Ljubljana Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ / SLOVENYA/ LJUBLJANA

LJUBLJANA GEZİ REHBERİ

Yugoslavya’nın dağılmasıyla kurulan Slovenya Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ljubljana yemyeşil bir şehir. Bunda içinden geçen Ljubljana Nehri’nin ve tabi ki Alplere yakınlığının büyük payı var.

LJUBLJANA’YA NASIL GİDİLİR?

İstanbul’dan Ljubliyana’ya THY’nın direk uçuşu var. Uçuş 2 saat kadar sürüyor. Ama kendi aracınızla buralara kadar gelmenin zevki hiçbir uçuşta yok. Avrupa birliği üyesi olan Slovenya’ya gitmek için Bordo pasaporta Schengen vizesi almak gerekiyor. Yeşil ve Kırmızı pasaport vizeden muaf. Uçuş 2 saat sürüyor.

Yolları güvenli. Otobanları geniş. Otoyolları kullanmak için 7 günlük Vinyette kartı alınıyor. Fiyatı 15 Euro. Yol manzaraları da insanın sıkılmasına fırsat vermiyor.

Slovenya'da hummalı bir otoyol yapım çalışması var. En çok üzüldüğüm, muhteşem ormanlar kesilmiş taşocakları açılmış. Avrupalı da olsan otoyol yapmak için taşocağı açacaksın başka yolu yok.

Slovenler otoyolda değişik bir tanıtım çalışması yapmışlar. Hangi şehir ya da ilçeden geçiyorsak Bilbordlarda onunla ilgili tarihi yerlerin Resimleri var çok güzel olmuş.

LJUBLJANA’DA NEREDE KALINIR?

Merkezde çok fazla otel var. Gezilecek yerlerde merkezde olduğu için tercihinizi bu yönde kullanmayı düşünebilirsiniz. Ama benim size tavsiyem Ljublijana’nın kırsalında kalmanız. Bambaşka bir dünya, geyikler, sincaplar göz alabildiğine yeşil. Biz Ljubljana’nın 25 km dışında bir köyde kaldık. Sahipleri evi pansiyona çevirmişler kendileri çatı katında yaşıyorlar odaları da kiraya veriyorlar. Köyü gördüğümüzde tepkimiz görülmeye değerdi. Cennete düşmüş gibiydik.



LJUBLJANA’DA NE YENİR?

Yeme içme konusunda alternatif çok. Nehir kıyısında restoranlar olduğu gibi, ayak üstü bir şeyler atıştırabileceğiniz yerlerde var.

OTOPARK

Bir şehre girdiğimizde en önemli sorun arabayı park etmek. Ljubljana en kolay park yeri bulduğumuz yerlerden biri oldu. Şehre girince tam merkeze değil de merkezin çevresindeki sokaklara yöneldik. Kalenin doğusunda Ulica Janeza Pavla II sokağında yol kenarına park ettik. Parkmetreler var. 4 saat için ödeme yapmıştık. Şehri gezmeye doyamayınca tekrar park yerine gelip 4 saatlik daha ödeme yaptım. Şehir pahalı dedik ama otopark ucuz. 4 saat için 2 Euro ödeme yaptık.

PARA BİRİMİ

Para birimi Euro. Bu nedenle de Yugoslavya’dan dağılan ülkeler içinde en pahalısı.

DİL

Slovence konuşulan ülkede İngilizce bilme oranı çok yüksek. Hiçbir sıkıntı yaşanmıyor. Alfabe olarak da Latin alfabesi kullanılıyor.

LJUBLJANA GEZİLECEK YERLER

Ljubljanica Nehri’nin ikiye böldüğü şehirde gezilecek yerler merkezde toplanmış. İki günde rahatlıkla gezebileceğiniz şehrin en canlı bölgesi nehrin iki kıyısı. Nehir boyunca sıralanmış kafeler ve restoranlar sadece turistlerin değil, bir üniversite şehri olan Ljubljana’da gençlerinde uğrak yeri. Dolayısıyla canlı, cıvıl cıvıl bir şehir.

Şehrin kimi bölgelerinde komünist dönemde yapılmış yüksek binaları görsek de genel olarak mimarisi etkileyici.

DRAGON BRİDGE

1901 yılında inşa edilen köprü Avrupa’nın ilk betonarme köprülerinden biriymiş. Adını Köprünün iki başını süsleyen yeşil ejderha heykellerinden alan köprünün üzerinde 16 tanede küçük ejderha heykeli var. Trafiğe açık olan tek köprü bu.



Kıyı boyunca sıralanmış cafelerin önünden yürüyerek bir sonraki köprü olan kasaplar köprüsüne ulaştık. Açık hava pazar yerinin bir parçası gibi olan köprü 2000li yıllarda açılmış. Gittiğimiz tüm Avrupa şehirlerinde gördüğümüz Köprü demirlerine kilit asma geleneği bu şehirde de devam ediyor.



Trafiğe kapalı Köprünün üzerinde modern heykeller var.



AÇIK HAVA PAZARI

Oldukça büyük, renkli bir pazar yeri. Meyveler sebzeler tezgahlarda. Bu pazarda en çok dikkatimi çeken yerel halk dolu dolu alışveriş yapıyor. Genelde Avrupa’da insanların tek tek meyve sebze aldıklarını gördüğümüz ve içten içe hallerine üzüldüğümüz için buradaki bu gerçek pazar alışverişi hoşumuza gitti. Pazar turistlerinde uğrak yeri, buradan meyvelerini alıp etraftaki çeşmelerde yıkayıp yiyerek geziyorlar.

Pazarın nehre yakın tarafında ise ayak üstü yemek yiyebileceğiniz mekanlar var. Burada genelde kızartılmış balık yeniyor. Yiyeceğinizi alıp kenardaki masalara oturup yiyorsunuz. Burada yemek fiyatları çok uygun. Aç olmadığımız için daha sonra yeriz diyerek es geçmiştik acıkıp geri geldiğimizde ise tüm Pazar kapanmıştı. Zaten akşam 6'dan sonra her yer kapanıyor. Sadece cafe bar ve restoranlar açık kalıyor.

ST. NİCHOLAS CATHEDRALİ

Metedov meydanında Yeşil kubbesi ve ikiz kuleleri ile hemen fark edilen Barok katedralin içi oldukça güzel olmakla beraber dış cephesindeki kabarmaları ve bronz kapıları en meşhur bölümleri. Ücretsiz olarak gezilebilmekte.







BELEDİYE (TOWN HALL)

Ljubljana Katedrali’nin yakınındaki yapı, ilk olarak 1484’te Gotik tarzda inşa edilmiş. 18. yüzyılın başlarında ise Barok tarzda yenilenen binanın hemen dışında orjinali ulusal galeride bulunan Robba Çeşmesi’nin bir kopyası bulunuyor.



ROBBA ÇEŞMESİ

Francesco Robba tarafından yapılan çeşme Roma’daki 4 nehir çeşmesinden esinlenilmiş. Çeşmenin üzerinde kentin çevresindeki nehirleri (Ljubljanica, Sava ve Krka) yarattıklarına inanılan 3 tanrıyı simgeleyen heykeller bulunuyor. Çeşmeye kadar ulaşan basamaklar Carniol dağlarını temsil etmekteymiş. Ortasında bir dikili taş bulunuyor.



KLJUCAVNİCARSKA ULİCA

Belediyenin önüne geldiğimizde meşhur 3lü köprüyü gördük ama köprü o kadar kalabalıktı ki bizde nehrin bu tarafını gezmeye devam ettik. Her hangi bir amacımız olmadan nehir kenarındaki sokaklarda gezerken girdiğimiz sokakta çok değişik Bronz bir çeşme ile karşılaştık. Sanatçı Jakov Brdar tarafından yapılmış ve çeşmeden başlayıp sokak boyunca parça parça üzerinde yüzler olan bronz plakalardan oluşturulmuş. Biz çok beğendik.







Şehrin tüm sokakları çok güzel ama Belediyenin önünden üçlü köprüye açılan sokak en beğendiklerimizden biri oldu.



TROMOSTOVJE TRİPLE BRİDGE

Ljubljana’nın en meşhur yeri bu köprü. Üç tane köprünün birleşiminden oluşan ilginç bir yapı. Bu şekilde tasarlamış olmasının sebebi, ortadaki alanı tramvay ve araçların geçebileceği şekilde, sağında ve soluna kalan kısımları ise yayaların kullanabileceği şekilde bırakmakmış. Ama ne için yapılmış olursa olsun çirkin, cidden çirkin bir köprü.





PRESEREN MEYDANI

Şehrin en önemli meydanı ismini Slovenya’nın en ünlü şairlerinden biri olan France Preseren’den alıyor. Araç trafiğine kapalı olan meydanda Preseren’in heykeli ve pembe rengiyle dikkat çeken Fransistan Kilisesi var. Bizi en çok şaşırtan Meydanın ortasına kurdukları düzenek oldu. Şansımıza Ljublijana’yı gezdiğimiz gün hava çok güzeldi hatta fazla sıcak olduğu bile söylenebilir. Ama ben kuzeyde sıcaktan şikayet etmemeyi öğrendim. Biz Akdenizliler için sıcak diyebileceğimiz günler o kadar az ki o günleri yakalıyorsan çok şanslısın demektir. Meydana geldiğimizde yerler ıslaktı. Hava günlük güneşlik olduğu için yerde fıskiye düzeneği olduğunu düşündüm. Hani şu yerden zamanlı atlayan sulardan. Şimdi durup dururken alttan ıslanmayalım diye dikkatli bir şekilde yere bakarak ilerlerken yağmur atıştırmaya başladı. Havaya bakıyoruz en ufak bulut yok. Hala anlamıyoruz, birbirimize bakıyoruz hani ıslatarak şaka mı yapıyorlar diye. Sonunda olayı çözdük meydanın ortasında havadan bir düzenek kurmuşlar ince ince yağmur yağıyor. Her zaman mı var yoksa geçici olarak mı yapıldı bilmiyorum. Ama çok eğlenceli.





FRANCİSCAN KİLİSESİ

Pembe rengiyle Preseren Meydanında hemen fark edilen kilise 1600'lerde inşa ediliyor. Ana sunağı Francesco Robba tarafından tasarlanan kilisenin iç kısmındaki freskler 1895 depreminde zarar gördüğü için 1900lerde yenilenmiş.



KONGRESNİ MEYDANI

Ljublijana üniversitesinin önündeki geniş meydan adını şu anda üniversitenin binası olan eski kongre binasından alıyor. Meydanda Flormoni Orkestrasının binası da bulunuyor. Ortasındaki yeşil alanla gençlerin en yoğun olduğu bu meydan Festival ve her çeşit organizasyonun adresiymiş.



LJUBLİJANA ÜNİVERSİTESİ

64.000 öğrencisiyle Avrupa’nın büyük üniversitelinden biri olan Ljublijan üniversitesi yabancı öğrenciler tarafından da tercih ediliyor. Zaten şehirde sık sık erasmus öğrencileriyle karşılaşıyorsunuz. Tabi üniversitenin şehrin merkezinde oluşu, çok sayıda yabancı öğrenciye eğitim vermesi şehrin havasını değiştirmiş. Kendinizi kesinlikle bir ülkenin başkentinde gibi hissetmiyorsunuz.



URSULİNE MANASTIRI

Kongresi meydanının karşısındaki barok kilise, sütunlu ön cephesiyle hemen fark ediliyor. Tadilatta olduğu için içini gezemedik ama okuduğumuz kadarıyla ana sunağı yine ünlü mimarları Robba tarafından yapılmış Zaten şehirdeki hemen her şey de Robba’nın izleri var. 1960'lara kadar çok büyük bir bahçesi varmış. Ancak o tarihte bahçesi küçültülerek, Cumhuriyet meydanı yapılmış.



CUMHURİYET MEYDANI (TRG REPUBLİKE)

Ursuline Manastırı’nın bahçelerinin kapladığı alana 1960’da inşa edilmiş. Modern kentin merkezinde yer alan meydanda Meclis Binası ve yer altı alışveriş merkezi var. Burası kutlama ve protestoların yapıldığı meydanmış. Büyük bir meydan olmasına rağmen çevresindeki hiçbir estetiği olmayan 2 yüksek binayla Ljubliyana’da gördüğüm en soğuk yer burası.



Meydandan kent merkezindeki en büyük park olan Tivoli parka doğru yürürken yine yeşillikler arasında sıralanmış Slovenya tarihi müzesi, opera ve ulusal galeriyi, görüyorsunuz.

TİVOLİ PARK

1800'lerde birkaç parkın birleştirilmesiyle oluşturulmuş doğal koruma alanının içinde tarihi binalar ve heykellerde bulunmakta. Çeşitli kuş türlerine ev sahipliği yapan park şehrin içinde olmasına rağmen çok geniş bir alana yayılmış.

OPERA

Tüm Avrupa şehirlerinde olduğu gibi opera binası yine çok güzel. Ama girişin üzerine yapılmış olan güneşliğin binayla hiçbir uyumu yok eminim işlevseldir ama hiç estetik değil.



SLOVENYA ULUSAL GALERİSİ

13. Yüzyıldan 20. yüzyıla kadarki Slovenyalı sanatçıların eserleriyle az sayıda diğer Avrupalı sanatçıların eserleri yer alıyor. Şehri gezmek bize daha cazip geldiği için müzeye girmedik.



Ljubljana’nın ara sokaklarından geçerek nehrin kıyısına doğru giderken tesadüfen Krizanke Kilisesi ve Ulusal kütüphaneyi gördük.

KRİZANKE MANASTIRI

18. yüz yılda Barok tarzda inşa edilen kilisenin yerinde 13. yüzyılda yapılmış başka bir kilise varmış ancak depremde büyük hasar görünce buraya bir kilise ve manastır inşa etmişler. 1950’lerde ise manastır açık hava tiyatrosuna dönüştürülmüş.



ULUSAL KÜTÜPHANE

Barındırdığı Ortaçağ el yazmaları ve Rönesans baskı koleksiyonuyla dünyanın önemli kütüphanelerinden biri. 1900’lerde inşa edilen bina taş ve tuğla kaplı 3 cephesiyle farklı bir görünüme sahip.



COBBLERS' BRİDGE (KUNDURACILAR KÖPRÜSÜ)

Üzerindeki sütunlarla dikkat çeken köprü 1900 lerde inşa edilmiş olmasına rağmen buradaki ilk köprü 13 yüzyılda yapılmış, ahşap köprü Ljublijana nehri üzerindeki ilk köprülerden biriymiş. Geçmişte üzerindeki küçük ayakkabıcılar olduğu için bu isimle anılıyor.

LJUBLJANA KALESİ (LJUBLJANA CASTLE)



15. yüzyılın 2. yarısında inşa edilmiş. Yapım amacı bölgeye düzenlenen Türk akınlarını durdurmakmış.

Şehri gezmeyi bitirip yemek yemek için nehir kenarındaki restoranlara oturduğumuzda akşam olmak üzereydi. Sabahtan beri güneşin altında gezmekten yorgun düşmüştük. Hayalimiz nehir kenarında bira içip yemek yemekti. Ama daha biralardan bir yudum alamadan bir rüzgar başladı, peşi sıra bir yağmur. Hiç böyle aniden başlayan fırtına görmemiştim. Dakikalar içerisinde masadaki her şey nehre uçtu, bardaklar tabaklar kırıldı. Kendimizi içeriye zor attık. Yemek yiyene kadar fırtına hafiflediyse de yağmur devam etti.

METELKOVA SOSYAL MERKEZİ

Her şehirde heveslenip de göremediğimiz bir yer var ya. İşte Ljubliyana’da ki de burası oldu. Yağmurdan kaçıp arabaya ulaştığımızda sırılsıklamdık. Arabayla Metolkavaya gittik o renkli binaları gördüysek de yağmurdan dolayı sokaklarda kimse kalmamıştı. Ölü bir şehir gibiydi. Geceyi beklesek hareketleneceğini biliyorduk ama buradaki barlar çok bizlere hitap etmiyor metal tarzı müzikler çalınıyor, gay barlar yaygın. O nedenle de kalmadık.

Buranın hikayesi çok ilginç 1900’lü yılların başlarında Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun ordusu tarafından bir kışla olarak yaptırılan Metelkova, 1991’de Yugoslavya’nın dağılmasına kadar askeri amaçla kullanılıyor. Buraya kadar her şey normal Slovenya’nın Yugoslavya’dan ayrılmasıyla her şey değişiyor. Yugoslavya ordusunun bu alandan çekilmesi ile “Network of Metelkova” adlı bir topluluk Metelkova’yı kültürel bir merkeze dönüştürebilmek için bir anlamda burayı işgal ederek özerk bir bölgeye çevirme kararı aldıklarını duyuruyorlar. Aslında başlangıçta Slovenya Devleti ile iletişime geçerek burayı kullanmak istediklerini söylüyorlar ancak uzun bir süre devletten geri dönüş alamayınca oturma eylemleriyle işgali başlatıp bu günkü Metelkova’nın temellerini atıyorlar. Metelkova şehrin asi yüzünün sembolü haline geliyor. Binaların dışı grafitiler, resimler ve heykellerle donatılmış. Günümüzde yasal bir durumu olmayan Metelkova’da birçok, sanat stüdyosu, etkinlik ve konser alanları, barlar ve kulüpler bulunuyor.

Geceyi köyde mükemmel bir doğa manzarası içinde geçirdikten sonra sabah Boinj ve Bled gölüne doğru yola çıktık.