Dubrovnik Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ / HIRVATİSTAN / DUBROVNİK

DUBROVNİK GEZİ REHBERİ

Hırvatistan’ın en ünlü şehri olan Dubrovnik, Orta Çağda burada kurulmuş olan Ragusa Cumhuriyetinin merkeziymiş. Deniz ticareti sayesinde ve akıllı politik manevralarla (kimi zaman Osmanlı’ya, kimi zaman Venedik’e vergi ödeyerek) hemen hemen 400 yıl refah içinde yaşamışlar. 1667’de büyük bir depremle ağır kayıplar veren şehir Venedik’in kendisine saldırmasından çekindiği için topraklarını ikiye bölerek arada kalan bölgeyi Osmanlıya bırakmış. Bu şekilde Venedik’in Osmanlı’dan çekinerek kara saldırısı yapamayacağını hesaplamış. Bu bırakılan bölge bugün Neum denilen Bosna Hersek’in Adriyatik kıyısındaki tek toprak parçası. Yani Split'ten Dubrovnik’e Bosna sınırından geçilerek gidilebiliyor. 1800’lerin başında Napolyon’a teslim olan Dubrovnik ardından Avusturya’ya bırakılmış, daha sonra Yugoslavya’nın parçası olan şehir iç savaşın ardından Hırvatistan topraklarında kalmışsa da savaş sırasında Sırp güçleri tarafından yapılan saldırılarda büyük zarar görmüş.



1979’da Dünya Kültür Mirası kabul edilen şehir 2000’lerin başında ciddi restorasyon çalışmaları sayesinde eski haline kavuşabilmiş.

DUBROVNİK’E NASIL GİDİLİR?

Yeşil, Gri ve Kırmızı pasaport sahipleri 90 güne kadar vizeden muafken Bordo pasaport sahiplerinin Dubrovnik’e gidebilmesi için öncelikle vize alması gerekiyor. Eğer Schengen vizeniz varsa hiçbir sorun yok Hırvatistan’a giriş yapabiliyorsunuz. Ancak vizeniz yoksa ve vize almak için Hırvatistan’a başvurursanız sadece Hırvatistan’da geçerli bir vize alabiliyorsunuz. Hırvatistan Avrupa birliğine girmiş olmasına rağmen Schengen vizesi veremiyor. Bu nedenle size tavsiyem vizenizi İtalya, İspanya, Yunanistan, gibi bir ülkeden almanız.

Çok girişli ve uzun süreli Schengen vizesi almak gözünüzü korkutuyorsa Vize almanın tüm inceliklerini anlattığım .:Vize Rehberi:. yazımı mutlaka okumalısınız.


Vize sorununu hallettiyseniz THY ile İstanbul’dan Dubrovni’e yaklaşık 2 saatlik bir uçuşla gidilebilmekte.

Dubrovnik’e seyahat etmenin bir başka yolu da arabayla gitmek. İster kendi arabanızla ister araba kiralayarak olsun arabayla gezmenin tadını bir kere alınca insan bırakamıyor. Yetişme derdin yok, istediğin yerde kalabiliyorsun, turistik şehirlerden uzaklaşıp kırsal bölgelerini gezebiliyorsun, gerçekten çok keyifli. Ayrıca her yolculukta bir hikaye ortaya çıkıyor. Biz arabayla Balkanlar gezimizin 10. gününde Saraybosna’dan Dubrovnik’e gitmek üzere yola çıktığımızda, hangi yoldan gideceğimiz konusunda Mehmet’le epeyce tartıştık. Ben Split’e geri dönelim, Neum bölgesinden geçerek gidelim diye çok ısrar ettim. O ise Saraybosna’dan direk Dubrovnik’e giden yoldan gitmek istedi. Mehmet’i bir türlü o yolu tur otobüslerinin kullandığına ve sınırda çok bekleyeceğimize ikna edemedim. Arabayı o kullandığı için onun dediği oldu. Saraybosna’dan çıktıktan 225 km sonra sınıra geldik. Sonu görünmeyen sırayı görünce hep bahsedilen sınırda beklemenin ne demek olduğunu anladık. Dışarıda hava 36-37 derece klima bile yetmiyor. Ve sıranın sonu yok. Ayrıca önümüzde sayamadığım kadar çok tur otobüsü var. Bir otobüsün geçmesi neredeyse yarım saati buluyor. Berbat geçen 2,5 saatten sonra Hırvatistan’a geçtik. Ama burası gördüğümüz en garip sınırdı. Önce yolumuzu inekler kesti ardından toprak bir yolda bomboş bir arazinin ortasında bir kulübeden hallice bir ortamda pasaportları kontrol ettiler. İlerde bir inşaat alanı vardı belki asıl sınır kapısı orasıdır tadilat falan yapıyorlardır. Umarım öyledir yoksa bizim geçtiğimiz yer bir sınır kapısı olamayacak kadar korkunç bir yerdi.



Sınırdan geçtikten 10 km sonra Dubrovnik’e varılıyor. Yani sınırı geçtikten sonra her şey çok kolay önemli olan sınırı geçebilmekte.

DUBROVNİK’TE NEREDE KALINIR?

Dubrovnik’in her yerinde kalmak mümkün. İster surların içerisinde Old Town bölgesinde, isterseniz de yıldızlı otellerin bulunduğu deniz kıyısında kalabilirsiniz. Old Town’da kalırsanız buraya araba girmediğini hatırlatayım yani eski şehrin meşhur yokuşlarını valizlerle tırmanmak zorunda kalabilirsiniz. Dubrovnik’te oteller diğer Balkan şehirlere göre daha pahalı. Bizim arabamız olduğu için Dubrovnik’e 15 km mesafedeki Cavtat’ta kaldık. Geceliği 35 Euro olan otelimiz gayet iyiydi. Ayrıca otoparkı olması da büyük rahatlıktı.

DUBROVNİK’TE NE YENİR?

Daha önce de söylediğim gibi Balkanlar'da canınız ne istiyorsa yiyebilirsiniz. Hem Balkan yemekleri çok güzel ağız tadımıza uygun ve doyurucu, hem de sanırım İtalya’ya çok yakın olduklarından pizzaları da çok güzel.

DUBROVNİK UCUZ MU?

Hırvatistan’ın hatta Balkanların en pahalı şehri tartışmasız Dubrovnik. Hırvatistan hala para birimi olarak Hırvat Kunası kullanmasına rağmen kendinizi EURO bölgesinde gibi hissediyorsunuz. Yine de bizim gibi Dubrovnik’in dışında kalıp, marketten alışveriş yaparak yada dilim pizza yiyerek biraz daha ekonomik hale getirebilirsiniz.



OTOPARK

Otelimize yerleşip Dubrovnik’e geldiğimizde en büyük problemimizin araba olacağını hemen anladık. Aslında yol kenarında park edip parkmetrelere ödeme yapabiliyorsunuz ama şehir o kadar kalabalık ki yer bulmak çok zor. Biz ancak Dubrovnik’in girişinde tepede bir otopark bulabildik. Arabayı buraya park ettik ama ücret tarifesini görünce dudağımız uçukladı. Biz daha önce Split’e pahalı mı demiştik, çok utandık. Belediyenin otoparklarda da park metrelerde de uyguladığı fiks fiyat saati 40 Kuna (5 Euro) Anlayacağınız 6 saate 120 TL para ödedik.

Otopark tepede olduğu için şehre kadar merdivenlerden indik. Tabi ki giderken sorun yoktu ama 6 saat gezdikten sonra o merdivenleri tırmandık ya gerçekten canımız çıktı.



PARA BİRİMİ

Avrupa birliğinde olmasına rağmen Para birimleri Euro değil Hırvat Kunası . 1 euro 7,5 kuna civarında. (Haziran 2017)

Hırvatistan’a girdiğinizi ilk olarak fiyatlardaki artışla anlıyorsunuz. Sırbistan’da 0,35 Euro olan su Hırvatistan’da bir anda 0,85 Euro oluyor.

DİL

Hırvatça konuşulan ülkede halkın büyük çoğunluğu İngilizce biliyor. Ayrıca İtalyanca bilenlerin sayısı da epeyce var. Hırvatçanın iyi yanı Latin alfabesiyle yazılıyor.

Cok seveceğiniz Hırvatistan’ın diğer şehirleri için .:Hırvatistan Gezi Rehberi:. yazımı okuyabilirsiniz.


GEZİLECEK YERLER

ESKİ ŞEHİR SURLARI VE MİNCETA KULESİ

Old town bölgesini çevreleyen yaklaşık 2 km uzunluğundaki beyaz surlar yüzyıllar boyunca şehri karadan ve denizden gelen saldırılardan korumayı başarmış. Ortaçağdan kalan en sağlam surlardan birisi olan şehir surlarının üzerinde gezilebilmekte.



Surların en önemli yapısı Minceta kulesi 1300lerde yapılmış olan kule İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından alınmasıyla güçlendirilmiş ve surların en yüksek yapısı haline gelmiş. Günümüzde de Dubrovnik’in simgelerinden birisi.



PİLE KAPISI

Eski şehrin ana kapısı olan Pile kapısı iç ve dış şehir kapılarından oluşmakta. 15. yüzyılda güçlendirme çalışmaları yapılırken Rönesans tarzı hendekler ve dış şehir kapısı inşa edilmiş. iki kapı arasındaki hendek üzerinde yer alan asma bir köprü her gece kaldırılırmış. Günümüzde bu köprü yerine sabit beton bir köprü yer almakta.





BÜYÜK ONOFRİO ÇEŞMESİ

Üzerindeki 16 musluktan su akan kubbeli çeşme yapısı ilk 1438’de ilk yapıldığında iki katlıymış ancak depremler ve savaşlar sonucunca şimdiki görünümünü kazanmışsa da halen her musluğun üzerindeki rölyefleri ve içilebilmesiyle turistlerin gözdesi olmayı sürdürmekte.





AZİZ SAVİOVUR KİLİSESİ

Pile kapısı ile Fransistan Manastırı arasındaki küçük kilise 1500lerdeki bir depremden sonra şehir büyük bir yıkımdan kurtulduğu için tanrıya şükran amaçlı yapılmış. Hem gotik hem de Rönesans unsurların kullanıldığı kilise 1667’de şehri yerle bir eden depremde de yıkılmamış.



STRADUN CADDESİ

Eski şehrin ana caddesi olarak bilinen, beyaz kireçtaşı döşeli olan cadde, Büyük Onofrio Çeşmesi’nden Küçük Onofrio Çeşmesine kadar uzanıyor. Trafiğe kapalı olan cadde, her iki tarafındaki cafeler ve mağazalarla her zaman cıvıl cıvıl. Aslında bu durum kalabalık şehrin ruhunu anlamayı zorlaştırıyor.



Biz caddeye açılan sokaklarda daha çok keyif aldık.



LUZA MEYDANI

Dubrovnik’in en güzel ve popüler meydanı olan Luza Meydanı hemen hemen Dubrovnik’te görülmesi gereken yerlerinde merkezinde bulunuyor. Bu nedenle de her zaman kalabalık.



SPONZA SARAYI

16.yüzyılın başlarında yapılan bina, gümrük ofisi ve depo olarak planlanmış. Geç Gotik ve Rönesans tarzı mimarinin en güzel örneklerinden biri kabul edilen bina 1667 deki depremde de ayakta kalmayı başarmış. Şu anda da Avrupa’nın en iyi arşivlerinden biri sayılan Dubrovnik Devlet Arşivlerine ev sahipliği yapmakta.





ÇAN KULESİ

15.Yüzyılda tehlikeleri haber vermek için inşa edilen 31 metre yüksekliğindeki çan kulesi bronz çanları nedeniyle çökme tehlikesi geçirmiş ve 1900’lerde güçlendirilmiş. Ayrıca üzerinde ki saatin kuleden daha eski olduğunu söylüyorlar. Ne kadar doğru bilemeyeceğim.



ORLANDO SÜTUNU

St Blaise's Kilisesi'nin hemen önündeki Luza Meydanı'nda bulunan anıt 15.yüzyılda inşa edilmiş. Efsaneye göre sütunun üzerindeki Şövalye Orlando’nun Orta Çağda Dubrovnik’e saldıran işgalcileri yenerek Dubrovnik’in ticaret merkezi olmasını sağladığına inanıyorlar.

AZİZ BLAİSE KİLİSESİ

Dubrovnik’i Venediklilerin ani bir saldırısından kurtardığına inanılan Aziz Blaise için yapılmış olan ilk kilise 14. yüzyılda yapılmış, ancak 1600’lerdeki büyük depremde büyük hasar görmüş ve 1706-1714 yılları arasında Barok tarzda yeniden inşa edilmiş.



Kapı üstündeki melek figürlerini çok beğendiğimiz kilisenin, en güzel yanı merdivenlerine oturup Luza Meydanı’nın tadını çıkarmak.



DOMİNİCAN MANASTIRI

Şehrin doğusunda Ploce Kapısının yakınında yer alan manastırın inşası 14. yüzyılda tamamlanmış ve stratejik konumu nedeniyle güvenlik için şehrin etrafı surlarla çevrilirken, surların içinde kalarak şehrin bir parçası olmuş. Halen Manastırın müzesinde Dubrovnik'in tarihine ait resim, el yapımı eşya, mücevher ve diğer eşyaları sergilemektedir.

KÜÇÜK ONOFRİO ÇEŞMESİ

Luza Meydanında ki çeşme 15. yüzyılda burada kurulan pazara su sağlamak amacıyla yapılmış. Çeşme aynı zaman da rektör sarayının su ihtiyacını da karşılamış. Diğerine göre çok küçük olmasına rağmen güzel bir çeşme.

REKTÖR SARAYI

Regusa Cumhuriyetinin idari binası olarak yapılan yapı çeşitli patlamalar ve depremlerle zarar görmüş her seferinde de farklı bir tarzla yenilenmiş. Bu nedenle farklı mimari unsurlar görülebilmekte olan bina günümüzde Tarih Müzesi olarak kullanılmakta.



DUBROVNİK KATEDRALİ

Buradaki ilk katedral 3. Haçlı Seferi dönüşü sırasında Lokrum adası yakınlarında batan gemiden kurtulan İngilizler'in meşhur kralı Aslan Yürekli Richard’ın verdiği paralarla 12. Yüzyılda Romanesk tarzda inşa edilmiş. Ancak 1667 depreminde büyük zarar gören bu katedralin yerine Barok tarzda inşa edilen günümüzde ki katedral 1713 yılında açılmış.



Katedralden çıktıktan sonra Dubrovnik’in dar tünellerinden geçerek en sevdiğimiz meydana geçtik.



GUNDİLACA MEYDANI

1667'deki deprem sırasında buradaki evlerin tamamının yıkılmasıyla boşalan bu bölüm daha sonrasında meydan olarak tasarlanmış. Meydanda Dubrovnikli şair Ivan Gundulić'in heykeli yer alıyor.

Gundulic Meydanından başlayan merdivenler, Aziz Ignatius Kilisesi ve Cizvit okulundan oluşan kompleks tüm Hırvatistan kıyılarındaki en güzel Barok örnek olarak kabul ediliyor.





Game Of Thrones hayranlarının iyi bildiği Kraliçe Cersei’nin çıplak yürüdüğü merdivenler işte bu merdivenler. Filmin pek çok sahnesi Dubrovnik'te çekildiği için şehirde özel olarak Game Of Thrones turları düzenleniyor.





Dubrovnik’in bize göre en güzel bölgesi burası. Roma’nın meşhur İspanyol Merdivenlerine benzeyen ortamını ve merdivenlerin üstüne çıkıp da taraçadan şehri gördüğünüzde bana katılacağınızı düşünüyorum.



AZİZ IGNATİUS KİLİSESİ

Merdivenlerin üstünde yer alan kilise 17. Yüzyılda yapılmış olmasına rağmen 1355’de yapılan Dubrovnik’in en eski çanına sahip. İçi aydınlık ve ferah olan kilisenin gösterişli şapeli hemen göze çarpıyor.





Gezilecek belli başlı yerleri anlattıktan sonra tüm Old Townlarda söylediğim şeyi bir kez daha tekrar edeceğim. Ara sokaklara girin kaybolun. Şehrin yokuşları ve merdivenleri gözünüzü korkutmasın. Şehrin küçük meydanları olduğunu düşündüğünüz yerlerin evlerin avluları olduğunu gördüğünüzde çekinmeyin. İnsanlar sıcakkanlılar, mutlu olmanızı istiyorlar. Bunun tadını çıkarın.





Günlerdir süren diş ağrım burada da kesilmedi. Hatta içtiğim ağrı kesicilerin sonucu olarak mide ağrısı da başladıysa da Dubrovnik’i de hiç sorun çıkarmadan gezdim.

Akşam saatlerinde Dubrovnik’ten Cavtat'a geçerken Yolda durup son kez şehri seyrettik. Denizde ki cruiselar ayrı güzel, geceye hazırlanan şehir ayrı güzeldi.