılmakta.



Geçmişte Papalık sarayı olarak da kullanılmış olan Lateran Bazilika’sı 4. Yüzyılda Roma İmparatoru Konstantin’in Hristiyanlara izin vermesiyle, Roma’da kurulan ilk kilise olmuş. Bu nedenle Vatikan için çok önemli. İtalya Cumhuriyeti kurulana kadar tüm papalar burada taç giymişler.



Doğal olarak yüzyıllar boyunca geçirdiği depremler ve yangınlarla ilk kiliseden bir şey kalmamış, son haline 18 yüzyılda kavuşmuş. Klasik sütunlu cephesi, alınlığı, aydınlık iç mekanı ve gerçekten birer sanat eseri olan heykelleriyle çok güzel bir kilise. Bu kilisede resim ya da mozaikler değil heykeller ön planda.



Lateran Kilisesine sabah erken saatte geldiğimiz için Pazar ayinine denk geldik. Büyük kilise olduğu için mi bilmiyorum ama ayin farklıydı. Normalde bir tane rahip ibadet etmeye gelmiş olan halka dua ettirir, kutsar falan. Bu kiliselerde ise bütün rahip ve rahibeler normalde halkın oturduğu sıralara oturuyor birlikte dua ediyorlar. Yine koro var yine org çalıyor. Ama asıl ibadet edenler rahip ve rahibeler. Bunların arkalarında isteyen halk da oturuyor. Ziyarete gelmiş olanları da uzaklaştırmadıkları için bize farklı gelen bu ayini izleyebildik.

ST. JOHN LATERAN BAZİLİKASI

Kiliseden çıkıp saraya doğru giderken Roma’da ki en büyük Mısır dikili taşı olan Lateran dikili taşını göreceksiniz. 12. Yüzyıla kadar bu meydanda şu anda Capitoline müzelerinde bulunan Marcus Antonius’un atlı heykeli varmış.



Roma İmparatorluğu döneminde yöneticilerden biri olan Laterani ailesi tarafından kullanılan saray, Konstantin’in 313 yılında Kilise yapılmasına izin verdikten sonra Hristiyanlara hediye ettiği yapılardan biri. 324 yılında Papa I. Sylvester burayı tanrının evi ilan etmiş ve ismi hiç değiştirilmemiş. Yüzyıllar boyunca eklemeler ve yenileme çalışmalarıyla günümüzdeki halini alan üç katlı sarayın Lateran Kilisesine direk açılan bir de kapısı var.



Dördüncü yüzyıldan itibaren yaklaşık bin yıl boyunca kesintiye uğrasa da, papaların ikametgahı olarak kullanılan ve Lateran Anlaşmasıyla Vatikan’a bağlı kalan saray, günümüzde papalık devletinin tarihini gösteren Vatikan Tarih Müzesi tarafından kullanılmaktadır.

VAFTİZHANE

Hristiyanlığın ilk vaftizhanesi olan yapı doğal bir su kaynağının, sekizgen bir yapıyla çevrilmesiyle oluşturulmuş. Hristiyanlığın ilk zamanlarında tüm Hristiyanlar burada papa tarafından vaftiz edilirken zamanla ihtiyacı karşılayamadığı için rahiplere de vaftiz yapma yetkisi verilmiş.



İçinde küçük bir şapel bulunan vaftizhanenin, iç mekan süslemelerinin ve vaftiz teknesinin hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Vaftiz teknesinin etrafında yer döşemelerine işlenmiş armalar da ilginç.



  • Metro :San Giovanni durağı
  • Tramvay : 3, 8
  • Otobüs: 16, 81,85, 87, 218, 360, 590, 650, 665, 673, 810
Lateran’dan çıktıktan sonra Kolezyum’a gitmek için “ via di s. Giovanni in laterano” caddesine girdik. Yanlış bir caddeye girme imkanınız yok, caddenin sonunda Colosseum görünüyor. Hatta caddenin sonunda duvar gibi yükseliyor diyebilirim. Defalarca gören için bile haşmetli olan yapıya doğru yürürken sağ tarafta St Clement Bazilikası bulunuyor. Tesadüfen görüp girdiğimiz bazilikayı geçip gitme olasılığınız yüksek.

ST CLEMENT BAZİLİKASI

İtalya’da ilk defa böylesine kontrol edilen bir kilise gördüm. Kesinlikle fotoğraf çektirmiyorlar, her yerde görevliler var ve gözleri hep üzerinizde. Tesadüfen girdiğimiz için gezerken ne özelliği olduğunu bilmiyorduk ancak duvar resimlerini çok beğenmiştik. Ancak kiliseden çıktıktan sonra araştırıp ne kadar önemli bir kilise olduğunu öğendik.

Bu kilise Roma’nın nasıl katman katman yükseldiğinin en güzel örneği denilebilir. En alt katman M.Ö’ye ait ancak bu katmanı kazmamışlar. Şu anki yapı ilk Hristiyanların 2. Yüzyılda gizlice ayin yaptıkları bir evken. 3. Yüzyılda Aziz Clemete adına bir kiliseye dönüşmüş. Bu kilise Norman saldırılarında yıkılmış. Yıkıntıların üzerine yeni bir kilise yapılmış ve son halini 1700’lerde almış. 1800’lerde altında bir kilise olduğu daha anlaşılmış böylece ilk kiliseye ulaşılmış. Şu anda da aşağı ve yukarı kilise olmak üzere iki kilise var. Ayrıca ilk evin kalıntıları da hala görülebilmekte.

Yukarı kilisenin apsisi ve St Caterina şapelindeki mozaikler ile alt kilisenin freskleri kilisenin en değerli parçaları. Hatta freskler Roma’daki en iyi erken ortaçağ koleksiyonu olarak kabul ediliyormuş.

  • Otobüs: 53, 85, 117

TİBER ADASI

Tiber nehri üzerindeki 280 metre uzunluğundaki bu minicik ada Ponte Fabricio ve Ponte Cestio köprüleriyle nehrin 2 tarafına bağlanmakta. Antik Roma zamanında bir tecrit adasıyken, MÖ 3. yüzyılda şifa tanrısı için Aesculapius Tapınağı’nın inşa edilmesiyle sağlıkla ilgili bir ada haline gelmiş. 16. yüzyılda kurulan ve günümüzde hala kullanılmakta olan Fatebenefratelli hastanesi ile de sağlıkla olan bağlarını korumuş.



Adada hastane dışında 1940’dan beri aile işletmesi olan bir restoran ve San Bartolomeo all'Isola kilisesi bulunmakta. Kilise MS. 1000 yılında inşa edilmiş.

  • Otobüs:23,180

TRASTEVERE

Roma’nın bohem yüzü olan Trastevere semti tartışmasız en keyifli bölgelerinden de biri. Tiber nehrinin doğusunda kalan bölge tarihin her döneminde ötekilerin ve marjinallerin mekanı olmuş.



İlk olarak Roma İmparatorluğu zamanında Ortadoğulular ve Yahudiler buraya yerleşmiş ardından balıkçılar ve işçiler gelmişler. 20. Yüzyıldan sonra ise sanatçıların tercih ettiği bir bölge olmuş. Gerçek Roma olarak adlandırılan bölgede ortaçağdan kalma Arnavut kaldırımı sokakları mutlaka keşfetmelisiniz. Zaman zaman labirente dönüşen bu sokaklar inanılmaz sürprizlerle dolu.



Küçücük meydanlar, kemerli geçitler, çiçeklerle bezenmiş Ortaçağ evleri, her köşe başında karşılaşacağınız sanatçılarla, insana kendini bambaşka bir dünyada hissettiren bölgenin merkezi Piazza Di S.Maria In Trastevere. Meydanın cıvıl cıvıl havasından kopmak zor olsa da sokaklarda bambaşka manzaralar sizi bekliyor.



Trastevere’yi keşfetmenin en güzel yolu kaybolmak. Roma’nın pek çok semtinden daha güvenli olan bu bölgede keyfinizce gezebilirsiniz.



S.MARIA MEYDANI / PIAZZA DI S.MARIA IN TRASTEVERE

Gençlerin gözdesi bu dinamik meydan bir ironi yaparcasına şehrin en eski çeşmesine ve kilisesine ev sahipliği yapmakta. Meydanda aynı zamanda Palazzo di S.Callisto (Kalisto Sarayı) yer almakta.



Kafelerle çevrili meydanda ister kaldırımlardaki masalarda, ister çeşmenin basamaklarında oturup gelip geçeni izleyerek bu meydanın tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca bu bölgedeki kafe ve restoranlarda fiyatlar daha uygun.





PİAZZA SANTA MARİA ÇEŞMESİ / FONTANA Dİ PİAZZA SANTA MARİA

Kilisesinin önündeki meydanda bulunan çeşmenin Roma'daki en eski çeşme olduğu sanılmakta. Bu çeşme yüzyıllar içinde defalarca yenilenerek günümüzdeki halini almış. 15. Yüzyılın sonunda yapılan kurt kafalarıyla süslü çeşme, 1659 yılında Bernini tarafından yenilenerek deniz kabukları ile çevrilmiş ve yeri değiştirilerek meydanın ortasına yerleştirilmiş.17 yüzyılın sonunda Carlo Fontana ise Bernini’nin deniz kabukları yerine kendi deniz kabuklarını yerleştirmiş.



SANTA MARİA BAZİLİKASI

4.Yüzyılın başlarında yapılmış olan kilise yüzyıllar boyunca pek çok kez yenilenmiş. 12. Yüzyılda yapılmış olan çan kulesi ve kemerli girişiyle tamamen kendine özgü olan kilisenin alınlığındaki mozaikleride bebek İsa’yı emziren Meryem görülmekte. Tavan süslemeleri ve Caracalla Hamamlarından getirilmiş olan sütunlarının yanı sıra en değerli bölümü 13. Yüzyıldan kalma altın yaldızlı mozaikleri.



Trastevere’nin yukarılarında yer alan Janiculum Tepelerine yürüyerek çıkmak mümkün. Tepeler dediysem kırlık bir alan düşünmeyin şehrin lüks apartman ve villaları Trastevere Meydanına yürüyerek 10 dakikalık mesafede bu tepelere yerleşmişler. Yol yokuş olmasına rağmen çıkmak zor değil. Romanın en güzel manzarasını seyredebileceğiniz bu tepelerde aynı zamanda İspanyol ve Amerikan akademileri bulunuyor.

PAOLA ÇEŞMESİ / FONTANA DELL'ACQUA PAOLA

Janiculum Tepelerinde en sevdiğim yer nehrin kuzeyindeki ilk büyük çeşme olan Paola Çeşmesi oldu. Çeşme 1612 yılında Giovanni Fontana tarafından tasarlanmış. Abisi tarafından tasarlanan Musa Çeşmesi’ne benzemesine rağmen burada çok sayıda heykel yok. Çeşmede, su üç nişin içinden küçük birer havuza akıyor. Çeşme tamamlandığında sadece bu küçük havuzlar varmış. 1690’da bu mermer havuzlardan taşan su için şu anda önündeki yarım daire şeklindeki büyük havuz yapılmış. Böylece burası keyifli bir yer olmuş. Çok insan tarafından bilinmediği için Roma’nın tüm çeşmelerinden sakin olan Paola Çeşmesinde havuzun kenarında istediğin kadar oturup manzaranın tadını çıkarabiliyorsun.



Çeşmenin hemen yakınındaki MAUSOLEO OSSARIO GARIBALDINO anıtı 1700’lerin sonunda İtalya’nın birleşmesi sırasında yaşanan kanlı çatışmalarda ölen tüm askerler için yapılmış. Tepenin diğer tarafındaki Garibaldi Anıtından daha sade olan bu meçhul asker anıtının alınlığında “Roma O Morte” (Roma ya da ölüm) yazmakta.



Kolezyumdan, Vatikana Romanın tüm Popüler Meydanlarını anlattığım .:Roma Gezmekle Bitmez 1:. yazım sizleri bekliyor......


Yola çıkmadan önde tüm ayrıntıları anlattığım .:Roma Gezi Rehberi:.yazımı okumanızı tavsiye ederim.