Granada Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ İSPANYA/ GRANADA

GRANADA GEZİ REHBERİ

Adı İspanyolca NAR anlamına gelen Granada İber Yarımadası’nın güneyinde Sierra Nevada dağlarıyla çevrili, sıcak, mutlu, Akdenizli bir şehir. Aynı zamanda İspanya’da ki son İslam kalesi olarak da bilinmekte.



Endülüs Emevi Devletinin yıkılmasından sonra bölgede birkaç İslam devleti kurulmuş ama hiç biri uzun süre varlık gösterememişse de Gırnata Emirliği (Nasri Sultanlığı) zaman zaman Hristiyan Krallarla yapılan anlaşmalarla, zaman zaman Kuzey Afrika’dan gelen yardımlarla 1492’ye kadar Granada’da siyasi varlığını sürdürmeyi başarmış. Ancak Aragon Kralı Ferdinand ve Kastilya Kraliçesi İsabella’nın evlenmeleriyle güçlerini birleştiren Katolik dünyasına direnmemişler. Şehir yüksek surlarla çevrili bir kale olmasına rağmen hiç saldırı görmemiş, son emir Ebu Abdullah savaşmadan şehri teslim etmiş ve İspanya’dan ayrılmış.

Her ne kadar savaşmadan bu şekilde gitmeleri hoşumuza gitmese de incelikli zevklerini kesinlikle takdir etmek gerek. 250 yıllık tarihlerinde Elhamra kalesinde muhteşem sanat eserlerine imza attıkları gibi dönemi için mühendislik harikası kabul edilen kanallarla kaleye su getirip dünyanın en güzel bahçelerinden birini de yaratmışlar.



GRANADA'YA NE ZAMAN GİDİLİR?

Burada aslında ne zaman gidilmez diye sormak gerekiyor. Temmuz Ağustos hatta Eylülde gidilmez. Bu tarihlerde Endülüs genelinde hava sıcaklığı 50 dereceleri bulabiliyormuş. En güzel zamanları Nisan Mayıs ve Kasım ayları. Biz ocak ayında gitmemize rağmen hava çok iyiydi. Gündüz için ince bir mont yeterli oldu. Akşamları hava çok soğumasa da serinlediği için kalın montlarımızı giydik çünkü tapasçıların çoğunda dışarıda ısıtıcı yok.

GRANADA'YA NASIL GİDİLİR?

Schengen vizeniz varsa, Granada’ya direk uçuş bulunmadığı için ya Madrid’den ya da Malaga’dan otobüsle ya da araba kiralayarak şehre ulaşılabiliyor. THY İstanbul’dan Malaga’ya ve Madrid’e uçuyor. Pegassus ise Madrid’e uçuyor. Malaga Granada’ya daha yakın olmasına rağmen Pegassus’un fiyatları daha uygun olduğu için biz Madrid’e inmeyi tercih ettik ve buradan araba kiraladık. Eğer bütün Endülüs bölgesini gezmek istiyorsanız araba kiralamak en mantıklısı.



GRANADA’DA NEREDE KALINIR?

Şehirde lüks otellerden hostellere kadar kalınabilecek pek çok alternatif var. Altı kişi olduğumuz için tercihimizi evden yana kullandık. Bookingden bulduğum LAVAPIÉS APARTAMENTO ESPACIOSO hepimizi mutlu etti. Elhamra Sarayına 20 dakikalık yürüme mesafesinde, son derece kullanışlı üç oda bir salon bu eve 2 gece toplam 145 Euro ödedik. Kişi başı düşünüldüğünde merkezde bu kadar konforlu bir ev için çok iyi fiyattı.

GRANADA’DA NE YENİR?

Tabi ki tapas. İspanyolların TAPAS olarak adlandırdıkları bu küçük atıştırmalıklar tam anlamıyla kurtarıcı. Hem fiyatları uygun hem de farklı lezzetler denenebiliyor.

Şehir merkezinden biraz uzak olmasına rağmen Granada’da İspanyol bir tanıdığımızın tavsiyesiyle gittiğimiz (evimize çok yakındı) Calle Pedro Antonio de Alarcon ile Calle Socrates caddelerinin kesiştiği yerde bulunan BUBİON I’e kesinlikle gitmenizi önereceğim. Buranın tapasları hem çok lezzetli, hem de sadece içecek için para ödüyorsunuz, tapas ikram olarak geliyor. 1 bira 1,5 Euro. 1 bardak şarap ise 2,5 Euro. Akşam saat 20:00’de açılıyor.



İspanya’da yeme içme konusunda yaşayacağınız en büyük sıkıntı siesta saatleri. Bu siesta saatleri oldukça uzun ve akşam yemeğini de 20:00’den önce yemiyorlar. Saat 14:30 – 15:00 gibi kafe ve restoranlar kapanmaya başlıyor. Saat 16:00’dan 19:00’a kadar hemen her yer kapalı oluyor. Tam anlamıyla hayatın başlaması 20:00’yi buluyor. Turistik yerlerde açık mekanlar daha rahat bulunuyorsa da yerel kafe ve restoranlarda saat 15:00’i geçtiyse hesap getirilip kafenin kapandığı söyleniyor. Ama insan birkaç gün içinde buna da alışıyor.

Kafe ve restoranların dışında İspanyolların Mercado dedikleri kapalı pazarları var. Aslında pazardan çok hal diyebileceğimiz bu alanlarda pek çok dükkan bulunuyor. Bunlarda hem çiğ et, balık hatta meyve satılıyor. Hem de seçtiğiniz balık, et artık ne yemek istiyorsanız pişirilip servis yapılıyor. Her dükkanın önünde 1-2 küçük masa var yemeğinizi burada yiyip bir şeyler içebiliyorsunuz.



Eğer restoranlarda yemek isterseniz her çeşit yemeği bulabiliyorsunuz. Bazı restoranlar turistler için 3-4 çeşitli menü de hazırlıyorlar. Çok fazla Pizzacı görmedim ama Burger King hemen her yerde var.

Kahvaltıda diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak peynir, salam, tereyağı, ekmek yiyebiliyorlar. Üstelik ekmekleri hem çeşitli, hem de güzel. Öyle taş gibi değil. Biz evde olduğumuz için kahvaltımızı keyfimize göre hazırladık ama bazı kafelerde kahvaltıda tereyağı, bal, ekmek yiyenlere rastladık. Yani Endülüs’te kahve ve kuruvasana mahkum değilsiniz.



Avrupa’da pek rastlamadığım şekilde bu bölgede kuruyemiş yeniyor. Çekirdekler aynı bizdeki gibi paketlerde satılıyor. Sokaklarda fındık fıstık satan tezgahlarla sık karşılaşıyorsunuz.



Bir çeşit meyveli şarap olan Sangria tüm İspanya’da olduğu gibi Granada da çok popüler ama Granada’nın en güzel içkisi kesinlikle Alhambra Birası. Birayı hiç sevmememe rağmen bu birayı bayıla bayıla içtim.

Şehir merkezinde göreceğiniz Fas dükkanlarında ise çay içmenizi öneremeyeceğim. Canınız ne kadar çay isterse istesin bence bu çaylardan uzak durmalısınız. Pek içilir yanı yok.

Her yerde göreceğiniz ve muhtemelen portakal ağacı sanacağınız dalları meyvelerden yıkılan ağaçlar maalesef portakal değil turunç. Son derece ekşi olan bu meyve yenmiyor sadece ekşisi ve reçeli yapılabiliyor.



GRANADA’DA UCUZ MU?

Yeme içme ve konaklama olarak baktığımızda fiyatlar uygun. Hatta Euro bölgesi olmasına rağmen ucuz diyebilirim. 6 kişi akşam yemeğinde tapas yiyip bir şeyler içerek en fazla 30 Euro hesap ödedik.

Carrefour gibi marketlerin yaygın olması da bir avantaj. Özellikle yolculuk yaparken arabada bir şeyler yemeyi seviyorsanız bu marketlerden çikolata, cips, kola, bisküvi, canınız ne çekiyorsa çok uygun fiyata alınabiliyor.

Bölgede en pahalı şey müze ve kilise girişleri. En ucuz müze 12 Euro en ucuz kilise 5 Euro. Katedraller 12 Euro civarında. Bizim gibi tüm gün tarihi yerleri gezenler için bütçenin en büyük bölümünü giriş ücretleri oluşturuyor.

Buna rağmen 9 günlük Endülüs tatilimizin tamamında uçak hariç, konaklama, araba kiralama yeme içme benzin dahil kişi başı 505 Euro harcadık. Bu rakam planladığımızın 100 Euro kadar altındaydı.

OTOPARK

Yol kenarlarında aksine bir tabela ya da çizgi yoksa ücretsiz park yapabiliyorsunuz. Mavi çizgiler ücretli hatta süreli. Parkmetrelere ödeme yapılıyor. Granada’da yol kenarlarında park yeri bulmak pek mümkün değil. Ancak şehrin hemen her yerinde kapalı otopark bulunuyor. Bunların fiyatları 24 saat için 25 ile 30 Euro arası değişiyor.

DİL

İspanyolca konuşulan şehirde turistik merkezde değilseniz ingilizce bilenler çok değil. Özellikle arabayla yolculuk yaparken yol üzerindeki dinlenme tesislerinde ingilizce bilen çok az. Buna rağmen anlaşmak hiç problem değil son derece sıcakkanlı insanlar. İlgileniyorlar, istediğinizi anlamaya ve yardımcı olmaya çalışıyorlar. Ortak bir dil konuşmasanız da eninde sonunda işinizi halledebiliyorsunuz. Sanırım aynı İtalyanlarla olduğu gibi İspanyollarla da Akdeniz’in ortak dilini konuşabiliyoruz.

GRANADA GEZİLECEK YERLER

ELHAMRA

Arapça kızıl anlamına gelen Elhamra (Al-Hamra), adını duvarlarının güneş vurunca değişen renginden almakta. Günümüzde şehir merkezinin hemen yanında yükselen kalenin yapımına 800’lü yıllarda başlanmış. O zaman için basit bir kale olan yapı 1200’lerde Gırnata Emirliği (Beni Ahmer Sultanlığı olarak da anılıyor) zamanında güçlendirilerek savunma kalesi haline getirilmiş. Zamanla yapılan eklemelerle muhteşem bahçelerin süslediği “Kale Saray” görünümünü kazanmış.



Elhamra, Hristiyanların eline geçtikten sonra kraliyet sarayı olarak ilan edilmiş ve 1800’lere kadar bakımı yapıldıysa da bu tarihten sonra kaderine terk edilmiş Ancak en büyük zararı Kutsal Roma İmparatoru V. Charles (V. Karl ya da Şarlken), ve Napolyon işgali sırasında görmüş.

Aragon Kralı Ferdinand ve Kastilya Kraliçesi İsabella çiftinin torunu olan Şarlken, Elhamra’nın ortasındaki bir yapıyı yıktırarak kendisine Rönesans tarzı bir saray yaptırmış. Bu sarayla birlikte Elhamra’nın bütünlüğü bozulmuş.

Napolyon ise işgal sırasında Elhamra’yı karargah olarak kullanmış. Bu süreçte sarayda bazı onarım çalışmaları yapmışlarsa da 1812’de geri çekilirken Elhamra’nın kulelerini havaya uçurmayı planlamış neyse ki bunda tam olarak başarılı olamamış.

Bu tarihten sonra dünyanın pek çok yerinden gelen uzmanlar tarafından onarımı yapılan Elhamra 1870’den itibaren Milli Anıtlardan sayılarak ciddi restorasyon çalışmalarıyla günümüzdeki görünümünü kazanmış

Böylesine badireler atlatan saray şu anda öyle titizlikle korunuyor ki gezebilmek için bileti haftalar hatta aylar öncesinden almak gerekiyor.

ELHAMRA BİLETİ NASIL ALINIR?

Nasrid Sarayı, Yazlık Saray (Generalife), Charles V Sarayı, muhteşem bahçeler ve Alcazaba’dan (kasaba) oluşan kompleksin giriş ücreti 14 Euro. (General Ticket)



Eğer Nasrid Sarayı’na girmeyip sadece yazlık saray, bahçeler ve Alcazaba’yı gezeyim derseniz ücret 7 Euro. Ancak Elhamra’nın en muhteşem yeri tabi ki Nasrid Sarayı o yüzden bu alternatifi düşünmenizi pek önermem.

Nasrid Sarayı’na gece girmek isterseniz 8 Euro ödemeniz gerekiyor. Gece girişler kışın (15 Ekim - 31 Mart) sadece Cuma ve Cumartesi: 20.00 - 21.30 saatleri arasında yazın (1 Nisan - 14 Ekim) pazar ve pazartesi hariç her gün 22.00 - 23.30 arasında yapılabiliyor.

Eğer Nasrid sarayına da giren genel bileti almak istiyorsanız yukarıda söylediğim gibi bileti çok önceden almalısınız. Çünkü Nasrid Sarayı’na sabah 08:30’dan akşam 19:00’a (kışın 18:00) kadar her yarım saatte bir sınırlı sayıda kişi alınıyor. Bu konuda çok hassaslar. Bileti aldığınızda üzerinde yazan saat Nasrid Sarayı’na gireceğiniz saat oluyor. Saraya önce ya da sonra girmeniz mümkün değil ama diğer bölümlere gün içinde istediğiniz saatte girebilirsiniz.

Bilet https://tickets.alhambra-patronato.es/en/tickets-alhambra-general adresinden alınıyor. Ama öyle siteye gireyim ödeyeyim çıkayım işi değil. Doldurulması gereken bölümler var. Kredi kartı kimin adınaysa hem onun adını, adresini, pasaport numarasını, hem de bilet kimin için alınıyorsa onun kişisel bilgilerini ve pasaport numarasını girmelisiniz. Ben en çok bu bölümde bunaldım. Çünkü kalan son altı bileti alıyordum ve sistem bir türlü bilgileri onaylamıyordu. Sıradan bir Türkçe karakter kullanma sorunu yüzünden az kalsın Nasrid Sarayı’na giremeyecektik. Neyse ki kimse almadan son biletleri almayı başardım.



Bilet internetten alındığında 0,85 Euro işlem ücreti kesiliyor toplam 14,85 Euro ödeniyor.

12 yaşından küçük çocuklar için ücretsiz olmasına rağmen, bilet alırken çocuğun bilgilerini de girmeli ve onun için de bilet çıktısını almalısınız. Yaşı kaç olursa olsun hiç kimse bilet çıktısı olmadan saraya giremiyor. Burada dikkat etmeniz gereken konu bilet çıktısı üzerindeki barkodun okunaklı olması ve Elhamra’da kaldığınız süre boyunca biletinizin ve pasaportunuzun yanınızda bulunması. Bize sorulmadı ama bilet kontrolü sırasında pasaport kontrolü isteyebiliyorlar. Hatta gezerken bile pasaportunuzla biletinizi karşılaştırabiliyorlarmış.

Alcazar ve Yazlık Saray’a girerken de elinizdeki kağıtları okutmanız gerekiyor eğer kağıdı kaybederseniz buralara giremiyorsunuz.

65 yaş üstü indirim maalesef sadece AB ve Latin Amerika vatandaşları için geçerli.

Aralık ayının ortasında bilet almak için siteye girdiğimde, istediğim tarihte (20 Ocak) 20 alternatiften sadece 08:30 girişi için yer olduğunu görmüş ve şok olmuştuk. Ocak ayında böyle bir yoğunluk olabileceğini hiç düşünmemiştik. Özellikle nisan, mayıs aylarında gidecekseniz en az üç ay önceden biletinizi almalısınız. Biletler en fazla dört ay sonrası için satışa çıkıyor. Gidiş tarihi belli ise en mantıklısı satışa çıkar çıkmaz almak çünkü resimde görebileeğiniz gibi Şubat ayında Nisanın sadece 3 günü için bilet alınabiliyor.



Bileti alırken saat 8:30’da saraya girecek olmaktan hiç memnun değildim ama gidip geldikten sonra en güzel saatin 08:30 olduğunu anladık. Çünkü saraya ilk giriyorsun, henüz kalabalıklaşmamış, görevliler salonları boşaltmaya çalışmıyor. Ağız tadıyla sarayı gezebildiğin gibi ilk olarak Nasrid Sarayı’nı bitirdiğin için geç kalma kaygın olmuyor ve diğer bölümlerde de acele etmeden etrafın keyfini çıkarabiliyorsun.

Eğer 08:30’da Nasrid Sarayı’na girecekseniz, ana kapıdan değil de girişin sol tarafından sur duvarları boyunca aşağı doğru yürüyerek Nasrid Kapısı’ndan komplekse giriş yapabilirsiniz. Ana kapıdan giriş yapmayı beklerseniz kapılar 08:30’da açılıyor. Ve saraya kadar 15-20 dakika yürümeniz gerekiyor. Nasrid Kapısı’ndan girerseniz dışardan yürüdüğünüz için 08:30’da Nasrid Sarayı’nın kapısında olabilirsiniz.



Nasrid Sarayı’nda tripod ve selfi çubuğu kullanmak yasak ama flaşsız fotoğraf çekmek serbest. Aslında sabah ilk girmenin avantajlarından biri de bu çok kalabalıklaşmadığı için kısa tutmak kaydıyla selfi çubuğuna da izin veriyorlar.

Güvenlikle ilgili son bir not, eğer sırt çantanız varsa önden ya da tek kol takmanızı istiyorlar. Sırtınıza takmanıza izin vermiyorlar.

ELHAMRA’YA ULAŞIM

Şehir merkezine 10-15 dakikalık mesafede olmasına rağmen yürüyerek gitmenizi önermem yokuşlar çok dik. Ama dönüşü yürüyerek yapabilirsiniz.

Kendi arabanızla giderseniz ana girişin yakınında büyük bir açık otopark var. Biz 5 saat için 9 Euro ödedik.

Eğer otobüsle gitmek isterseniz C30 nolu otobüs ana girişe kadar getiriyor. Belki başka hatlar da vardır ama biz sadece C30’u gördük. Hatta sabah erkenden bu otobüsü takip ederek Elhamra'ya gittik.



SARAYIN BÖLÜMLERİ

Saray iç içe geçmiş odalar, salonlar, avlulardan, büyüklü küçüklü havuzlar ve çeşmelerden oluşmakta. Gezerken hangi odada, hangi bölümdeyiz tam anlayamadık. Zaten gözümüzü muhteşem işlemelerden alıp da nerede olduğumuzu düşünmeye pek fırsatımız da olmadı. Yine de sarayın çok bilinen bölümleri sayesinde tamamen dağılmadan saraydan çıkabildim. Çünkü bir süre sonra şurayı da gördük mü burayı da gördük mü diyerek aynı odalara tekrar tekrar girmeye başlamıştım. iki saate yakın Nasrid Sarayı’nda kaldık ama ben hala görmediğimiz bir yer kaldı mı acaba düşünüyorum. (Daha öncede söylediğim gibi bu tamamen ilk grup olarak girmenin avantajı yoksa yarım saatte sarayı gezip çıkmanı istiyorlar.)

MEXUAR YA DA MEŞVERET SALONU

Biletinizi okutup saraya girdiğinizde ilk göreceğiniz yer olan bu salon, devlet erkanının bir araya geldiği bölüm. Duvarları dönemin şairlerinden aynı zamanda sarayın vezirlerinden İbn el-Hatip’in şiirleriyle süslenmiş.



İşlemelerine hayran kalacağınız bu salon, sade, duvarlarında seramik süslemeler görülen küçük bir avluya açılmakta. Bu avludan da altın odaya geçilmekte. Tavanının muhteşem işlemeleri sarı renkte olduğu için bu isimle anılan oda, Emirle görüşmeye gelenlerin beklediği odaymış. Tabi ki ağzımız açık seyrettik.



MERSİNLİ AVLU

Comares Sarayı’nın avlusu olan Mersinli avlu ortasındaki 34 x 7 metre boyutundaki havuzdan dolayı Elhamra’nın aynası olarak anılıyormuş. Gerçekten de yansıma muhteşem.



Meşhur Elçiler salonu bu sarayda yer alıyor. Kare olan bu odanın tavanı 20 metre civarında. Duvarlar ve tavan muhteşem işlemelerle süslü.



Sarayın hemen hemen tüm duvarlarında olduğu gibi burada da göz hizasının üstünde kalan bölümlerine “Allahtan başka galip yoktur” yazısı işlenmiş. Buranın tavanı ayrı güzel, işlemeleri ayrı güzel insan bir türlü çıkamıyor.





ASLANLI AVLU

124 sütunlu, revakları dantel gibi işlenmiş avlu, ismini ağızlarından su akan 12 adet aslanlı çeşmeden almakta. Çeşmeden taşan su kanallarla salonlara verilmiş. Avluyu dörde bölen bu kanallar cennetin dört nehrini sembolize ediyormuş bu yüzdende buraya cennetin giriş kapısı demişler. Bu avlunun etrafında, Kız Kardeşler Salonu, Krallar Salonu ve Abencerrajes (Divan Salonu) yer almakta.





KRALLAR SALONU

Tavanında ki resimle sarayın diğer bölümlerinden farklı olan salon Elhamranın kendi sitesinden öğrendiğim kadarıyla resepsiyonlar, kutlamalar ve eğlenceler için kullanılıyormuş. Resimlerde Nasrid Sultanlarının resmedildiği görüşü olduğu gibi, İslamiyet’te resmin yasak olmasından yola çıkarak resimlerin, Saray Hristiyanların eline geçtikten sonra yapıldığını düşünenler de var.





KIZ KARDEŞLER SALONU

Adını, damarları iki genç kız figürüne benzetilmiş büyük bir mermer bloktan alan bu bölümde, sultanın özel daireleri yer almakta. O iki genç kız figürünü göremediysek de, buranın işlemeleri, bakımlı avlusu ve buradan geçtiğimiz hamamlar muhteşemdi.





EL PARTAL BAHÇELERİ

Haremin kullanımında olan bu taraçalı bahçeye yine büyük bir havuzun olduğu avlu ile giriliyor.



CHARLES V SARAYI

İspanya’nın Rönesans dönemi mimarisinin en güzel örneği sayılan bu saray ne yazık ki Elhamra’ya yapılmış en büyük ihanet. V. Carlos’un (Şarlken) Elhambra’nın merkezinde yer alan divana benzer bir salonu yıktırıp bu sarayı yaptırmış. Üstüne üstük hiç burada oturamamış. Günümüzde, zemin katında Elhamra müzesi, üst katında ise güzel sanatlar müzesi yer alıyor.



SANTA MARİA KİLİSESİ

Elhamra Sarayı’nın eski Büyük Camisi'nin yerine inşa edilmiştir.



SAN FRANSİSKO MANASTIRI (PARADOR OTEL)

Elhamra’daki saraylardan biri olup, Kraliçe İsabel tarafından manastıra çevrilmiş. Günümüzde otel olarak hizmet veren manastır ziyarete açık. Bu yapı 18.yy’da yıkılıp yeniden yapılmış.

CENNET’ÜL ARİF BAHÇELERİ (GENERALİFE)

1302-1309 yılları arasında Sultan III. Muhammed zamanında yapılan bahçelere, saray Hristiyanların eline geçtikten sonra pek çok ekleme yapılmış. Hatta bahçeleri gezmeye başladığınızda göreceğiniz tiyatro 1950’lerde yapılmış. Günümüzde bu alanda “Granada Dans ve Müzik Festivali” yapılıyormuş.

Tiyatronun devamında yer alan aşağı bahçeler de Fransız üslubuyla 1900’lerde eklenmiş. Elhamra Sarayı ile yazlık saray arasındaki boş alanı kapatmak için yapmışlar. Bence çok güzel olmuş.



Müslümanlardan kalan bahçelere Cennet’ül Arif Bahçeleri deniyor. Bu bahçelerde üç avlu bulunmakta.

Acequia (Su kanalı) Avlusu; Bahçelerde ilk karşınıza çıkan bu uzun, fıskiyeli havuzun her iki yanında çeşitli ağaçlar ve havuzların her iki ucunda fıskiyeli küçük su çanakları bulunmakta.



Servili Avlu; çevresinde dört adet servi ağacı bulunduğu için bu isimle anılmakta.



Su Merdivenleri Avlusu;Mühendislerin kanallarla gelen suyu yavaşlatmak için buldukları çözümün estetikle birleşmiş bir hali olan avluda su, küçük havuzlar ve kanallar ile basamaklar şeklinde aşağıya doğru akmakta. Avlunun, mozaik taş döşemeleri çok güzel.





ALKAZABA

Kompleksin en eski bölümü olan Alkazaba’da görülecek pek bir şey yok. Ama Kulelere çıktığınızda harika bir Granada manzarası sizi karşılıyor.



Alcazaba'nın en eski kulesi "Torre de la Vela" (gözetleme kulesi). 2 Ocak 1492’de yani Granada Hristiyanlara teslim edildiği gün bir din adamı, 26 metre yüksekliğindeki bu kuleye gümüş bir haç dikmiş böylece şehirde Müslüman hâkimiyetinin sona erdiğini herkese ilan etmiş. Günümüzde bu haç yerine çan bulunuyor.



LAS GRANADAS / NAR KAPISI

1536’da V. Carlos’un emriyle inşa edilen, üzerinde olgunluktan patlamış nar figürü olan kapıyı görmeyi planlamıştık ama mümkün olmadı. Arabamız yukarıda olduğu için bu kapıdan çıkış yapamadık. Şehre indikten sonrada tekrar aşağıdan kapıya kadar yürümeyi gözümüz yemedi.

PİLAR de CARLOS V

Nar kapısına giderken görmeyi planladığımız ama göremediğimiz çeşme 16.YY’da Pedro Machuca tarafından duvar çeşmesi olarak yapılmış.

GRANADA KATEDRALİ

Granada’nın Hristiyanların eline geçmesinin ardından şehirdeki ana caminin yerine yapılan katedral Gotik, Rönesans hatta Barok unsurları bir arada bulunduruyor. İnşasına 1523’de başlanmış ve 180 yıl sürmüş bu süreç içerisinde de her akımdan yeni bir özellik kazanmış. Aslında 180 yılın sonunda da tam olarak da bitirilememiş. iki kuleli olarak Planlanan kilise maalesef tek kuleli olarak kalmış.



Bu katedralin önemi Gotik temeller üzerine Rönesans tarzı bir katedral oturtmakta yatıyormuş. Mimari ayrıntıları hiç bilmem ama yazılanlardan anladığım Gotik temeller Rönesans tarzı binaları taşıyamazmış.



Giriş ücreti 5 Euro olan katedralin, içi düşündüğümüzden daha sade. Biz İtalya’nın resimler ve heykellerle süslü şaşalı katedrallerine alışık olduğumuzdan içeri girince hayal kırıklığına uğradık. Ama tabi buraya kadar gelip girmemek olmaz, ne de olsa mimari bir başarıymış.



KRALİYET ŞAPELİ (ROYAL ŞAPEL)

Katedralin hemen yanında yer alan Aragon Kralı Ferdinand ve Kastilya Kraliçesi İsabella ve çocuklarının mezarları yer alan şapelin asıl girişi katedralin içinden olmasına rağmen günümüzde dışarıdan ayrı bir girişten girilebilmekte. 1500’lerin başında yapılan şapeldeki gösterişli lahitleri görmek isterseniz giriş ücreti 4 Euro.

YUSUFİYE MEDRESESİ (MADRAZA DE GRANADA)

1349 yılında 1. Yusuf tarafından devlet memuru yetiştirmek amacıyla kurulmuş olan medrese, Fetihin ardından belediye olarak kullanılmış. Şu anda Granada Üniversitesi'nin bir parçası. Giriş ücreti 2 Euro olmasına rağmen girişteki dua odası ve mihrabı ücret ödemeden görülebilmekte. 2. Katın tavan resimlerini görmek isterseniz o zaman 2 Euro’yu vermeniz gerekiyor.



ALCAİCERÍA PAZARI

1500’lerde Arap ipek tüccarlarının mallarını satmaları için yapılmış olan Pazar, 19. Yüzyılda bir yangınla tahrip olmuş. Günümüzdeki pazar orijinal pazarın küçük bir kopyası olmasına rağmen, rengarenk ipekler, vitray ve ahşap eşyalarla renkli, canlı ve cıvıl cıvıl.



BİB RAMBLA MEYDANI

Müslümanlar zamanında da, Granada Hristiyanların eline geçtikten sonra da halk arasında popüler bir meydan olmuş. Meydanın tarihinde iki acı olay var. Birincisi Müslümanlar şehri terk ettikten sonra binlerce Arapça kitap burada yakılmış. İkincisi ise “granadamap.com” sitesinden öğrendiğim bilgiye göre 1606’da boğa güreşi sırasında boğalar 36 kişiyi öldürmüş.

Günümüzde çiçek meydanı da denilen meydanın ortasında Neptün Heykeliyle süslü bir havuz ve etrafta rengarenk çiçekçiler bulunuyor.



CARMEN MEYDANI VE BELEDİYE

Üzerinde bronzdan at heykeli bulunan klasik tarzdaki belediye binasına ev sahipliği yapan Carmen Meydanının zeminine şehrin amblemi işlenmiş.





ESKİ KERVANSARAY (CORRAL DEL CARBON)

Alcaicería Pazarı’nın karşısında yer alan eski kervansaray Müslümanlar zamanında İpek tüccarlarının kervansarayı iken daha sonrasındaki dönemlerde ise kömür tüccarları için han ve kömür deposu olarak kullanılmış. Gösterişli kapısıyla hemen dikkati çeken kervansarayın içinde görülecek çok bir şey yok.





REALEJO (YAHUDİ MAHELLESİ)

Eski kervansarayın arkasında kalan bölge Müslümanların gelmesinden yüzyıllar önce bile Yahudi Mahallesi olarak bilinmekte. Müslümanların gelmesiyle düzenlerinde bir değişiklik olmayan Yahudiler bu mahallede yaşamaya devam etmişler. Ancak Granada’nın Hristiyanların eline geçmesiyle Yahudiler de Granada’yı terk etmek zorunda kalmışlar ve mahallenin adı da REALEJO olarak değiştirilmiş.



CASA DE LOS TİROS MÜZESİ

16.yy'da, Realejo'da saray olarak inşa edilmiş, günümüzde ise müze olarak kullanılmaktadır. 17.yy'dan kalma yağlı boya tablolar, çizimler, fotoğraf koleksiyonu, eski mobilya takımları, gazete arşivi vb. bulunmakta. Biz gezmedik ama en ilgi çekici odasının tavanında Granada'nın fethine katılanların resimlerinin bulunduğu La Cuarta Dorada (Altın Oda) olduğu söyleniyor.

KATOLİK ISABEL MEYDANI

Gran Via de Colon Bulvarı ile Caddesinin kesiştiği noktada yer alan meydanın ortasında Kristof Kolomb'un Kraliçe Isabel'e harita ve planlarını sunarken tasvir edildiği bir heykel bulunuyor. Roma’da yaptırılarak buraya getirilen heykel 1892 yılında bu meydana yerleştirilmiş.



Bu meydanın çevresindeki binalar da çok gösterişli ve güzel. Küçük bir meydan olmasına rağmen burayı sevdim.



PLAZA NUEVA

Şehirde daha fazla alan yaratmak için Darro Nehri'nin üstünün kapatılmasıyla oluşturulmuş bu dikdörtgen meydan için Granada’nın kalbi diyebiliriz. Meydanın yapımı da ilginç, nehir doldurulmamış nehrin üzerine yer seviyesinde bir köprü yapılmış diyebiliriz. Nehir hala meydanın altından akmakta. Ortasında bir çeşme bulunan meydandaki en önemli bina 16. Yüzyılda yapılmış olan Adliye Binası.



SAN GİL VE SANTA ANA KİLİSESİ

Plaza Nueva’nın batısında yer alan kilise eski Almanzora camisinin yerine 1537 yılında inşa edilmiş.



Kilisenin önünden devam eden Carrera del Dorra Caddesi Granada’nın en hareketli, en keyifli caddesi. Daracık bir cadde boyunca müzik grupları, Flamenko dansı yapan çingeneler, bunların etrafında turistler ve yol kenarlarında bira içip tapas yiyen Granadalı gençlerle cıvıl cıvıl. Bir de bu cadde trafiğe kapalı değil. Küçük arabalar neyse de otobüsler bile çalışıyor. Allahtan tek yön ve otobüsleri bizimki gibi büyük değil midibüs tarzında.





SAN PEDRO VE SAN PABLO KİLİSESİ

Carrera del Dorro caddesi üzerinde göreceğiniz bu kilise 16.yüzyılda Rönesans tarzında inşa edilmiş. Ayin zamanına denk gelemediğimiz için içini gezmedik. Bu tip küçük kiliseler sadece ayin zamanları açık.



Kilisenin karşısında göreceğiniz bina ise arkeoloji ve Etnografya Müzesi. İçeri girmedik ama kapısı oldukça güzeldi.



PASEO DE LOS TRİSTES (HÜZÜNLER YOLU)

Ortasında 17. Yüzyılda yapılmış bir çeşme bulunan meydanın adı Müslümanların yaşadığı yıllarda cenazelerin geçtiği yol olmasından geliyormuş. Daha sonraki dönemlerde “Paseo del Padre Manjón” yani Peder Manjon’un yolu dendiyse de halk arasında hala Hüzünler Yolu olarak geçmekte.





ABAZİN MAHALLESİ

Darro nehrinin kuzeyinde Elhamra Sarayının karşısında yer alan, Müslümanların Granada’dan ayrılmadan önce yaşadıkları bu mahalle 11. Yüzyılda kurulmaya başlanmış.



Daracık sokakları, minik avlulu beyaz evleri, küçük meydanlarıyla tamamen kendine özgü. Hristiyanların şehre egemen olmasıyla camiler yıkılmışsa da bu bölgedeki Müslümanların yaptığı hamamlar görülebilmekte. Hristiyan halkın bölgeye gelişiyle camilerin yerini yine beyaz cepheli kiliseler ve manastırlar almış.



Evlerin ya da kiliselerin avlularında çok güzel taş mozaiklerle görebileceğiniz Abazin mahallesinde en çok kullanılmış figür NAR. Aslında bütün granada da nar figürü sürekli karşınız çıkıyor.





ZAHRA EVİ

14. yüzyılda yapılmış soylu Müslüman bir aileye ait olduğu düşünülen ev Müslümanların şehirden ayrılmasından sonra şehrin Katolik ileri gelenleri tarafından kullanılmış. 16. Yüzyılda sahibi Don Hernando de Zafra tarafından manastır yapılmak üzere bağışlanmış ve Santa Catalina de Sena (Siena) manastırının bir parçası olmuş. 1946 yılında belediye tarafından satın alınarak restorasyonu gerçekleştirilmiş, günümüzde turizm tanıtım bürosu olarak kullanılmakta.



BASİLİCA DE LAS ANGUSTİAS DE GRANADA

Eski bir kilisenin üzerine, 1600’lerde hastanesiyle birlikte inşa edilmiş olan kilise sadece ayin zamanlarında açık. Hastane ise günümüzde mevcut değil. Barok tarzı kilisenin içinde renkli heykeller bulunuyor. Sanırım bu kilise Granada da gördüğüm en şatafatlı kilise. Katedralden bile daha süslü.



SAN JEREMİNO MANASTIRI

Granada’nın Hristiyanların eline geçmesinden sonra ilk inşa edilen manastır olan San Jeromina Masastırı İspanyol Barok sanatının engüzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.



Manastır 10:00-13:30 ile kışın 15:30 18:30 yazın ise 16:00-19:00 saatleri arasında açık. Giriş ücreti 4 Euro.

SAN JUAN DE DİOS BAZİLİKASI

İçi altın ve gümüşlerle süslü şaşalı kiliseye tavanı ve duvarları tamamen ahşap kaplı bir bölümden geçilerek giriliyor. Ayine denk geldiğimiz için içini çok rahat gezemedik ama kapıdan girer girmez bir zenginlik ve şatafatın insanı çarptığını söyleyebilirim. Kendi adıma yapılarda altının böylesine yoğun kullanımını sevmiyorum, bana pek estetik gelmiyor. Ama girişteki ahşap işçiliğine sözüm yok, gerçekten bayıldım.





MİRADOR DE SAN NİCOLAS

16. yüzyılda inşa edilen San Nicolas Kilisesinin bahçesi Granada’da güneşin batışını ve güneş batarken Elhamra Sarayı’nı izleyebileceğiniz en güzel yer. Biz bu zevki tadamadık çünkü ocak ayında gezmenin böyle riskleri oluyor. Bütün gün hava çok güzeldi ama akşama doğru hava kapanınca biz de tepeye çıkmadık.

SACREMENTO

Granada’nın çingene mahallesi olan semt Flamenko ve mağaralara oyulmuş evleriyle ünlü. Ayrıca buradan görülen Elhamra ve Abazin manzarasının çok güzel olduğu söyleniyor. Yine bu tepelerde yer alan Sacremento Manastırı da vaktiniz varsa mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Granada’da sadece bir gün kaldığımız için Sacremento’ya çıkmaya vaktimiz olmadı. Artık bir daha ki geziye.