Odessa Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ UKRAYNA/ ODESSA

ODESSA GEZİ REHBERİ

Karadeniz’in en büyük limanına sahip olan Odessa 14. yüzyılda küçük bir Tatar yerleşim yeri olarak bilinmekte. Bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde kalan şehirde bu tarihten itibaren imar çalışmaları başladıysa da bu günkü Odessa 18. yüzyılda Büyük Katerina’nın emriyle kurulmuş. Ve şehir o tarihten itibaren gösterişli binalarla donatılmış. Öyle ki 20. yüzyılın başlarında Paris’le kıyaslanmaya başlanan eski şehir merkezi günümüzde UNESCO Kültür merkezi sayılmakta.



Rus devriminin en ünlü olaylarından olan Potemkin Ayaklanması’nın yaşandığı yer olan Odessa, önemli bir endüstri merkezi.

ODESSA’YA NASIL GİDİLİR?

THY ve Ukrayna Hava Yolları her gün İstanbul’dan Odessa’ya uçuyor. Uçuş bir buçuk saat kadar sürüyor. Ayrıca İstanbul’dan Odessa’ya Feribot seferleri de bulunuyor.

Biz Arabayla Doğu Avrupa turumuzun bir parçası olduğu için Kişinev’den daha doğrusu Tirispol’den Ukrayna’ya geçtik.



ODESSA’YA NE ZAMAN GİDİLİR?

Baharda da güzel olduğu söylense de Mayıstan sonra, Eylülden önce gidilmesini tavsiye ederim. Deniz kenarı da olsa kış buralarda oldukça zorlu ve uzun geçiyor.



ODESSA’DA NERDE KALINIR?

Merkezde her bütçeye uygun pek çok otel var. Ancak biz evde kalmanın rahatlığına alıştığımız için sahil bölgesinde ev tuttuk. Arabamızda olduğu için şehre gidip gelmek problem olmadı.

ODESSA’DA NE YENİR?

Deniz kenarında olduğu için bol bol balık bulunmakta. Bunun yanı sıra çok güzel et restoranları da var. Eğer güzel bir Türk restoranı isterseniz Deribasovskaya Caddesi üzerinde Ali Baba Restoranı tavsiye edeceğim. Genel prensip olarak Yurt dışında hiç Türk restoranlarında yemeyiz yerel lezzetleri deneriz ama Ali Baba’nın yemekleri çok güzel. Ve fiyatlarda uygun.



ODESSA UCUZ MU?

Odessa oldukça ucuz bir şehir. Gece hayatında ne kadar para harcanıyor onu bilemiyorum ama bence Ukrayna, Doğu Avrupa’nın en uygun ülkelerinden biri.

OTOPARK

Yazın ortasında gitmemize rağmen şehirde park problemi yoktu. Merkeze yakın sokaklara rahatlıkla araç park ediliyor. Parkmetre falan yok.

PARA BİRİMİ

Para birimi Grivna (UAH) Dövizin en yüksek olduğu Ağustos 2018de 1 TL = 4,57 UAH ediyordu.

DİL

Resmi dilleri Ukraynaca olmasına rağmen İngilizce bilenler bulunuyor. Kiev böyle değildi sanırım liman şehri olduğu için İngilizce biraz daha yaygın kullanılmakta.

Şehirde çok fazla Türk var. Buraya yerleşmişler. İş yapıyorlar. Dolayısıyla şehirde fazlaca Türkçe konuşulduğunu duyarsanız şaşırmayın.

Alfabe olarak ise Kiril alfabesini kullanıyorlar. Sokak isimleri, Metro istasyonları ve restoran menüleri dışında hiçbir yerde Latin harflerini görmüyorsunuz.

ODESSA KAÇ GÜNDE GEZİLİR?

Odessa iki günde rahatlıkla gezilebilen bir şehir. O kadar güzel ve hareketli ki günlerce sıkılmadan kalabilirsiniz.



GEZİLECEK YERLER

ODESSA OPERASI

Tartışmasız Odessa’nın en muhteşem binası olan Opera 1887 yılında tamamlanmış. Barok ve Rokoko tarzda inşa edilen bina süslü, gösterişli tam benim sevdiğim gibi. Yuvarlak hatlara sahip olmasına rağmen heykellerle süslü balkonlu girişi köşeli bir formda inşa edilmiş.



İç merdivenleri, yaldızlı salonu ve resimlerle süslü tavanı da Avrupa’nın ünlü opera binalarıyla yarışabilecek kadar güzelmiş. Akustiğinin çok iyi olduğu söylenen operada biletler de çok ucuz. Aslında opera izlemeyi çok sevdiğimden değil ama içinin süslemelerini görmek için girmeyi düşündük ama yanımızda hiç operaya uygun kıyafet yoktu, maalesef giremedik.

Büyük bir bahçesi olmasına rağmen ön cephe caddeye baktığı için fotoğraf çekerken birkaç ezilme tehlikesi atlattıysak da bol bol resim çekmeyi başardık.



POTEMKİN MERDİVENLERİ

Şehrin limana açılmasını sağlayan merdivenler 1842 yılında tamamlanmış. Her 20 basamakta bir geniş bir basamaktan oluşan Potemkin merdivenleri ilk yapıldığında 200 basamakmış ancak günümüzde 192 basamak. Sekiz basamak önündeki caddenin genişleye bilmesi için kaldırılmış.



Merdivenler 142 metre. En üst Üst basamak 12,5 metre iken, en alt basamak 21,7 metre genişliğinde yapılmış bu sayede merdivenler aradaki düz basamaklar fark edilmeden bir bütün olarak görülebiliyor.



Açıldığında Richelieu Merdivenleri olarak adlandırılsa da Potemkin isyanının 50. Yıl dönümünde ismi Potemkin Merdivenleri olarak değiştirilmiş.

POTEMKİN AYAKLANMASI

1905 yılında Potemkin zırhlısında çıkan ayaklanma Rus ordusunda çıkan ilk ayaklanma olmasının yanı sıra halk tarafından büyük destek görmesiyle de Sovyet Devriminin ilk yapıtaşlarından birini oluşturmuş.

Gemide bulunan komutanların, çürümüş et yemek istemeyen otuz denizciyi kurşuna dizmek istemesi üzerine başlayan isyan geminin yönetimini ele geçiren isyancıların, Odessa limanına demirlemesiyle şehre de sıçramış Odessa halkı ve özellikle işçiler ayaklanmaya büyük destek vermişler. İsyanı bastırmak için Odessa’ya beş gemi gönderilmiş ancak Potemkim zırhlısı şehri terk ederek Romanya’ya hareket etmiş ve isyan Çarın kuvvetleri tarafından bastırılmışsa da bu ilk ayaklanma daha sonraki halk hareketlerinin bir anlamda başlangıcı olmuş.

Potemkin Zırhlısının Wikipedi’den bir fotoğrafını buldum.



DUKE DE RİCHELİEU ANITI

Primorsky Bulvarı üzerinde Potemkin merdivenlerinden çıkar çıkmaz göreceğiniz bu meydanın adını öğrenemedim. Meydan birbirinin aynısı iki içbükey sarı binayla sınırlanmış.



Meydanın ortasında Odessa’nın imarında büyük pay sahibi olan vali ve belediye başkanı DUKE DE RİCHELİEU için güzel bir anıt yer almakta.

EKATERİNİNSKAYA MEYDANI

Çevresindeki muhteşem binalarla Odessa’nın en güzel meydanlarından biri olduğu kesin.



Meydanın ortasında 2 Katerina’nın bir heykeli bulunuyor. Bu da bana göre Odessa’da Rus olmasına bakılmaksızın 2. Katerina’nın hala saygı gördüğünün de bir kanıtı.



PRİMORSKY BULVARI ve PARKI

Şehrin en güzel yerlerinden biri. Bulvar diye anıldığına bakmayın aslında genişçe bir sokak ama bir tarafında tarihi binalar diğer tarafında denize doğru inen Primorsky Parkla hem Odessalı’ların hem de turistlerin banklarda oturup şehrin güzelliğini seyrettikleri bir cadde burası.



Primorsky Park çok büyük olmamakla birlikte şehrin ortasında çimenlere uzanıp dinlenebileceğiniz keyifli bir park. Ayrıca içerisinde İstanbul Belediyesi tarafından finanse edilmiş ayrı bir bölüm bulunmakta.



BELEDİYE

Dumska Meydanı’nda bulunan Odessa belediye binası 19. yüzyılda neoklasik tarzda yapılmış. Ön cephesi sütunlu olan binanın yan nişlerinde yunan tanrı heykelleri yer almakta. Odessa’da ki diğer binalarla kıyaslayınca oldukça sade. Devlet dairesi olduğundan ciddiyeti vurgulamak için böyle yaptılar herhalde.



Binanın üzerindeki saat yarım saatte bir “Odessa” melodisi çalmakta.

Dumska meydanın havası çok canlı ve keyifli. Turistten çok yerli halkı görebiliyorsunuz.

Belediyenin karşısında bulunan parkın girişinde sürgün yıllarında bir süre Odessa’da yaşamış olan Puşkin’in büstü bulunmakta.



ARKEOLOJİ MÜZESİ

Belediyenin arkasında yer alan müze, Ukrayna’daki en eski arkeoloji müzesi olarak bilinmekte. Binlerce eserin yanı sıra Antik heykeller ve nadir bir mısır koleksiyonu bulunan müze 19. yüzyılın başlarında kurulmuş.



Bahçesinde ise orijinali Vatikan müzelerinde bulunan ünlü “Laocoon” heykel grubunun bir örneği yer almakta.



Arkeoloji müzesinin hemen karşısında denizcilik müzesi görülebilir.



ODESSA FİLARMANİ

1800’lerin sonunda inşa edilen bina 1940’lara kadar resmi kurumlar tarafından kullanılmış. Bu tarihten itibaren Odessa Filarmoni Orkestrasına tahsis edilmiş. Binanın tarzı hakkında kesin bir görüşe varılamamışsa da Neo Gotik’de karar kırmışlar ancak binada Arap havası da hissedilmekte. Ben binayı çok beğenmedim. Hatta koca Odessa’da sevmediğim tek bina bu oldu.



BRİSTOL OTEL

Odessa’nın en güzel mimari yapılarından biri olan otel 1899 yılında şehrin ilk 4 katlı oteli olarak açılmış.



Sovyetler döneminde “Kırmızı” olarak adlandırılan bu otel rengiyle ve süslemeleriyle gerçekten muhteşem.



Odessa’da lüks bir tatil yapmak istiyorsanız tek adresiniz bu otel olmalı.

PUŞKİN MÜZESİ

Ünlü şairin Odessa’da kaldığı süre içinde yaşadığı Pushkinskaya Caddesi'ndeki ev özgün yazıları ve kitaplarının kopyalarından oluşan bir müzeye çevrilmiş. Önünde de Puşkin’in bir heykeli yer almakta.



DERİBASOVSKAYA CADDESİ

Şehrin en ünlü caddelerinden bir olan DERİBASOVSKAYA restoranlar ve kafelerle özellikle turistler için buluşma noktası. Şehri gezerken gün içinde birkaç kere bu caddeden geçmek çok normal.



Her zaman canlı cıvıl cıvıl hareketli olan caddenin en güzel zamanları akşamları.



Cadde üzerinde bir de çikolata müzesi bulunmakta.

PASSAGE MENDELEVİCH

Preobrazhenskaya ve Deribasovskaya caddelerin kesiştiği noktada yer alan görkemli binanın giriş katındaki pasaj Odessa’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi.



Açık renk duvarlarını süsleyen heykel ve kabartmalarıyla gerçekten çok güzel olan pasaj, cam tavanı sayesinde de aydınlık ve ferah bir havaya sahip. Pasaj dışında binanın üst katları otel ve ev olarak kullanılmakta.



ŞEHİR BAHÇESİ

Deribasovskaya Caddesi’nin sonundaki şehir parkı 19. yüzyılın başlarında açılmış. Ve hala Odessa’lıların en sevdiği parklardan biri olduğu kesin. Parkın içinde değişik heykeller, fıskiyeli havuzlar ve bol bol yeşil alan var. Şehri gezerken yorulursanız kendinizi çimlerin üzerine atıp dinlenebilirsiniz.



12 SANDALYE ANITI

Rus mizah yazarları Ilf and Petrov’un birlikte yazdıkları 12 sandalye adlı romana ithafen yapılmış olan bu şirin anıt şehir parkı içerisinde 1999 yılında açılmış.



Turistlerin en sevdikleri yerlerden bir olan anıtın üzerinde sürekli fotoğraf çektirmeye çalışan birilerini görebilirsiniz.

TRANSFİGURATİON KATEDRALİ

Odessa piskoposluğunun merkezi olan katedralin inşaatı 1808’de tamamlanmasına rağmen Sovyetler döneminde yıkılmış. 2000’lerde ise katedral yeniden inşa edilmiş.



İlk katedral bu kadar güzel miydi? Bilmem ama bunu çok beğendim. Ortodoks kiliselerinin hem iç dizaynından ve resimlerinden hem de kokusundan hiç hoşlanmama rağmen. Bu katedral geniş, aydınlık, estetik ve hiç kötü kokmuyor.

Beyaz mermer zeminleri, beyaz işli duvarları, zarif sütunları ve yaldızlı tavanıyla çok güzel yapılmış. Aralara yerleştirilmiş resimler de katedralin ferahlığını hiç bozmamış. Çok yeni yapılmış olmasına rağmen bence Odessa’da görülmesi gereken yerlerden biri.



Katedralin önünde yer alan meydan etrafındaki ağaçlarla oldukça geniş bir alanı kapsamakta. Meydanda 1860’lar buraya yerleştirilmiş bir Vorontsov Anıtı bulunmakta.



TOLSLOY SARAYI

Tolsloy’un ismini duyunca ünlü Rus yazarla bir ilgisi olduğunu düşünmüştüm ama hiçbir ilgisi yokmuş. Şehrin ileri gelenlerinden Kont M.M. Tolsloy’un sarayıymış.

1830’larda yapımına başlanan sarayın, 1897’de inşaatı bitene kadar üç farklı sahibi olmuş. Her birinin döneminde farklı özellikler kazanmış. Son sahibi saraya da son halini veren Kont Tolsloy olmuş.



Sovyetler döneminde “Bilim İnsanları Evi” olarak kullanılmış. O dönemde buraya giriş serbestmiş.

Her odası, beyaz salon, ipek salon, mermer salon, yeşil salon gibi farklı isimlerle anılan sarayın, iç avlusunda kalan bahçesi de en az odalar kadar güzelmiş. Biz gezemedik kapılar kilitliydi zaten gezilebiliyor mu devlet dairesi olarak mı kullanılıyor onu da anlayamadık.

ATLANTİSLİ EVİ

Odessa’da görebileceğiniz güzel binalardan birisi de bu Atlantisli Evi. 19. yüzyılın sonunda inşa edilen iki ayrı binanın birleştiği köşede, balkonun altında dünyayı sırtlamış iki Atlantisli heykeli, şehirde o yıllarda ince bir zevkin ve heykele duyulan ilginin bir göstergesi bence.



VORONTSOV SARAYI

19. yüzyılda denize bakan tepelerde, şehrin ileri gelenlerinden Kont Vorontsov için inşa edilmiş. Daha önce bu tepelerde Osmanlı kalesi varmış.

Saray’ın ünü yapıldığı yıllarda Avrupa’nın diğer şehirlerine de yayılmış. Aslında dışı çok sade olmak birlikte İç dekorasyonunun çok güzel olduğu söyleniyor. Biz gittiğimizde tadilattaydı, dışını bile zor görebildik.



VORONTSOV KOLLONADE

Sarayın bir parçası olan beyaz kolonlar tepenin en uç noktasında bulunmakta.

Basamaklarla çıkılan bir taban üzerinde yer alan iki sıra sütunlardan oluşan Vorontrov kolonları kavisli bir görünüme sahip. Şehrin manzarasına hakim olan kolonlar Sarayın en güzel bölümlerinden biri olarak gösterilmekte ama tadilat bu bölümde de devam ettiği için burayı da gezemedik.

TESHCHİN KÖPRÜSÜ

1968’de komünist parti yöneticisinin isteğiyle yapılan köprü, 130 metre uzunluğunda, 30 metre yükseklikte, oldukça dar bir köprü. Sadece yaya trafiğine açık olan köprü Primorsky ve Zhvanetskiy Bulvarı'nı birbirine bağlamakta. Başka bir değişle Vorontsov sarayı ile Brzozowski Saray’ları arasında kestirme bir yol oluşturmakta.



Kaynana anlamına gelen İsmiyle ilgili iki farklı hikaye var. İlk hikayeye göre midesine düşkün olan komünist parti yöneticisi kayınvalidesinin kreplerine her fırsatta ulaşabilmek için bu köprüyü yaptırmış.

Diğer hikayeye göre ise rüzgarlı havalarda köprü sallanır ve uğuldarmış. Çıkardığı ses kaynana zırıltısına benzediği için bu isimle anılmış.

BRZOZOWSKİ SARAYI / ŞAH SARAYI

19. yüzyılda şehrin ileri gelenlerinden Zenon Brzhozovsky için Neo Gotik tarzda inşa edilen saray daha sonra birkaç kez el değiştirmiş.



Bu el değiştirmeler içiresinde en ünlü konuğu İran’ın Pehlevi’ler tarafından tahtından uzaklaştırılan Şahı, Kajar hanedanından Şah Muhammed Ali olmuş. Devrik Şah 1910-1920 yılları arasında bu sarayda yaşadığı için halk tarafından Şah Sarayı denilmekte.



PORTAKAL ANITI

Şehirde göreceğiniz en ilginç şey kesinlikle bu Portakal Heykeli. Ama bu heykel Odessa’lılar için dönüm noktası sayılacak bir olayın simgesi.



II. Katerina’nın ölümünden sonra yerine geçen oğlu annesinden o kadar nefret ediyormuş ki onun başlattığı projeleri iptal ettirmiş. İptal edilen projelerden biri de Odessa Limanının İnşaatıymış. Bu karar karşısında Çarı fikrinden vazgeçirmek için her yolu deneyen şehrin ileri gelenleri, bir gemi dolusu (3000 tane) portakalı Çar’a hediye olarak göndermişler. Bunun üzerine Çar limanın inşaatına devam etme kararı almış. Anlayacağınız şehrin kaderini portakallar değiştirmiş. Dolayısıyla günümüzde heykele “Rüşvet Anıtı”da denilmekte.

SAİNT PANTELEİMON MANASTIRI

1876 yılında açılan manastır ekim devriminden sonra bir süre kapatıldıysa da 2. Dünya savaşından sonra tekrar açılmış. Soğan kubbeleriyle tam bu coğrafyada hayal ettiğim türde bir kilise.



Karşısında yer alan gar binası 1850’lerde inşa edilmiş. Çünkü önceki bina 2. dünya savaşı sırasında yıkılmış. Güzel bir bina. Gar binalarını oldum bittim severim zaten.



ŞEVÇENKO PARKI

1875’de açılan park limanın üst tarafında şehrin en büyük parkı bu parkın içinden sahile de ulaşılabilmekte. Denize girilebildiği söylense de ben artık Karadeniz’de denize girmeyi denememe kararı aldığım için bu konuda tecrübemiz yok. Ama tüm Karadeniz boyunca sahilleri gördük Varna “Altın Kum” dışında hiçbir yerin denizi güzel değildi.