Madrid Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ İSPANYA/ MADRİD

MADRİD GEZİ REHBERİ

İspanya’nın başkenti olan Madrid’i görür görmez Ankara’ya benziyor bu şehir dedim. Aynı içine işleyen ayaz, aynı bürokratik hava. Sonra öğrendim ki zaten Ankara’nın kardeş şehriymiş

😄





Yine de Madrid’e haksızlık etmemek lazım her ne kadar tarihle dolu turistik bir şehir değilse de bu açığını İspanya’nın en ünlü sanat müzelerine ev sahipliği yaparak kapatabilmiş. Elbette Neoklasik tarzdaki binaları da şehri güzelleştirmekte.

Parlemento Binası

Şehrin Roma ve Vizigot dönemlerine kadar uzanan bir tarihi olduğu düşünülse de ilk ciddi kayıtlar 9. yüzyılda Emeviler’in egemenliğine geçmesiyle başlıyor. 11. Yüzyılda Hristiyanlar tarafından ele geçirilen şehir İspanyol birliğinin tamamlanmasıyla 1500’lerin sonunda başkent ilan edilmiş.

MADRİD' NE ZAMAN GİDİLİR?

Ocakta gitmiş biri olarak söylüyorum kışın gidilmez. Hava buz gibi oluyor. Sanırım en güzel zamanı bahar ayları olacaktır. Yazın sıcağı çekilmez olur.



MADRİD’E NASIL GİDİLİR?

İstanbul’dan Madrid’e THY ve Pegassus direk uçuyor. Pegassus Hava Yollarının fiyatları her zaman daha uygun.

MADRİD’DE NEREDE KALINIR?

Şehrin her yerinde oteller ve hosteller var. Kalabalık grup olarak gidiyorsunuz ev kiralamak da bir seçenek.

Biz altı kişi olduğumuz için Lavapies tarafında ev kiraladık. Bu bölge öğrencilerin ve göçmenlerin yaşadığı ihmal edilmiş bir semt olmasına rağmen, hem güvenlik sorunu yok hem de şehrin merkezine yürüme mesafesinde ayrıca bu bölgede fiyatlarda çok uygun.

MADRİD’DE NE YENİR?

Yemek konusunda hiçbir sıkıntı çekmeden her şeyi bulabildiğiniz bir şehir Madrid. Ancak İspanyollar için küçük sandviç yada atıştırmalıklardan oluşan tapaslar vazgeçilmez. Çok çeşitli olan bu tapasları denemelisiniz.



İspanya’da yaygın olan Mercado “Kapalı Pazar” kültürü inanılmaz. Bu pazarlarda balık, kabuklu deniz ürünleri, et sebze her şey, hem çiğ hem de pişmiş olarak satılmakta. İster alıp evinize götürebilirsiniz, ister pişirtip dükkanların önündeki küçük masalara oturup yiyebilirsiniz.



Bu Mercadolar İspanya’nın her şehrinde var. Özellikle hafta sonları insanlar için bir buluşma yeri gibi. Çoluk çocuk genç yaşlı herkesin elinde bir tabak, sınırlı sayıdaki masalara oturabilen oturuyorsa da çoğunluk ayakta neredeyse tüm günü bu pazarlarda geçiriyorlar.



İspanya’da yeme içme konusunda yaşayacağınız en büyük sıkıntı siesta saatleri. Bu siesta saatleri oldukça uzun ve akşam yemeğini de 20:00’den önce yemiyorlar. Saat 14:30 – 15:00 gibi kafe ve restoranlar kapanmaya başlıyor. Saat 16:00’dan 19:00’a kadar hemen her yer kapalı oluyor. Tam anlamıyla hayatın başlaması 20:00’yi buluyor. Turistik yerlerde açık yerler daha rahat bulunuyorsa da yerel kafe ve restoranlarda saat 15:00’i geçtiyse hesap getirilip kafenin kapandığı söyleniyor. Ama insan birkaç gün içinde buna da alışıyor.

MADRİD UCUZ MU?

Büyük şehir olduğu için bulunduğunuz semte göre fiyatlar az çok değişiyorsa da genel olarak normal. Hemen her yerde Carrefour gibi her şeyi bulabileceğiniz ucuz marketler var. Bu marketlerde sandviçten kızarmış tavuğa, hazır salatadan haşlanmış patatese her şey bulunuyor. Tabi fiyatları da çok uygun.

OTOPARK

Şehir merkezinde otopark tabi ki problem. Kapalı otoparklar varsa da bunları aramak içinde trafikte dolaşmak zorunda kalıyorsunuz.

Biz evi şehir merkezinde tutmanın avantajını kullanıp arabayı evin yakınında bir otoparka (24 saat 15 Euro) bırakıp şehri yürüyerek gezdik.

DİL

İspanyolca konuşulan şehirde hemen herkes İngilizce biliyor.

MADRİD GEZİLECEK YERLER

ORİANTE MEYDANI / PLAZA DE ORİANTE

19. Yüzyılın başlarında bölgedeki evlerin yıkılmasıyla yapılan, Kraliyet Sarayı ile Teatro Real arasındaki meydan, Madrid’in en fazla turist çeken yeri sanırım.



Meydanın ortasında 4. Felipe’nin bronz bir heykeli bulunuyor. Bu heykel dünyada “Şaha Kalkmış At” heykellerinin ilkiymiş.



Buz gibi bir Madrid sabahında bile kalabalık olan meydanın iki tarafındaki bahçelerde 44 tane İspanyol Hükümdarının heykelleri var. Bu heykeller Sarayın üzerine yerleştirmek için yapılmış ancak ağırlığın fazla olacağı düşünüldüğünden bu bahçelere yerleştirilmiş.



ARMERİZ MEYDANI / PLAZA DE LA ARMERİA

Kraliyet Sarayı ve Almudena Katedrali ile çevrili olmasına rağmen ilginç bir şekilde cansız ve soğuk bir meydan. Üstelik sarayın girişi de burada olduğu için çok kalabalık. Ama bana sorarsanız ruhu yok bu meydanın.

KRALİYET SARAYI / PALACİO REAL

Monarşi ile yönetilen ülkede Kraliyet Sarayı hala kullanımdaysa da Kraliyet ailesi bu sarayda yaşamıyormuş. Saray daha çok resmi toplantılarda kullanılıyor.



Kral ve Kraliçe bu saraya göre daha küçük olan Zarzuela Sarayında yaşıyorlarmış.

18. yüzyılda Barok tarzda inşa edilen saray üç binden fazla odasıyla Avrupa Kraliyet Saraylarının en büyüğü. 135.000 metrekarelik bir alana kurulmuş olan sarayın sadece belirli bölgelerine girilebildiği halde 2-3 saatten önce çıkılamıyor.



Sarayın iç dekorasyonu, tavan ve duvar süslemeleri insanın aklını başından alıyor ama maalesef bir kaç salon dışında fotoğraf çekmek yasak ve görevliler bu konuda çok titizler cidden göz açtırmıyorlar. Yine de iki üç fotoğraf çekmeyi başardım.



Taht salonu, 3.Charles Odası, Gasparini Odası ve Şapel sarayın en gösterişli bölümleriyse de ben porselen odaya bayıldım.



Sarayın Sabah 10:00’da ziyarete açılan saray kışın 18:00’de yazın 20:00 de kapanıyor. Sarayın giriş ücreti 12 Euro.

ALMUDENA KATEDRALİ

Kraliyet sarayının hemen yanında yer alan katedral görkemli ve barok bir dış cepheye sahip . Barok stil zamanın tarzı olduğu için değil sarayla uyumlu olsun diye tercih edilmiş.



16. yüzyılın ortalarında ispanyanın başkenti Toledo’dan Madrid’e taşındığında şehirde büyük bir katedral yokmuş. Sadece küçük kiliseler varmış sanırım bütün İspanya’da o tarihte katedrali olmayan tek şehir Madrid’di. Başkenti taşıdıktan sonra koca başkenti taşımışlar bir katedral yapmışlardır herhalde diye düşünmüştüm ama Madridliler bu konuda çok gevşekler. Katedral inşaatına ancak 1879’da başlanmış ve katedral 1990’larda bitirilebilmiş. Yani Madrid benim gibi eski katedralleri gezmeye sevenler için bir hayal kırıklığı.

SABATİNİ BAHÇELERİ

Kraliyet Sarayı’nın kuzeyinde eski Kraliyet Ahırlarının olduğu yerde inşa edilen bahçeler ahırları tasarlayan Sabatini’nin adıyla anılmakta. 1970’lerde halka açılmış.



Ortasında bir gölet olan bahçeler çok büyük olmamakla beraber sarayı gezdikten sonra dinlenmek için birebir.

OPERA / TEARO REAL

II.İsabel meydanında yer alan opera binası 1800’lerin başında Los Caños del Peral tiyatrosunun yerine inşa edilmiş.



Defalarca tadilat ve onarım geçiren tiyatro 1990’larda yapılan son tadilattan sonra dünyanın en iyi operalarından biri kabul edilmekte.

DEBOD TAPINAĞI

Hani gittiğimiz her şehirde görmeyi çok isteyip de göremediğimiz bir yer var ya. Madrid’deki de Debod Tapınağı oldu. Maalesef gezilemiyordu. Tadilat falanda yok ama içi gezilemiyormuş.



Antik Mısırda inşa edilen tapınak. 1960’larda İspanya’ya hediye edilmiş. İspanya, Mısır’da ki Avsan Barajı’nın inşası sırasında meşhur Ebu Simbel tapınaklarının taşınması için Mısır hükümetine yardım etmiş. Mısır’da bunun karşılığı olarak bu küçük tapınağı Madrid’e göndermiş.



Parçaların bileştirilip Tapınağın açılabilmesi ancak 1972de olabilmiş.

İSPANYOL MEYDANI / PLAZA DE ESPANA

Madrid’in en eski gökdelenlerine ev sahipliği yapan meydan, bu binalardan 117 metre yüksekliğindeki “Edificio España’nın” önünde yer almakta. Diğer gökdelen ise 465 metrelik “Torre de Madrid”. Binaların her ikisi de 1950’lerde yapılmış.



Bir ucunda küçük bir havuz olan meydanın aslında hiçbir esprisi yok ama herkes ortasında yer alan Cevantes Anıtını görmek için buraya geliyor.

CERVANTES ANITI

Anıt Miguel Cervantes’in büyük bir heykeli ve onun önünde Don Kişot ve Sanço Panço’nun bronz bir heykellerinden oluşmakta.



Tabi herkesin gözdesi Don Kişot ve Sanço Panço . Turistler heykelin tepesinden inmiyorlar.



Sanırım dünyadaki en meşhur İspanyol “Don Kişot” En azından Cervantes’ten kat kat ünlü olduğu kesin.

😄



PUERTO DEL SOL

15. Yüzyılda şehir surlarındaki kapılardan biriyken günümüzde Madrid’in en önemli meydanı olan Puerto del Sol’ü görmeden şehirden ayrılmamalısınız.



Özellikle yüz yıldan fazladır yılbaşı kutlamalarının merkezi olan bu meydanda, 31 Aralık’ta Eski Postane binası üzerindeki saat gece yarısını gösterdiğinde 12 adet üzüm yiyerek yılbaşına girmek gelenekselleşmiş.



Eski postane binasının önünde uzanan meydan, Sıfır km taşı, şehrin simgesi olan çilek yiyen ayı heykelciği, “La Mariblanca” ve Kralların heykelleri ile hem Madridlilerin hem de turistlerin buluşma yeri







Burada küçük bir bilgi vereyim La Mariblanca beyaz mermerden yapıldığı için bu isimle anılan Venüs heykeli. 1600’lerde İtalya’dan getirilmiş iki yüz yıl kadar meydanda bir çeşmenin parçası olarak sergilenmiş ve 1900’lerde Casa Dela Villa’ya (eski belediye binası) taşınmış. Meydandaki heykel kopyası.



SANTA ANA MEYDANI / PLAZA DE SANTA ANA

16. yüzyılda burada bulunan bir manastırın yıkılmasıyla oluşturulan meydan 19. yüzyılda tamamlanmış hala bu manastırın adıyla anılmakta.

Teatro Espanol ile Reina Victoria Hotelin arasındaki meydan gençler arasında çok popüler. Buradaki cafeler ve tapas barlar her zaman gençlerle cıvıl cıvıl.



Meydanda şair Federico García Lorca’nın ve oyun yazarı Pedro Calderón de la Barca’nın heykelleri bulunuyor.



Meydandaki en eski bina olan Teatro Espanol 18. yüzyılda inşa edilmiş ve defalarca yangın geçirmesine rağmen ayakta kalmayı başarmış.

MAYOR MEYDANI / PLAZA MAYOR

Madrid’in en ilginç meydanı olan Plaza Mayor’un inşaatı 17. yüzyılın başında tamamlanmış



Dört tarafı, üç katlı ve revaklı binalarla çevrili olan meydana on kapıdan giriş çıkış yapılabilmekte. Meydanı çevreleyen binaların en önemli özelliği balkonları. Meydanda 327 adet balkon bulunuyor.



Meydandaki en dikkat çeken bina üzerindeki resimlerle hemen fark edeceğiniz Casa de la Panadería (Fırın Evi). Yapıldığı dönemde alt katta bulunan fırından dolayı bu isimle anılmış.



Ortasında III. Felipe’nin heykeli bulunan meydan her ne kadar bir Pazar yeri gibi kullanıldıysa da tarih boyunca kutlamalar, boğa güreşleri ve idamlara da sahne olmuş. Günümüzde binaların altındaki dükkanlarda canlılığını hala korumakta.



MERCADO DE LA CEBADA

Şehirde birden fazla mecado (kapalı Pazar) olmasına rağmen la Latina bölgesindeki MERCADO DE LA CEBADA tüm ispanyada gördüklerimiz içinde en yerel en karakteristik olan.



Özellikle bu pazara soğuk havalarda ve tabi hafta sonları giderseniz tipik bir İspanyol ailesinin hafta sonları hakkında fikriniz olabilir

Ailecek pazara yerleşiyorlar desem yeridir. Herkes biriyle şakalaşıyor, çocuklar yerlerde yuvarlanıyor. Bir yandan içki içip bir yandan atıştırıyorlar inanılmaz rahatlar.



Bu pazarda pek turist olmuyor. Bu nedenle yiyecekler daha İspanyolların ağız tadına uygun.



REİNA SOFİYA MÜZESİ

Eski bir hastane binasının yenilenmesiyle 1992 yılında müze olarak açılan Reina Sofiya çağdaş ve modern sanat eserlerinin sergilendiği bir müze.

Müzedeki en önemli eser Picassonun "Guernica"sı ile “Mavi Kadın” tablosu.

Salı günleri kapalı olan müzeye giriş ücreti 8 Euro

PRADO MÜZESİ

Eğer Madrid’de tek bir müzeye girecekseniz birbirinden değerli 8600 tablo ve 700 heykelle dünyanın sayılı sanat müzeleri arasında gösterilen Prado Müzesi’nden başkasını düşünmemelisiniz.



Gördüğüm sanat müzeleri içerisinde Floransa’daki Ufizi’den bile güzel dediğim bu müzeye en az üç saatinizi ayırmanız gerektiğini de belirteyim.



İçeride fotoğraf çekilmesine izin verilmediği için saklı gizli çekilmiş birkaç resimden fazlası yok elimizde.



Aslında fotoğraf çektirmemelerinin doğru olduğunu düşünüyorum. Yasak olmazsa İnsan Fotoğraf çekme kaygısından eserlerin tadını çıkaramıyor. Tabi bu düşüncem sadece sanat müzeleri için geçerli sarayda fotoğraf çekilememesi nedir ya

😄





Müzede kimlerin eserleri yok ki. Raphael, Rubens, Tinteretto, Goya, Valasquez, El Greco, Caravaggio, Rembrant aklımda kalanlar.



Her gün 10:00 19:00 saatleri arasında açık olan müzenin giriş ücreti 15 Euro.

THYSSNE BORNEMİSZA MÜZESİ

Özel bir koleksiyon olarak toplanmaya başlanıp daha sonra ispanya hükümetine devredilen müzede Caravaggio, Rubens, Sargent, Monet, Van Gogh gibi dünyaca ünlü sanatçıların resimleri bulunmakta.



NEPTÜN ÇEŞMESİ / FONTE DE NEPTUNO

18. yüzyılda inşa edilen çeşme Thyssne Bornemisza Müzesi Ve Palace Otelin önünde bulunmakta.



Atlotico Madrid taraftarlarının kutlama yeri olan çeşmede, Neptün iki at tarafından çekilen arabasında ve elinde üç dişli yabasıyla tasvir edilmiş.

KİBELE MEYDANI / PLAZA DE CİBELES

İki aslan tarafından çekilen arabasında tasvir edilen Kibele heykelinin bulunduğu Plaza De Cibeles Madrid’de en sevdiğim meydan oldu.



Real Madrid taraftarlarının kutlama merkezi olan Meydanın üç köşesinde şehrin en güzel binaları yerleştirilmiş.

KİBELE SARAYI / PALACİO DE CİBELES

Meydandaki en dikkat çekici yapı Kibele Sarayı, geçmişte Postane ve iletişim merkezi olarak kullanılmış. Günümüzde Belediye Binası olan saray ziyarete açık.



İşlemeli cephesi ve kuleleri ile büyük bir düğün pastasına benzeyen Kibele Sarayı bence Madrid’deki en güzel mimari yapı.



PALACİO DE LİNARES

Meydanın diğer binası Casa Amerika’ya ev sahipliği yapan Linares Sarayı. Bu saray 19. yüzyılın başlarında inşa edilmiş. Kibele Sarayı kadar gösterişli olmamakla berber mermerlerinin ve duvar resimlerinin kalitesi ve iç dekorasyonuyla Madrid’in en değerli mimari yapılarından sayılmakta. Sadece hafta sonları 11:00-13:00 saatleri arasında ziyaret edilebilmekte Giriş ücreti 8 Euro



BUENAVİSTA SARAYI

Meydana bakıldığında ilk anda fark edilmeyen, ağaçların arkasında gizlenmiş olan Buenavista sarayı 18. yüzyılda Alba dükleri için yapılmış. Ancak ailenin mirasçısı kalmaması üzerine Madrid Belediyesi tarafından kamulaştırılmış ve Savunma bakanlığına verilmiş. Ordunun merkezi diyorlar sanırım Genel Kurmay Başkanlığı gibi bir şey olarak kullanılıyor.

BANCO DE ESPANA / İSPANYA MERKEZ BANKASI

1900’lerin sonunda tamamlanan bina ince işçiliği ve meydanla uyumlu formuyla Plaza De Cibeles’deki en yeni mimari yapı.



DELA ALCALA KAPISI / PUERTA DELA ALCALA

Şehrin beş kapısından biri olan Alcala 1778’de inşa edilmiş. Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Avrupa’da ilk inşa edilen kapı olduğu söyleniyor. Paris ve Berlin’de ki takların öncüsüymüş.

RETRİO PARKI

Çeşit çeşit bahçeleri sergi salonu olarak kullanılan Valasquez ve kristal saraylarıyla yazın muhteşem olacağını düşündüğüm 125 hektarlık park maalesef ocak ayında kapalıydı. Soğuk bile olsa park neden kapalı olur anlayamadım ama vardır bir bildikleri.

Parkın içinde bulunan PLACİO DE VALASQUES demir ve tuğlanın yanı sıra geniş cam bloklar kullanılarak yapılmış. Oldukça değişik olmasına rağmen Tamamen Metal ve camdan yapılmış olan LACİO DE CRİSTAL’in hem mimari biçimi hem de önündeki gölet ile çok güzel olduğu söyleniyor. Prado Müzesinin hemen yanında yer alan Real Jardin Botanico’da çok güzel olduğu söylenen parklardan. Ancak buranın girişi ücretliymiş. Tabi kapalı olduğu için bu parka da girmedik.



Hatta o kadar ki Neptün çeşmesinin hemen yanındaki meçhul asker anıtının olduğu minicik park bile kapalıydı parmaklıkların arasından anıtın resmini çekebildik sadece.