Roma Gezilecek Yerler - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ / İTALYA / ROMA

ROMA’DA GEZİLECEK YERLER

Roma’da gezilecek yerler öyle saymakla bitmez her sokak her kilise her çeşme içinde gizemler barındırır yağmurdan korunmak için girdiğiniz sıradan bir kilisede Bernini’nin bir heykeliyle ya da Caravaggio’nun bir resmiyle karşılaşabilirsiniz. Merak etmeyin ben bir hafta boyunca gördüğümüz bilinen ya da kıyıda köşede kalmış ama güzel olduğunu düşündüğüm her yeri anlatacağım ama Roma kesinlikle bunlardan ibaret değil eminim daha bilmediğimiz nice yer vardır.

Roma’yı gezmeye başlamadan önce 4 kelimeyi bilmekte fayda var.
  • Via : Cadde
  • Piazza : Meydan
  • Palazzo : Saray
  • Fontein : Çeşme
Roma’da ilk günümüzü Antik Roma olarak planladık. Tabi şehrin bu tarafında olan kilise ve meydanları da gezdik. Şehrin güneyinde yer alan bölgeyi gezmek için bir gün gerekli.

KOLEZYUM / COLOSSEUM

Roma’ya gelip de Roma'nın sembolü haline gelmiş Kolezyum’u gezmemek olur mu? Kaç kez görmüş olursak olalım 2000 yıldan beri ayakta duran yapının büyüklüğü ve ihtişamı karşısında her seferinde şaşırdığımı söylemeliyim.



İmparator Vespasianus, İmparator Neron’un “Altın Evinin” bir parçası olan göletin yerine halkın yanında, halkın ihtiyaçlarını önemseyen biri olduğunu göstermek için Kolezyum’u inşa ettirmiş. Çünkü halk Neron’un savurganlığından öylesine bıkmış ki büyük bir isyanla sarayını yıkmış. Yapımı on yıl süren yapı imparator Titus zamanında bitirilebilmiş.

Kolezyum karşılıklı iki tiyatronun birleştirilmesiyle oluşmuş bir yapı. Elips şeklindeki yapının çevresi 527, yüksekliği ise 50 metre. 4 katlı yapının en alt katı ise yerden 4 metre yüksekte . Yapının, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan dört ana girişi haricinde 80 adet girişi var. En alt kattaki her kemer bir giriş olarak yapılmış. Günümüzde dikkatle bakıldığında kapı üstlerinde numaralar görülebilmekte. Kolezyum’da hiyerarşik oturma düzenine göre, arenaya en yakın yer kral ve senatörler için ayrılırken, tribünlerin en üst kısımları kadınlar ve köleler tarafından kullanılmış.



Colosseum’un Hristiyanlığın kabulünden sonra lanetlenerek içindeki travertenlerin, pirinç ve bronz çalışmaların söküldüğü, Papalık eserlerinde kullanıldığı söylenmekte. Buna rağmen en büyük hasarı 2. dünya savaşı bombardımanı sırasında almış.

İçeriye girdiğinizde dışı kadar iyi korunmamış olduğunu görüp hayal kırıklığına uğramanız mümkün. Ben içindeyken dışardan bakarken hissettiğim haşmeti ve görkemi maalesef hissetmiyorum. Yine de tarihin muhteşem gladyatörlerinin bir zamanlar dövüştüğü yerlerde yürümeyi sevdiğimi söylemeliyim. Roma imparatorluğu zamanında İmparatorluğun en ünlü gladyatörlerinin (bunlar savaş esirleri ya da kölelerden seçilip yetiştirilirmiş) şan, şöhret ve özgürlükleri için kimi zaman bir birleriyle kimi zaman hayvanlarla dövüştükleri bu arenanın havasını hep farklı bulmuşumdur. Düşünsenize günümüzde vahşet ve barbarlık olarak değerlendirdiğimiz gladyatör dövüşlerinde, özgürlüklerini kazandıkları halde bırakmayan nice gladyatörden bahsedilmekte.



Haftanın her günü açık olan Kolezyum’un önündeki kuyruklardan daha önce de bahsetmiştim. Güneşin altında saatlerce beklemek çok sıkıntılı olabildiği için Pass Card alıp burada kullanmanız en mantıklı davranış olacaktır. Size başka bir tüyo da vereyim. Forum ve Kolezyum bileti tek bilet olduğu için Forum bilet gişesinden alacağınız biletle Kolezyum’un önünde beklemeden içeri girebilirsiniz. Ancak her zaman olmasa da zaman zaman bu gişe de çok kalabalık olabiliyor.

Kolezyum gece de ziyarete açık. Bunun fiyatı farklı ve önceden randevu almak gerekiyor. Bana göre Roma’da ışıklandırması en güzel yapı olan Colosseum’a gece girmeye gerek yok ama ışıklandırılmış halini dışardan görmenizi tavsiye ederim.
  • Metro :Collesseo
  • Tramvay :3, 8
  • Otobüs:53, 75, 81, 85, 87, 186, 271, 673, 810

ROMA FORUM

Kolezyum’un batısında yer alan ve eski Roma’da halkın yaşam alanı forum’da zafer takları, tapınaklar, ticaret alanları, Hostilia Mahkemesi, Senato binasının kalıntıları, bazilikalar, Titus Kemeri, mil taşı ve Cırcus Maxımus olarak bilinen stadyum görülebilir.



Kolezyumun hemen önündeki Zafer takı 315 yılında dikilmiş. Bu tak üzerindeki işlemeler ve beyaz mermeriyle hala Forumda ki en güzel eserlerden biri.

  • Metro :Collesseo
  • Tramvay :3, 8
  • Otobüs:53,75, 81, 85, 87, 186, 271, 673, 810

TRAJAN FORUMU

Venezia Meydanı’nın sağ tarafında yer alan Trajen Forumu İmparator Trajan’ın emriyle başlayıp, 112 yılında tamamlanmış. İnşaat yapılacak alanın küçük gelmesi sebebiyle, Quirinial Tepesi’nin bir yamacı oyularak yapılmış.



113 yılında tamamlanan 38 metre yüksekliğindeki Trajan Sütunu ise kazılan tepenin orijinal yüksekliğini göstermekteymiş Üzerinde bulunan Trajan heykeli, 1587’de Aziz Peter heykeliyle değiştirilmiştir.
  • Metro :Collesseo
  • Tramvay :8
  • Otobüs:46, 53, 60, 63, 80, 81, 83, 85, 87, 117, 160, 170 186, 271

VENEZİA MEYDANI /PIAZZA VENEZIA

İsmini Palazzo Venezia’dan alan Meydan Roma’nın merkezi sayılır. Santa Maria di Loreto ve Santissimo Nome Di Maria kiliselerinin kubbeleriyle renklenen meydanda II. Vittorio Emanuele anıtı ve saraylar yer almakta.





Hemen belirteyim trafiğe açık olan meydanda özellikle fotoğraf çektirirken dikkatli olmak geriyor.

Anıta sırtınızı döndüğünüzde solunuzda kalan saray Palazzo Venezia. Tam karşınızda soldaki saray ise Napolyon’un annesinin yaşadığı Palazzo Bonapart.

Palazzo Venezia’nın karşısında sağdaki yapı ise simetrik yapıya uysun diye yapılmış, Venezia Sarayına benzeyen sıradan bir bina ki adamların meydan tasarlama şekline sinir olmamak mümkün değil. Bir meydan yapmak için önce bina yapmak nedir.

  • Metro :Collesseo(Biraz uzağında)
  • Tramvay :8
  • Otobüs:46, 53, 60, 63, 80, 81, 83, 85, 87, 117, 160, 170 186, 271

VENEZİA MEYDANI /PIAZZA VENEZIA

336 yılında kurulan San Marco Bazilikası’nın etrafında kardinallerin ikametgahı olan tek katlı bir ortaçağ yapısıyken 15. Yüzyılda daha sonra Papa olacak olan kardinal Pietro Barbo’nun isteğiyle yapılan saray Roma’nın İlk Rönesans özellikleri gösteren binalarından birisi. Kardinal burayı o kadar sevmiş ki Papa olduktan sonrada burada yaşamaya devam etmiş. Sarayın yapımında Kolezyum’un taşlarının kullanıldığını belirteyim.



Bir dönem Venedik Elçiliği olarak kullanılan yapı (İtalya’nın 19 yüzyıla kadar şehir devletleri olduğunu unutmayalım) Mussolini döneminde de önem kazanmış. Mussolini ofisini Palazzo Venezia’ya taşıyarak ünlü balkan konuşmalarını bu saraydan yapmış.

Günümüzde Museo Nazionale del Palazzo di Venezia’ya ev sahipli yapan sarayda, seramikler, halılar, goblenler gibi pek çok eser sergilenmekte.

VENEZİA MEYDANI /PIAZZA VENEZIA

1800’lerin sonunda bir ortaçağ mahallesi yok edilerek, saf beyaz mermerden yapılmış bu anıt için güzel ya da çirkin diyemiyorum ama etkileyici olduğu kesin.



İtalya’nın birliğini sağlayan kralları Vittoria Emanuelaya adanan anıt İtalya’nın on altı bölgesini simgeleyen sütunları, at üstündeki Vittorio Emanuele heykeli ve üst köşelerde dört atıyla yer alan Tanrıça Victoria heykelleriyle kesinlikle çok heybetli.

Anıta çıkan merdivenlerin sağında ve solunda ki çeşmelerse Tiren deniziyle Adriyatik denizine atıfta bulunuyor. Sağdaki rüzgarda saçı ve sakalı uçuşan ve ayaklarında uyuyan dişi kurt ile Tiren Denizini ve soldaki Venedik aslanını okşayan dalgalı Adriyatik Denizini ifade ediyor. Bu İtalyanların her şeyi simgeleştirmelerine bayılıyorum. Roma’yı gezerken bu tip atıfları çok görürsünüz.



Anıtın mimarı Giuseppe Sacconi. Yalnız bu şansız mimar Michelangelo’ya ve Bernini’ye alışık Romalılara yaranamamış. Romalılar bu anıtı hiç sevmemişler ve zamanında anıta “düğün pastası", "daktilo", “takma diş” gibi adlar takmışlar. Günümüzde de Romalıların gözdesi olduğu söylenemez.

Askeri bir müze olan “Museo Sacrario delle Bandiere delle Forze Armate” müzesine de ev sahipliği yapan anıta I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir de sönmeyen ateş ve meçhul asker anıtı eklenmiş.

Anıtı gezmek ücretsiz. Ancak güvenlik sıkı diyebilirim. Merdivenlerde oturmak bir şeyler yiyip içmek yasak. Fotoğraf çektirmek için bile merdivenlere oturmanıza izin vermiyorlar. Sanırım bir kahramanlık ve kuruluş anıtı olduğu için bu kadar özen gösteriliyor.
  • Metro :Collesseo(Biraz uzağında)
  • Tramvay :8
  • Otobüs:46, 53, 60, 63, 80, 81, 83, 85, 87, 117, 160, 170 186, 271

SANTA MARİA İN ARA COELİ BAZİLİKASI

II. Vittorio Emanuele Anıtı’nın sağından devam ederken göreceğiniz yüksek merdivenler ile Santa Maria İn Ara Coeli Kilisesi’ne çıkılabilir. Ancak biz daha önceki gelişlerimizde gezdiğimiz için ve tabi ki o merdivenleri bir kez daha çıkmayı gözümüz yemediği için bu sefer girmedik.



Eski bir pagan tapınağı üzerine yapılmış olan kiliseye 124 basamaklı bir merdivenle ulaşılabilmekte. Sütunlarının hepsi birbirinden farklı olan kilisenin (her biri farklı pagan tapınaklarından getirilmiş) en güzel yeri İnebahtı deniz savaşının anlatıldığı tavanı.

Forumdan çıktıktan sonra Capitoline’ye gitmek için haritalarda ne kadar yol görünürse görünsün biz bu yollardan geçip Capitoline’ye arkadan girmeyi hiç başaramadık. Hep Venezia Meydanı’ndan dolanarak meydana ulaştık ki bize sorarsanız “Romanın en uzun ve yorucu yolu neresi?” diye Kolezyum’dan Capitoline’ye gitmek deriz.

CAPİTOLİNE MEYDANI /PİEZZA DEL CAMPİDOGLİO

Roma’nın en yüksek tepesi üzerinde kurulu olan meydan anlatmakla bitmez ama bir yerden başlayalım



16. Yüzyıl’da Roma’nın yöneticilerinin yaşadığı senatörler sarayının önündeki meydanın düzenlenmesi işi Michelangelo’ya verilmiş ve Michelangelo bu meydanda tüm dehasını konuşturmuş.

Michelangelo meydanı tasarlarken şehrin Kolezyum’a yani pagan Roma’sına doğru olan yönünü değiştirerek şehri Vatikan’a yani papalık Roma’sına çevirmiş. Görene kadar ne demek olduğunu tam olarak anlayamadığım bu durum ancak oradayken anlaşılabiliyor.

Michelangelo meydanın yüksekliği için cordonata olarak adlandırılan rampalı merdiven şeklini kullanmış. Yavaş yavaş yükselen ve atların çıkmasına da uygun olan bu merdivenler insanı yormuyor. Meydandaki eğimi ise birbiri içinde yok olan kaldırımlarla yok etmiş. Şimdi, “bu ne” diyeceksiniz, demeyin görünce bu da anlaşılıyor.



Merdivenlerin korkulukları ise gerçekten çok güzel. Altta aslan heykelleri ile başlayıp ve yukarda ise antik ikiz kardeşlerin heykelleri ile bitiyor.

Michelangelo meydanda var olan Palazzo Senatore, Palazzo Conservatori’de restorasyon çalışmaları yapmış ve Senatörler Sarayı’nın merdiven altına Nil ve Tiber nehirlerini anlatan çeşmeleri tasarlamış. Conservatori Sarayı’nın karşısına da simetriyi sağlamak için Palazzo Nuovo’yu planlamış. Ben size ne diyorum deli bunlar, meydan yapmakla bina yapmayı eş görüyorlar.



Michelangelo meydanın ortasında bulunan Marcus Antonyus’un heykelini kaldırmak istediyse de başarılı olamamış ve sadece kaidesini değiştirebilmiş. Günümüzde heykelin orijinali Capitoline Müzelerinde sergileniyor, meydandaki heykel kopyası.



Zeminde bulunan dairesel şekle Caput Mundi deniyor. Zamanında es geçilen bu son ayrıntı Mussolini’nin isteğiyle tamamlanmış. Caput Mundi ile yumurta şeklinde bir form, elmas deseniyle birleştirilerek aslında tam simetrik olmayan meydanın simetrik olması sağlanmış. Her şey için görünce anlaşılıyor dedim ama İşte bunu görünce de anlayamadım.

Ne yazık ki Michelangelo meydanın bittiğini görememiş, ancak çalışmalar onun planına sadık kalınarak sürmüş ve Campidoglio 17. Yüzyılda tamamlanabilmiş. Hele yer döşemelerini de sayarsak dünyada en uzun sürede biten meydan budur herhalde.

Günümüzde meydandaki saraylar dünyanın ilk halka açık müzesi olan Capitoline Müzeleri olarak kullanılmakta. Müzede Mısır ve Yunan heykelleri ağırlıklı bir koleksiyon sergilenmekte.



3 günlük pas kart alınca müze haklarımızdan birini bu müzede kullandık. Heykel seviyorsanız girmenizi tavsiye ederim.



Biz heykel seven bir gurup olarak çok beğendik. Müzenin girişi Conservatori sarayından yapılmakta ancak tüm binalar bodrum katta birbirine bağlı. Diğer binalara geçişler bu kattan yapılıyor.



Senatörler sarayının bazı bölümleri hala belediye olarak çalışıyor. Geçen gittiğimizde burada bir nikaha denk gelmiştik.
  • Metro :Collesseo(Biraz uzağında)
  • Tramvay :8
  • Otobüs:30, 46, 53, 60, 63, 80, 81, 83, 85, 87, 117, 160, 170 186, 271
Roma turumuzu Antik Roma’yı bir günde bitirdikten sonra, Vatikan’la başlayarak tarihi Roma’yı gezecek şekilde planladık. 2. Gün sabahında erkenden evden çıkıp çok sıra olmadan St. Pietro Kilisesi’ne girmeyi düşünüyorduk ama sabah gök gürültüsü, şimşek nasıl bir yağmura uyandık anlatamam. Yaz yağmuru geçer falan diyoruz ama, sağanak yavaşlamıyor bile. Bir de nasıl soğuk sanırsın Temmuz değil. Sonunda yapacak bir şey yok deyip çıktık. Otobüse binene kadar apartmanların altına falan sığınarak idare ettik, biz Vatikan’a gidene kadar da yağmur dindi güneş açtı ama biz yağmura nasıl dua ettik. Vatikan’a vardığımızda tek tük turist var. İnsanlar yağmurdan çıkmamışlar. Bu kaçıncı gidişimiz ilk defa St. Pietro’ya sıraya girmeden girdik ve içeriyi bu kadar rahat gezebildik. Normalde fotoğraf çekmek için kolunu kaldıramazsın.

Yola çıkmadan önce tüm ayrıntıları anlattığım .:Roma Gezi Rehberi:. yazımı okumanızı tavsiye ederim.

VATİKAN

Hıristiyanlığın Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan Vatikan aynı zamanda dünyanın en küçük ülkesi. Yerleşik nüfus, 1014 kişi gündüz çalışan personelle birlikte bu sayı 3500’leri buluyor. Ülkenin çevresi yüksek duvarlarla çevrili. Sadece St. Pietro Kilisesi Vatikan toprağı olmakla birlikte halka açık. Bunun dışında Vatikan’a turistler müze girişinden girebiliyor ve sadece belirli noktalarına gidebiliyor.





Vatikan'ın 135 kişilik ordusu İsviçreli Katolik Muhafızlardan oluşuyor. İsviçreli Muhafızlar zaman zaman ihanet etseler bile hiçbir sırrı açıklamamalarıyla ünlüler. “Vatikan’da öğrenilen sırlar öbür dünyada bile açıklanmaz.” öğretisine her zaman sadık kalmışlar. Rengarenk üniformalarının, Rönesans sanatçısı Michelangelo tarafından tasarlandığı söyleniyor. Ama ben inanmak istemiyorum. İsviçreli muhafızlardan bu kadar nefret etmiş olamaz herhalde. Gerçekten de bu soytarı kıyafetleriyle kimse onları ciddiye almazmış gibi görünseler de ister girilmez yerlere girme konusunda, ister davranışlarınız konusunda olsun sınırları zorladığınızda ne kadar ciddileşebildiklerine şaşırışınız. Denemenizi önermem.



1929’da İtalya Devletiyle kilise arasında imzalanan Lateran anlaşmasıyla bağımsız bir ülke haline gelen Vatikan Devletinde mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanıyor. Devlet başkanı olarak Papa'nın sözleri yasa hükmünde ve Papa, hem Vatikan Devletinin başkanı, hem yasama, yürütme ve yargının başı hem de Katolik mezhebinin ruhani lideri.

Evlenip çocuk yapmaları yasak olmasına rağmen tarih boyunca sansasyonel ilişkileri ve çocuklarıyla tanınan pek çok papa olmuş.

Vatikan'ın sahip oldukları arasında, banka, postane, otuz dilde yayın yapan radyo istasyonu, 1400 odalık Vatikan Müzesi ile yarım milyon el yazması kitabı barındıran ancak çok özel izinle girilebilen dev bir kütüphane ve inanmayacaksınız ama işçi sendikası var. Bu Vatikan değişik bir dünya anlayacağınız.



AZİZ PETRUS MEYDANI / PİAZZA SAN PIETRO

17. Yüzyılda Bernini tarafından tasarlanan meydan 284 sütun 88 yarım sütun ve azizleri temsil eden 140 heykel tarafından çevreleniyor. Sütunlar kısadan uzuna doğru yerleştirilmiştir böylece perspektif azaltılmış.



Ortadaki kırmızı granitten mısır dikilitaşı ile meydanın merkezini belirleyen Bernini de meydan tasarlıyorsan yeni bir şey inşa edeceksin geleneğini bozmayarak meydanın güneyine halihazırda olan Carlo Moderno Çeşmesi’nin simetriğini inşa etmiş. Bu çeşme Bernini Çeşmesi olarak anılmakta.



16. yüzyılda meydana getirilen dikilitaş aynı zamanda bir güneş saati, gölgesinin yerdeki şekillere vuruşuna göre saati gösteriyor üstüne üstlük şehirde Antik Roma’dan beri devrilmeyen tek dikilitaş ta buymuş.



Meydan, Vatikan sınırlarında olmasına rağmen kalabalık kitleleri kontrol edebilmek için İtalyan Polisine müdahale yetkisi verilmiş. Yani her yerde Carabinieri’leri göreceksiniz.
  • Metro :Ottaviano ve San Pietro
  • Tramvay :19
  • Otobüs:23, 32, 34, 40, 48, 49, 64, 81, 98, 116, 492, 590, 982

AZİZ PETRUS BAZİLİKASI / BASILICA DI SAN PIETRO

Gördüğünüz anda etkileneceğiniz St. Pietro 60.000 Kişilik kapasitesiyle dünyanın en büyük kilisesi olduğu gibi Vatikan’ın 4 majör kilisesinden de biri.



Giriş ücretsiz ancak X ray cihazlarından geçip girmeniz gerekiyor. Bu uygulama sadece majör bazilikalarda var. Güvenliği askerlerin sağladığı kontrol noktasına geldiğinizde çantanızda sıvı ve kesici alet olmamasına dikkat etmelisiniz. Bunlarla kiliseye girmeniz mümkün değil. Yanınızda bu tip eşyalar varsa güvenlikte bırakıp dönüşte almanız gerekiyor. Tabi dönüşte unutmazsanız.



Majör Bazilika Nedir?

Vatikan tarafından en yüksek öneme sahip Kiliselere verilen bir unvan. Bunlar dört tane. St. John Lateran Bazilikası, St Petrus Bazilikası, Santa Maria Maggiore Bazilikası ve St. Paul Bazilikası. Aziz Petrus Bazilikası Vatikan'da, diğer üçü Vatikan sınırları dışında Roma’nın farklı yerlerinde bulunuyor. Vatikan devletinin sınırlarını belirleyen ünlü Lateran anlaşmasıyla bu kiliselerin mülkiyet hakkı Vatikan’a verilmiş. Bunlar dışındaki bütün kiliseler, binaları ne kadar büyük olursa olsun Minör Bazilika olarak geçiyor.
Roma’da kiliselere girerken bazı kurallara uymak gerekiyor. Aslında bizdeki gibi, askılı t-shirt ve şortla kiliselere girilemiyor. Özellikle majör Kiliselerde buna çok dikkat ediyorlar. Bizden farkı, uygun kıyafetin yoksa giyecek bir şey vermiyorlar ama içeri de sokmuyorlar. Ben yanımda her zaman küçük bir bolero ya da şal bulunduruyorum. Şalı dizine kadar sarıp omzuna da bir şey atmak yeterli. Hem de çantada yer kaplamıyor.

Aziz Petrus Bazilikası’nın yerinde bulunan ilk kilise Neron döneminde öldürülen ve Katolik inancına göre ilk papa sayılan Aziz Petrus’un gömülü olduğu yerde yapılmış. 324 yılında Konstantin’in isteğiyle yapılan bu yapı 15. Yüzyıla kadar ayakta kalmayı başarmış. Günümüzdeki bazilika ise pek çok mimar ve heykeltıraşın elinden geçerek 17. Yüzyılda tamamlanabilmiş. İnşaat sırasında maliyet o kadar artmış ki, Papalık işte tam bu dönemde cennetten toprak satmaya başlamış.

Michelangelo tarafından yapılan kubbesi 132 metre yüksekliğiyle bazilikanın en orijinal parçası. Michelangelo bu kubbeyi 16 kemeri, tepede 16 sütunla birleştirerek yapmış.



Bazilikanın ön cephesinde iki çan kulesi ve ortada İsa’nın olduğu 12 havarinin heykeli bulunmakta. Beş kapısı olan bazilikanın her kapısının da başka bir özelliği var. İlk kapı Ölüm Kapısı (papa cenazeleri bu kapıdan girmekte), İyi ve Kötü Kapısı, Orta Kapı, Sırların Kapısı ve Kutsal Kapı. Sürekli açık olan kapı Sırların Kapısı.

Sağdaki son kapı olan Kutsal Kapı, Jübile yıllarında (25 yılda bir) papa tarafından gümüş bir balyozla kırılarak açılıyor. Dışardan bakılınca bronz bir kapı gibi görünse de kilise içerisinden bakılınca üzerinde haç olan bir duvar. En son 2000 yılında açılmış. Katolikler Bu kapıdan geçince günahların bağışlanacağına inanıyorlar.

Kilisedeki en değerli sanat eseri girişte sağda yer alan Michelangelo’nun Pietra’sıdır (kucağında çarmıhtan indirilmiş İsa ile Meryem). Balyozla uğradığı bir saldırıda Meryem’in dirsekten itibaren kolu kırılmış bu nedenle artık camekanda sergilenmekte



Kilisenin ortasındaki yer döşemelerine dikkatle bakınız. Burada Vatikan için önemli kiliseler sıralanıyor. Ayasofya’da onlardan biri.

Kubbenin altına yerleştirilmiş olan dört Sütunlu Papalık altarı söylendiğine göre Aziz Petrus’un mezarının tam üstünde yer alıyor. Bernini’nin eseri olan bu altar, Papa VIII. Urbanus'un (Barberini) isteğiyle Panteon’un alınlığındaki bronz kabartmalar ve revaklarındaki plakalar eritilerek yapılmış. Karşı çıkanlara üzerindeki pagan figürleri bahane göstermiş. Zaten bu Barberini Papası çok fena. Dıştan bir dindar bir dindar ama aslı, rüşvet, adam kayırma, sansasyonel ilişkiler, erkek sevgililer adamda ne arasanız var. Bernini gibi bir sanatçıyı destekleyip muhteşem sanat eserleri çıkmasını sağladığı için adama yakınlık duyuyorsam da Papalığı zamanında hiç sevilmemiş. Halk arasında Barbarlar yapmadı Barberini’lerin yaptığını şeklinde bir söylence yayılmış hatta günümüze kadar gelmiş.



İçerdeki bir başka önemli eserde 13. yüzyıldan kalma bronz Aziz Petrus heykeli. Önünde her zaman sıra olan heykelin ayağını öpünce dileklerinin gerçekleştiğine inanıyorlar.

Kilisenin en uç noktasında ki sunakta sarı turuncu görünen cam aslında cam değil, çok inceltilmiş cam gibi ışığı geçiren kaymak taşı. Gün doğumlarında renginin muhteşem olduğu söyleniyor. Tabi sıradan herhangi bir turistin bunu görmüşlüğü yok.



Soldaki şapelde kapıyı gizlemek için yapılmış olan, ölümü, gerçeği, adaleti ve yardım severliği simgeleyen Alexander anıtı yer almakta. Anıt Bernini’nin son eseri.

Saydığım ünlü sanat eserleri dışında yaldızlı tavan süslemeleri, sütunlarındaki ince işlemeleri, görkemli anıt mezarları ve benim bayıldığım tombul melek figürleriyle en az iki saatinizi ayırmanız gereken bir bazilika olan St. Pietro’nun asıl gizli güzellikleri şapellerinde saklı. Şapeller sadece ibadet için açılıyor ve kapılarda görevliler bekliyor tabi ki turistleri içeriye sokmuyor. Açık bir şapele denk gelirseniz fırsatı kaçırmayın bir İtalyan gibi davranıp içeri girin fotoğraf falan çekip dikkat çekmeden şapellerin tadını çıkarın. Hepsi birbirinden güzel hepsi sanat eseri.



Gezi programınızı yaparken erken saatlere St. Pietro’yu koyarsanız daha az sıra beklersiniz. Giriş ücretsiz, bilet kuyruğu yok ama X ray cihazlarından kontrol edilerek girilen bazilikanın önünde ilerleyen saatlerde çok sıra oluyor. Burada özellikle dikkat etmeniz gereken durum kıyafetiniz. Daha önce de söylediğim gibi kiliselere askılı ve şortla girilemiyor. Ancak bu kilisede denetim biraz daha fazla. Başka kiliselerde belki araya kaynaya bilirsiniz ama burada pek o şansınız yok. 1 saat sıra bekleyip kıyafetiniz uygun değil diye kapıdan çevrilmek istemiyorsanız, yanınızda uzun bir şeyler bulundurmalısınız.
  • Metro :Ottaviano ve San Pietro
  • Tramvay :19
  • Otobüs:23, 32, 34, 40, 48, 49, 64, 81, 98, 116, 492, 590, 982

MELEKLER KALESİ / CASTEL SANT ANGELO

St. Pietro’nun yakınında Tiber Nehri kıyısındaki kale İmparator Hadrian’ın 134-139yılları arasında kendisi ve ailesi için yaptırdığı görkemli bir mozoleyken 410 yılında Roma savunma kalesine dönüştürülmüş. Adını ise 1500’lerde tepesine dikilen melek heykelinden almakta. Heykelin hikayesi, 6. Yüzyılda Baş melek Mikail’in kalenin üzerine inerek kenti kasıp kavuran vebayı kılıcıyla kestiği efsanesine dayanıyor. Günümüzde orijinal mermer heykel kalenin bahçesinde duruyor. Kalenin üstündeki bronzdan bir kopyası.



Geometrik şekillerin kombinasyonundan oluşan bir planı var. Beş köşeli yıldız şeklinde bir adanın içerisinde kare planlı bir kale yerleştirilmiş. Bu Kalenin içinde de silindir şeklinde bir mozole yükselmekte.

Kale 13. Yüzyılda yapılan ve Vatikan Koridoru diye anılan 800 metrelik bir geçitle Vatikan’a bağlanıyor. Zamanında papalar güvenliklerini tehdit eden durumlarda kaçıp kaleye sığınmak için bu geçidi kullanmışlar.



Aynı zamanda hapishane olarak kullanılan kalede, Cem Sultan’da 5 yıl kalmış.

Günümüzde Museo Nazionale di Castel Sant’Angelo’ya ev sahipliği yapan 58 odalı kale 5 katlı. Fresklerle süslenmiş papalık daireleri 4. Katta, korkunç hücreler ise 2. katta bulunmakta.

Sık sık bahçesindeki çimenlerde turistlerin yattığını göreceğiz kalenin ücretsiz olan bahçesi bu bölgede dinlemek için en uygun yeşil alan.
  • Metro :Lepanto
  • Otobüs:23, 34, 40, 62, 271, 280, 482, 982

MELEKLER KÖPRÜSÜ / PONTE SANT’ANGELO

Tiber nehri üzerindeki en güzel köprü olan melekler köprüsünün tarihi MS 130’lara kadar gidiyor. Hadrian mozolesine gitmek için inşa edilen ve traverten mermerinden yapılan 5 kemerli köprü 6. Yüzyılda Kaleye melek inince melekler köprüsü adıyla anılmaya başlamış. Yapıldığında başında zafer takları varmış.



1450 jübilesinde (hani şu balyozla kırdıkları kapıdan geçince günahlarının af olduğu yıl) hacıların izdihamından korkulukları yıkılan köprünün başındaki zafer takları da kaldırılmış. Başında Aziz Paul ve Aziz Petrus’un heykelleri bulunan köprünün üzerindeki melekler Bernini ve yardımcıları tarafından yapılmış. 10 melek heykelinden ikisini Bernini yapmış ama papa heykelleri çok beğenmiş ve Sant'Andrea delle Fratte kilisesine koydurmuş. Köprüye de kopyaları yapılmış. Sonuçta Bernini’nin melekleri ile süslü diye bildiğimiz köprüde bir tane bile Bernini heykeli yok ya.





Aslında size tavsiyem Kaleye gelmeden Emmanuelle Köprüsünden Tiber Nehrini geçmeniz ve Melekler Köprüsü’nü kaleyi görerek yürümeniz olacak. Bu durumda birkaç kez nehri geçiyorsun ama hem kale en güzel böyle görünüyor hem de nehrin doğru yakasında kalıyorsunuz. Kaleden nehir boyunca devam ederseniz. Benim Roma’da en sevdiğim yapılardan biri olan Yargıtay Binasına ulaşılıyor.



Yargıtay’ın önünden geçen köprü Novana Meydanı’na yani Roma’nın kalbi diyeceğimiz bölgeye en yakın köprü. Köprüden geçtikten sonra kendinizi Roma sokaklarının sürprizlerine bırakıp bir süre amaçsızca gezmenizi öneririm.



Etrafınızdaki saraylar, dar sokaklar, bir anda karşınıza çıkan çeşmelerin yanı sıra hareketli ve canlı olan bu bölge acayip keyifli.



Bunlar yetmez de birde bedava sanat eserleri görmek isterseniz önünüze çıkan her kiliseye girin Roma’da görülmesi gereken yerler içinde hiç sayılmadığı halde mesela San Luigi dei Francesi kilisesini gezin. Bu kilisede Barok dönemin ünlü ressamlarından Caravaggio’nun sunak ve yan duvarlara yapmış olduğu resimlerin tadını çıkarın. Ya da Santa Maria in Vallicella kilisesinde İtalyan sanatına yön vermiş onlarca ressamın eserlerini bir kuruş bile ödemeden görmenin keyfini yaşayın.



NAVONA MEYDANI / PIAZZA NAVONA

Romanın en popüler turistik noktalarından biri olan Navona meydanı çeşmeleriyle ünlüyse de meydanın tarihi ilginç. MS 86'da yapılmış olan, Domitian Stadyumu, dört yüz yıl boyunca at yarışları, atletizm müsabakaları ve Drenaj giderleri kapatılarak su oyunları yapılabilen bir arenayken, zaman içerisinde yıkımlara uğramış ve yerinde bu gün Navona meydanı olan geniş bir açıklık bırakmış. 15. yüzyıldan 17. Yüzyıla kadar şehir pazarı olan meydanın kaderi 17. Yüzyılda yine bir papa ailesi olan Pamphij’lerin buraya bir saray yapmasıyla değişmiş.

Romanın en güzel barok meydanının 2000 yıl önce 30.000 kişilik bir stadyum olması da Roma’nın sürprizlerinden biri işte.



Meydanın başka bir ilginç özelliği de 15. Yüzyıla kadar zaman zaman eski stadyumun drenaj giderleri kapatılarak su biriktirilmiş ve halkın burada serinlemesi sağlanmış. Tabi meydan tamamlandıktan sonra bir daha suyla doldurulamamış. Antik stadyumun kalıntılarını gezmek isterseniz girişi Piazza di Tor Sanguigna’da.

Meydandaki çeşmeler dışında Pamphilj Sarayı ve Agone'da Sant'Agnese Kilisesi de önemli yapılar. Meydandaki yapıların hemen hepsini yaptıran Pamphilj ailesi. Zaten ailenin bu meydandaki etkisinden ötürü Pamphilj Adası olarak da anılmakta.
  • Otobüs:30, 46, 62, 64, 70, 81, 87, 186, 492, 628, 916

PAMPHİLJ SARAYI / PALAZZO PAMPHILJ

Günümüzde Brezilya Büyükelçiliği olan saray 1600’lerde Pamphilj ailesinden Papa X. İnnocentius tarafından yaptırılmış. Hadi küçük bir dedikodu vereyim, Papa Sarayı abisinin karısı için yaptırmış, aralarında büyük bir aşk varmış.

ST. AGNESE KİLİSESİ / CHİESA Dİ SANT'AGNESE İN AGONE

1652 yılında, Palazzo Pamphılj’e bitişik ve aile şapeli olarak yapılan kilise Hıristiyan inançlarından dolayı O gün hala stadyum olarak kullanılan meydanda şehit edilen Aziz Agatha’nın gömüldüğü yere inşa edilmiş. Kilisenin içinde Azize Agatha’nın kafatası sergilenmeye devam ediyor.



Dışardan bakıldığında Navona Meydanı’nın kalabalığı içerisinde ilk fark edilen yapı değilse de aydınlık iç mekanda çok güzel kabartmalar ve heykeller bulunmakta. Ana sunak kilisenin en önemli parçası. Meydandan kopabilirseniz, gezmenizi öneririm.

NEPTÜN ÇEŞMESİ / FONTANA DEL NEPTUNO

1570 Yılında beyaz mermerden yapılan çeşme heykelsiz olarak 300 yıl kullanılmış. 1878 yılında meydandaki dengeyi sağlamak için bir ahtapotla savaşan Neptün heykeli yerleştirilmiş.



DÖRT NEHİR ÇEŞMESİ / FONTANA DEI QUATTRO FIUMI

Papa X. İnnocentius’un isteğiyle Bernini’nin yaptığı çeşme, 1651 yılında tamamlanmış. Dünyanın en ünlü çeşmelerinden biri olan Dört Nehir Çeşmesi, dört kıtanın, dört büyük nehrini temsil ediyor. Dairesel bir havuzda bulunan ve traverten kayalar üzerinde yükselen çeşmenin üzerindeki heykeller Agonalis Dikilitaşı çevresinde yer alıyor. Üstte duran güvercin ise Pamphilj ailesinin sembolü.



Avrupa’dan Tuna Nehri , Roma’ya en yakın olduğu için Papa’nın kişisel armasının yanı sıra bir at heykeliyle anlatılırken, Amerika’dan Rio de la Plata Nehri sunacağı zenginliklerin sembolü sikke ve yılan figürüyle tasvir edilir. Asya’dan Ganj Nehri, gezilebilen bir nehir olduğu için kürek ve bir ejderha figürüyle betimlenirken, Afrika’dan Nil Nehri ise kaynağı o dönemde henüz bilinmediği için başı kumaşla örtülmüş bir heykel olarak yanında aslanla vurgulanmış.



En güzel görüntüyü Nil ve Ganj heykelleri veriyor. Bu nedenle Fotoğraflarda en çok bu heykeller görülüyor.

O dönemde evlerin su ihtiyacını karşılaması nedeniyle Roma halkı için çeşmeler çok önemli olmasına rağmen bu çeşmenin yapımı kıtlıkla mücadele edilen bir döneme denk gelmiş ve kamu parasıyla finanse edilen çeşme halk tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Halk dikilitaş üzerine “Biz, Obelisks ve Fıskiyeleri istemiyoruz, istediğimiz Ekmek. Ekmek, Ekmek, Ekmek!” bile yazmış. Yine de çeşmenin yapımı devam etmiş ve tabi ki halk cezalandırılmış.

MOOR ÇEŞMESİ / FONTANA DEL MORO

1574 yılından beri meydanı süsleyen çeşmeye 1653’de Bernini tarafından denizin habercisi dört tritonla çevrili Neptün heykeli eklenerek kompozisyon tamamlanmış. Afrikalıya benzediği için “Moor” olarak adlandırılan Neptün, Gül rengi mermer bir havuzun içinde, deniz kabuğunun üzerinde bir yunusu evcilleştirirken tasvir edilmiş.



1874 yılında yapılan restorasyonda heykeller kopyaları ile değiştirilmiş, orijinalleri Galleria Borghese'de sergilenmekte.

FİORİ MEYDANI / CAMPO DEI FIORI

16. Yüzyıla kadar çayır olan meydan, çiçek tarları anlamına gelen adını da buradan almakta. Sokaklar arasındaki bu minicik meydanın çok bir özelliği yok. Navona meydanının yapılmasından sonra pazar yeri olarak kullanılan bu meydanda aynı zamanda halatlarla bağlanarak getirilen suçlularda cezalandırılırmış. Sanırım bu yüzden günümüzde Farnese Meydanı’na giden sokağın adı Via della Corda yani Halat Sokağı.

Meydanda yer alan Giordano Bruno’nun heykeli 1600’de kilise tarafından sapkınlıkla suçlanıp bu meydanda yakılan ünlü filozofun nezdinde tüm düşünce suçlularını anmak için yapılmış.

Meydanda bulunan çeşme 19. Yüzyılın sonlarına kadar bu meydanda bulunan antik çeşmenin kopyası. Çiçekleri taze tutmak için kullanılan çeşmeye “La Terrina” diyorlar.

Navona meydanından daha sıcak daha samimi bulduğum bu meydanda vakit geçirmeyi seviyorum. Hatta Pazar kurulan günlerde daha keyifli oluyor. Ayrıca bu meydanda ve meydana açılan sokaklarda fiyatlar daha makul.
  • Otobüs:116

FARNESE MEYDANI / PİAZZA FARNESE

Yine bir meydan, bir saray ve bir papa ailesi. Farnese papasının buraya bir saray yaptırmasıyla önem kazanan meydan aslında diğerleri kadar güzel değil hatta çirkin bile denebilir.

Farnese Sarayı ve Santa Brigida Kilisesinin bulunduğu oldukça küçük meydanın iki tarafında yer alan çeşmelerse bana göre Roma’daki çeşme olayında son nokta. Dünyanın en güzel çeşmeleri de bu şehirde en absürt çeşmeleri de. Meydanın ortasına 16. Yüzyılda yerleştirilen bu çeşmeler, antik Caracalla Hamamı'ndan alınan granit küvetlerden yaratılmıştır. Küvet ya küvet şaka gibi. Bu küvetlerin içine birde kocaman Farnese ailesinin sembolü olan, iris çiçeği yerleştirilmiş. Hadi kötü demeyim de ilginç bir çeşme diyim. Gidin görün kararı siz verin. Belki benim estetik anlayışım kötüdür.



FARNESE SARAYI / PALAZZO FARNESE

Roma’daki en güzel geç Rönesans saraylarından biri sayılan Farnese Sarayı Günümüzde Fransa Büyükelçiliği olarak kullanılmakta.

Farnese Papasının isteğiyle 1515 yılında inşaatına başlanan sarayın yapımında Caracalla Hamamları ve Kolezyum’dan alınan malzemeler kullanılmış. Hatta Kolezyum’un dış kemerinin birçoğu bu süreçte yok edilmiş. Buna rağmen sarayın inşaatı çok uzun sürmüş, bir dönem Michelangelo’da sarayın mimarlığını devralıp yeni projeler geliştirmiş. Nehrin iki yakasında yer alan Palazzo Farnese ile Villa Farnese’yi bir geçitle birbirine bağlamak istemesine rağmen ölünce maalesef bu proje gerçekleşememiş.

2012 yılında Fransa Büyükelçiliği’nde düzenlenen bir sergi sırasında iç süslemelerinin güzelliği fark edilen saray bu tarihten sonra rezervasyonlu özel turlara açılmış.
  • Otobüs:116
Buraya kadar anlattıklarımdan sizde anlamışsınızdır ki İtalyan birliği sağlanıp laik bir devlet kurulana kadar Roma’da papa olmak kutsal bir merci olmaktan çok Romanın yöneticisi, bir anlamda Roma'nın Kralı, Roma'nın Tanrısı olmak demek. Normal bir krallık gibi babadan oğula geçen bir yönetim sistemi olmadığı için de her kardinal papa olduktan sonra kendi ailesini ve yakınlarını kayırmış zenginlerini arttırmak için uğraşmış ve sonuçta Roma’da sayısız güçlü aile oluşmuş. Papalardan çok aileler önem kazanmış. Benim içinde papaları ilahi isimleriyle değil de aile isimleriyle anmak daha kolay oluyor. Bu nedenle Farnese Papası, Barberini Papası dediğimde aile isimlerini kastediyorum.
Meydandan Panteona doğru giderken yer seviyesinin altında antik sütunlar, bu sütunların arasına sere serpe yatmış güneşlenen kediler ve onları seyredip, besleyen turistleri görürseniz kesinlikle LARGO Dİ TORRE ARGENTİNA'dasınız demektir. 1929 yılında Mussolini'nin isteğiyle yapılan kazılarda ortaya çıkartılan ve Cumhuriyetçi Zafer Tapınağı olarak adlandırılan sit alanı olan uzun yıllardan beri burada yaşamak isteyen kedilere ev sahipliği yapmakta.

ROTONDA MEYDANI / PİAZZA DELLA ROTONDA

Adını halk arasında Santa Maria Rotonda (daire biçiminde) olarak bilinen Pantheon’dan alan meydan 19. Yüzyıla kadar bakımsız bir pazar yeriyken günümüzde Panteon manzaralı küçük restoran ve kafelerle çevrili. Günün her saati turistlerle dolu olan Rotonda aynı zamanda Roma’nın en keyifli meydanlarından da biri.
  • Otobüs:116


PANTHEON ÇEŞMESİ / FONTANA DEL PANTHEON

16. Yüzyıldan itibaren meydanda bulunan bir çeşme 18. Yüzyılda yenilenmiş ve deniz canlılarıyla süslü bir kaide üzerine Macuteo Dikilitaşı yerleştirilmiş.



Daha sonra bu mermer figürler kaldırılarak yerlerine kopyaları konmuş. Çeşmenin üzerindeki dikilitaş Roma’daki 7 mısır dikilitaşından biri. Firavun 2. Ramses tarafından yaptırılmış ve ilk olarak Mısırda bir tapınakta kullanış. Roma’ya getirildikten sonra ise birkaç kez yeri değiştirilmiş son olarak Rotonda meydanına dikilmiş. Bana sorsanız Roma’da sevmediğin tek dikilitaş hangisi diye işte bu derim. Tüm Pantheon fotoğraflarının trolü. 16. Yüzyıldan itibaren meydanda bulunan bir çeşme 18. Yüzyılda yenilenmiş ve deniz canlılarıyla süslü bir kaide üzerine Macuteo Dikilitaşı yerleştirilmiş.



PANTHEON / SANTA MARİA ROTONDA

Roma'daki en eski kubbeli yapı olan Pantheon İmparator Hadrian tarafından 118-126 yılları bütün Roma Tanrılarına adanmış bir tapınak olarak yaptırılmış. O zamanlar İçinde ve çatısında tüm Roma Tanrıların heykelleri olan tapınak 608 yılında, tanrı heykelleri kaldırılarak St. Mary ve Şehitler Kilisesi'ne dönüştürülmüş. Günümüzde hala kilise olan Panteon mimari bir harika olarak kabul edilmekte.



43 metre çapında ve 43 metre yüksekliğinde ortası delik kubbesiyle benzeri bir daha yapılamamış bir tapınak olan Pantheon, İçine tam bir küre yerleştirilebilecek şekilde ve insan görüşünün sınırlarında tasarlanmış. En büyük özelliği kubbesinin taş yığma değil beton olması. Tuğla ve beton duvarların üzerine yerleştirilen beton kubbenin yapımında sırasıyla; traverten, pişmiş toprak fayanslar, tüf ve ponza kullanılmış. Yukarı doğru hafifleyen malzeme kubbenin muazzam ağırlığını hafifletmiş, böylece 20. yüzyıla kadar yapılmış en büyük beton yapı olan Pantheon 2000 yıldır ayakta kalabilmiş, hem de sapasağlam.



Karşıdan bakıldığında dörtgen olan tapınağın anıtsal revakındaki bronz kapılardan, büyük bir dairesel mekâna geçilmekte. Mermer sütunlarla süslü iç mekan, her göreni etkiliyor diyebilirim. Doğal ışık tapınaktan içeri sadece kubbenin üzerindeki “oculus” denilen yuvarlak açıklıktan ve sütunlu girişe açılan bronz kapılardan giriyor. Yapıldığı zaman üst duvarları güneş hareket ettikçe ışığın vurduğu bakır levhalarla kaplıymış Ancak Vatikan’ı anlatırken bahsettiğim Barberini Papası bu levhaları söktürüp St. Pietro’daki altarı yaptırmış. Ama ona gelene kadar kimler yağmalamamış ki tapınağı mesela Bizans İmparatoru Constansta 663 yılında kubbenin kaplamalarını İstanbul’a göndertmiş.



Kubbesindeki delikten hava akımı sayesinde yağmur yağdığı zaman tek bir damla bile düşmediğine inananlar olsa da düşüyor. Yağmurda gezmiş biri olarak içeri yağmurun girdiğini gözlerimle gördüm. Ancak yağmur suları, hafif eğimli 2000 yıllık orijinal zemindeki minik deliklerden drenaj borularına aktarılarak tahliye edilmekte. Bu da içerde su birikmesini engelliyor.

Girişi ücretsiz olan Pantheon’da ressam Raffaello ve II. Vittorio Emanuele’nin mezarlarını da görebilirsiniz.
  • Otobüs:116

MİNERVA MEYDANI / PIAZZA DELLE MİNERVA

Panteonun sol tarafındaki sokaktan yürünerek 5 dakikada ulaşılan Minerva Meydanı adını Roma İmparatorluğu döneminde burada bulunan antik Minerva tapınağından almakta. Meydanda Santa Maria Sopra Minerva Kilisesi, 17. Yüzyıldan itibaren Rome Engizisyon Mahkemesi Ve kutsal büro olarak kullanılan eski Dominikan manastırı, günümüzde Mineva Otel olan Fonseca sarayı bulunmakta. Eğer esprili bir Bellini heykeli yada bedava bir Michelangelo heykeli görmek isterseniz, çok popüler olmadığı için gözden kaçan meydana biraz zaman ayırabilirsiniz.
  • Otobüs:116


FİL VE MİNERVA DİKİLİTAŞI / PULCINO DELLA MINERVA

Meydanda bulunan Mısır dikilitaşı, Bernini tarafından Chigi Papası için tasarlanarak bazilika önüne yerleştirilmiş. Aslında Roma için sıradan bir olay olan bu anıt işgüzar bir papaz yüzünden eğlenceli bir hikayeye dönüşmüş.

Papa buraya yapılmasını istediği anıtta aile ismini yüceltmek yerine akıl ve bilgeliğin yüceltilmesini istemiş. Zaten Galilei’yi yargılayan engizisyon mahkemesinin önündeki meydan da başka değerlerin olmasını düşünemezdik değil mi. Neyse Roma’nın çelişkilerini sorgulamıyoruz.

Bernini Papanın isteği doğrultusunda 5,5 metrelik Kırmızı Granitten Mısır dikili taşını “İlahi bilgeliğin sembolü” sayılan fil şeklinde bir kaide üzerine yerleştirmiş. Bernini’nin tasarımında filin 4 ayağı üzerine bindirilen dikilitaş eğer böyle kalsa çok şık bir anıt olacakken manastırda çalışan işgüzar bir pederin işe karışmasıyla şimdiki halini almış. Peder 4 ayağın yükü taşıyamayacağını düşündüğünden Bernini’nin tüm itirazlarına rağmen filin karnına bir blok koydurmuş. Bellini ne kadar itiraz edebilmiştir tabi onu da bilemeyeceğim, adam ne de olsa engizisyonun pederi ama Bernini yine de intikamını almış.



Bu blok konduktan sonra tasarımdaki o bilge fil gitmiş yerine sinirli vahşi bir hayvan gelmiş. Kaide domuza benzemiş Halk arasında PORCINO (domuz) olarak o kadar çok anılmıştır ki isim üzerine yapışmış. Sonunda yöneticiler söyleniş benzerliğinde dolayı PULCINA (Civciv) kelimesine razı olmuşlar. Günümüzde bile anıtın resmi adı Pulcina Della Minerva (Minerva’nın Civcivi) olmasına rağmen anlatılmak istenen Porcino Della Minerva yani Minerva’nın Domuzu.

Üstüne üstlük iş bununla da bitmemiş. Meydanın tasarımında ilahi filimizin manastıra bakması gerekirken Bernini son bir çalım atıp filin arkasını manastıra çevirmiş. Uğraşmayacaksın işte şu sanatçılarla. Eminim o peder filin poposuna bakıp bakıp ne sinirlenmiştir.

SANTA MARİA SOPRA MİNERVA KİLİSESİ

1280’de yapımına başlanan Roma’nın tek gotik kilisesinin inşaatı ancak 1370 yılında tamamlanabilmiş. 17. Yüzyılda Barok ve Rönesans unsurlarla yenilenen kilisenin mavi ve altın tonlarındaki tavanı çok güzel. Ama asıl sağ taraftaki Carafa Şapelinin Freskleri birer sanat eseri. Kilisede aynı zamanda Michelangelo’nun İsa’nın Yükselişi adlı heykeli de bulunuyor.





SANTA MARİA SOPRA MİNERVA MANASTIRI

13. yüzyılın sonlarında yapımına başlanan manastırın tamamen bitmesi 15. Yüzyılı bulmuş. Her zaman papalık için önemli olan manastırın kiliseye bitişik yapısı Vatikan’daki Sistin Şapeli yapılana kadar papalık seçimleri için kullanılırken 17. Yüzyılda engizisyon mahkemeleri ve kutsal ofislerin buraya taşınması ile önemi de iyice artmış. Ancak İtalyan birliğinin kurulmasıyla İtalyan Hükümeti tarafından tamamen kamulaştırılmış.

ROMA SİZE HAZIR, SİZ ROMA'YA HAZIR MISINIZ?

.:Roma Gezi Rehberi:.

.:Roma Gezmekle Bitmez 2:.

COLONNA MEYDANI / PİAZZA COLONNA

İtalyan Başbakanlığının önündeki bu meydanda, başbakanlık olarak Kullanılan Chigi Sarayı, Wedekind Sarayı (şimdilerde IL TEMPO gazetesi) ve bir alışveriş merkezi ve bulunmakta.



Meydandaki Yaklaşık 29 metre yüksekliğindeki 27 blok mermerden oluşan Colono sütunu Marcus Aurelius'un , Cermen kabilelere karşı kazandığı zaferi kutlamak için dikilmiş, MS 193’den beri burada bulunmaktaymış. 16. Yüzyılda üzerindeki Marcus Aurelius'un heykeli bronzdan bir Aziz Petrus’un heykeli ile değiştirilmiş.
  • Otobüs: 53, 62, 63, 83, 85, 116


MONTE CİTORİO MEYDANI / PİAZZA Dİ MONTE CİTORİO

Colona meydanından Wedekind Sarayı ile ayrılan bu meydan da kendine özgü mimarisiyle Parlamento Binası ve Solere dikilitaşı bulunmakta.

PARLEMENTO / PALAZZO MONTECITORIO

1653 yılında, Bernini’nin yaptığı dış bükey bir cephesi olan saray uzun yıllar Vatikan’ın idari birimleri olarak kullanılmış. İtalya’nın birliğini sağlamasından sonra ise kamulaştırılarak büyük bir restorasyona sokulmuş. Hoş buna restorasyon da denemez. Sadece orijinal dış bükey cephe korunarak tüm kompleks yeniden inşa edilmiş ve Parlamento Binası olarak kullanılmaya başlanmış.
  • Otobüs: 53, 62, 63, 83, 85, 116


TREVİ MEYDANI / PIAZZA DI TREVİ

Roma’nın en meşhur ve en büyük çeşmesine ev sahipliği yapan meydan aynı zamanda Roma’nın sanırım en küçük meydanı. Gün içerinde Trevi Çeşmesi’ni görmeye gelen binlerce turistin geçtiği bu meydanda şöyle bir yerde oturayım da şu çeşmeyi biraz seyredeyim olayı imkansız, hatta ayakta seyredeyim bile mümkün değil. Sürekli insanlar fotoğraf çektirmek ya da çeşmeye para atmak için yer kapma yarışı içinde. Zaten bir noktada fazla durursanız insanlar oflayıp puflaya başlarlar ve hala gitmiyorsanız bilinçli olarak çektiğiniz resmi trollerler. Bu turist milleti çok fena. Aslında buraya hep sabah çok erken gelmeyi istiyoruz ama bir türlü denk getiremedik. Bir daha ki geziye kaldı artık.



Meydanın en önemli yapısı hiç şüphesiz Trevi çeşmesi ama gizli kahraman Poli sarayı. Saray olmasa çeşme olmayacak. Çünkü çeşme sarayın meydana bakan cephesi üzerine inşa edilmiş.
  • Otobüs: 52, 53, 62, 63, 71, 80, 83, 85, 116, 160, 492

POLİ SARAYI / PALAZZO POLI

1566 yılında inşa edilen saray 1712 yılında, yine bir Papa ailesi olan Poli’lerin eline geçmiş ve Poli Sarayı olarak anılmaya başlamış. Bu tarihten sonra çevredeki binaları da kapsayacak şekilde büyütülen saray Piazza di Trevi'ye kadar genişlemiş ve bir cephesine bu muhteşem çeşme yapılmış. Daha sonra pek çok kez el değiştiren Poli Sarayı 1800’lerin sonunda bakımsızlıktan çok yıpranınca Roma Belediyesi çeşmeyi korumak için sarayın sağlam kalan bir bölümüne al koymuş. 1978’de ise İtalyan Hükümeti sarayı tamamen kamulaştırarak, Ulusal Calcografia Enstitüsü’ne tahsis etmiş. Dünyadaki en önemli bakır levha gravürleri bu enstitüde saklanmakta.

TREVİ ÇEŞMESİ / TREVİ FONTAİN

Poli Sarayı’nın meydana bakan cephesinde Nicola Salvi tarafından tasarlanan ve Giuseppe Pannini tarafından tamamlanan bu çeşme sanırım dünyanın en meşhur çeşmesi. Zaten o kadar çok filme konu olmuş ki bu kadar tanınması çok normal. Ama şunu da belirteyim bizden başka aşk çeşmesi diyen millet yok.



Adını üç yol (tre vie) kavşağında olmasından aldığı söyleyenler olduğu gibi üç kaynak suyunun birleştiği yer olmasından aldığını söyleyenler de var. Roma için her zaman önemli olmuş olan bu su kaynağını, bakire bir kızın gösterdiğine inanıyorlar. Efsaneye göre MÖ 19 civarında, İmparator Agustus’un savaştan dönen ve uzun süredir su bulamamış askerlerinin karşısına güzel bir bakire çıkmış ve şu anda çeşmenin olduğu yeri göstererek kazmalarını söylemiş. Burayı kazan askerler suyu bulmuşlar. Bu efsaneye gönderme yapan güzel bir kızın yanında toprağı kazan Romalı asker figürü çeşmenin sağ üst köşesine işlenmiş.

Meydanın iki tarafı arasındaki yükseklik farkını telafi etmek için merdiven sistemine başvuran Salvi bu muhteşem çeşmeyi traverten, mermer, alçı, sıva ve metallerle inşa etmiş. Trevi Çeşmesi 26 metre yüksekliği ve 49 metre genişliğiyle şehrin en büyük Barok çeşmesi. Deniz temalı kompozisyonda ilk olarak ortada sütunlarla sınırlanmış büyük bir nişin içinde tüm heybetiyle kaslı gururlu Neptün ve onun deniz kabuğu şeklindeki savaş arabasını çeken kanatlı atlar dikkati çekiyor. Atlardan biri hırçınken diğeri gayet sakin. Bu iki at figürüyle denizin farklı iki yüzü anlatılmış. Neptün’ün iki yanında bereket ve adaleti temsil eden heykeller yer alıyor.

Çeşmenin geniş havuzuna sağ el ile sol omuz üzerinden para atıp, Roma’ya tekrar gelmeyi dilemek bir gelenek. Buraya gelip de bunu yapmayan turist yoktur herhalde. Hatta 2. para aradığın aşkı bulmak için 3. parada onunla evlenebilmek için atılabiliyor. İnanışta değişmeyen tek bir şey var kaç dilek dilersen dile dileklerin ilki Roma’ya tekrar gelmek.



Ben daima iki dilek diliyorum 1.si Roma’ya geri gelmek 2. si bir daha Roma’dan hiç gitmemek. Bakalım ne zaman tutacak. Gün içinde havuza atılan paralar, her akşam toplanıp evsizler için kullanılmakta. Bu rakam 2016’da 1.4 milyon Euro imiş.
  • Otobüs: 52, 53, 62, 63, 71, 80, 83, 85, 116, 160, 492

QUİRİNALE MEYDANI / PİAZZA DEL

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önündeki bu meydan Roma’nın en sakin meydanlarından biri. Eminim bunda Cumhurbaşkanlığının önünde olmasının etkisi vardır. Çok bir esprisi olmayan meydanda Diosquri Çeşmesi ve saray bulunuyor. Bu meydanla Trevi çeşmesi hatta panteon arasındaki sokaklar çok keyiflidir. Vaktiniz olursa özellikle ara sokaklara girmenizi öneririm.
  • Otobüs: 40, 60, 64, 70, 71, 170

DIOSCURİ ÇEŞMESİ / FONTANA DEI DIOSCURI



Cumhurbaşkanlığı önünde bulunan çeşme ilk olarak 1588 yılında Roma hamamlarından getirilen mitolojik ikiz kardeşlerin heykelleriyle dizayn edilmiş 1782 yılında, Papa VI. Pius. Agustus’un Mozolesinden getirtilen granit dikili taşı iki heykelin arasına yerleştirtmiş. 1818 de ise çeşmeye granit bir tabak eklenmiş ve şimdiki görünümünü kazanmış.



QUİRİNAL SARAYI / PALAZZO DEL QUİRİNALE (CUMHURBAŞKANLIĞI KONUTU)

Quirinal Tepesi'nde yer alan dünyanın en büyük dokuzuncu sarayı olan Qurinale, Otuz papa, dört kral ve İtalyan Cumhuriyeti’nin on iki cumhurbaşkanını ağırlamış. Antik Roma tapınaklarının ve Roma hamamının üzerine 1583 yılında Papa’nın yazlık sarayı olarak inşa edilen bina günümüzde Cumhurbaşkanları için resmi konut ve işyeri olarak kullanılmakta.
  • Otobüs: 40, 60, 64, 70, 71, 170


DÖRT ÇEŞME / QUATTRO FONTANE

Başkanlık Sarayı’nın uzun duvarlarını solunuza alıp Via del Quirinale caddesi boyunca yürüseniz Roma’da gezilecek yerler içerisinde pek adı geçmeyen Quattro Fontane önünüze çıkacaktır. 16.Yüzyılın sonlarında kavşakta bulunan dört binanın kesilmiş köşelerine inşa edilmiş olan çeşmelerde Tanrıça Diana (Artemis) ve Tanrıça Juno’nun (Hera) yanı sıra Tiber ve Arno Nehirlerini tasvir eden iki erkek heykeli yer almakta.



Tiber nehrini temsil eden çeşmede sakallı bir erkek heykelinin yanı sıra Roma’nın sembolü Remus ve Romulus’u emziren dişi kurt kompozisyonun bir parçasıyken, Arno nehrini tasvir eden çeşme tasarımında yine güçlü kuvvetli erkek figürü ile birlikte Floransa'nın hanedan sembolü olan bir aslan kullanılmış.



Papa V.Sixtus’un emriyle yapılmış olmakla birlikte tasarımcısı ya da mimarı hakkında net bir bilgi yok. Birkaç farklı mimarın olabileceği konuşuluyorsa da bu kadar güzel çeşmeleri yapan bir mimarın Roma’da bilinmemesi bana çok mantıklı gelmiyor. Aklıma gelen tek şey bu mimar nasıl bir suç işledi ki tarihten sildiler. Sanırım çok film izlemeye başladım.

Çeşmelerle ilgili son bir not, kavşak Roma’nın önemli caddelerinden birinde ve araç trafiğine açık olduğu için çok dikkat etmek geriyor.
  • Metro : Barberini
  • Otobüs : 52, 53, 61, 62, 63, 80, 83, 116, 160, 590

SAN CARLO ALLE QUATTRO FONTANE KİLİSESİ

Tiber Çeşmesine bitişik olan kilise 17. yüzyılda Francesco Borromini tarafından inşa edilmiş, Barok mimarisinin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen kilisenin içi görkemli olmamakla beraber kavisli ön cephesi bence etkileyici.


BARBERİNİ MEYDANI / PIAZZA BARBERİNİ

Barberini Sarayı’nın önünde ki meydanın tasarımı 16.Yüzyılda başlamış ancak 17. Yüzyılda bitirilebilmiş. Roma’da sık sık karşılaştığımız kafeler ve restoranlarla çevrili şirin meydanların aksine turistik bir havası olmayan meydanda en önemli eser Bernini'nin 1642 yılında Barberini ailesi için yapmış olduğu Triton Çeşmesi ve Atlar için yapılmış olan Fontana delle Api’dir (Arılar Çeşmesi)





BARBERİNİ SARAYI / PALAZZO BARBERINI

Günümüzde Ulusal Sanat Galerisi olarak kullanılan sarayın inşaatı 1549 yılında Sforza Sarayı olarak başlamış ancak 1625 yılında Kardinal Sforza’nın mali zorluklara girmesinden sonra Barberini Papası tarafından satın alınmış ve inşaatın tamamlanması işi Bernini’ye verilmiş. Sarayı gezmeye vaktimiz olmadı ama Roma’nın en büyük resim koleksiyonuna ev sahipliği yapan sarayın tavan fresklerinin çok güzel olduğu söyleniyor.



Son bir not Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950 tarihinde bu sarayda imzalanmış.

  • Metro : Barberini
  • Otobüs :52, 53, 61, 62, 63, 80,83, 116, 160, 590
İspanyol Merdivenleri ve daha niceleri.:Roma Gezmekle Bitmez 2:. yazımda sizleri bekliyor...


Yola çıkmadan önce tüm ayrıntıları anlattığım .:Roma Gezi Rehberi:.yazımı okumanızı tavsiye ederim.