Belgrad Gezi Rehberi - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ / SIRBİSTAN/ BELGRAD

BELGRAD GEZİ REHBERİ

Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş olan Belgrad, tarih boyunca pek çok savaş ve yıkım görmüş. Şehir, Osmanlı ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu arasında sürekli çekişmelere sahne olmuş ve bu iki imparatorluk arasında pek çok kez el değiştirmiş. 1. Dünya savaşından sonra bağımsız olan Yugoslavya Krallığı’nın daha sonra Sosyalist Yugoslavya’nın ve son olarak da Sırbistan’ın başkenti olmuş. Anlamı “Beyaz Şehir” demek olan Belgrad tüm bu savaşlara ve acılara rağmen isminin hakkını verircesine insanı mutlu eden bir şehir.



Sadece iki şehrini gördüğüm Sırbistan, benim için biraz mağrur, biraz mahçup bir ülke. Sırbistan’ın her bölgesinde farklı hissediyorsunuz. İki nehrin kraliçesi dediğim Belgrad şık ve zarifken, Novi şad şımarık ve yaramaz. Arabayla geziyor olmanın avantajlarından yararlanıp kırsal kesimini de gördüğümüz Sırbistan’ın uçsuz bucaksız tarlaları etkileyici. Sanırım Sırbistan Avrupa tarımında önemli bir yere sahip.

.:Novi Sad Gezi Notları:.

BELGRAD’A NASIL GİDİLİR?

Belgrad’a uçakla gitmek çok kolay. THY ve Pegasus’un her gün İstanbul’dan Belgrad’a uçuşu bulunuyor. Sırbistan vizesiz gidilebilen ülkelerden biri olduğu için, özellikle Pegassus’un kampanyalı biletleri yakalanarak çok uygun fiyata gidilip sadece hafta sonu kalınarak bile çok güzel vakit geçirilebilir.

Biz Türkiye’den kendi arabamızla Balkan turuna çıktığımız için ilk durağımız olan Sofya’dan Belgrad’a geçtik. Sofya Belgrad arası 400 km Sofya’dan çıktıktan 50 km sonra sınıra geliyorsunuz. Biz çok rahat geçtik. Kalabalık değildi. İki tarafta da arabayı falan aramadılar. Zaten sınırlarda güler yüzlü ve mütevazi olmak işleri kolaylaştırıyor. Sordukları tek şey pasaport ve yeşil sigorta. Tabi gümrük memurunun bizimle Türkçe konuşması ayrıca hoşumuza gitti.

Sırbistan’a geçer geçmez para bozdurmanızı öneririm. Özellikle benzin alırken Dolar ya da Euro ile ödemek isterseniz kuru çok düşük hesaplıyorlar bu nedenle Dinar olarak ödemekte fayda var.

Yol Niş’e kadar otoban değil. Yüksek dağları tünellerle geçmişler. Manzara hiç sıkıcı değil.



Yol boyunca Türkçe tabelalar var. Bu yollarda çok fazla Türk kamyonları olduğu için sanırım dinlenme tesislerinde yazılar Türkçe yazılmış. Nişten sonra otoban başlıyor. Otoban için özel bir kart alınmıyor. Otobanı kullanıyor çıkışta ücretini ödüyorsunuz. Otoyol ücreti Niş Belgrad arası 730 Dinar. Belgrad’dan Hırvatistan sınırına kadar da 340 Dinar. Bizim geçtiğimiz dönemde otobanda çalışma vardı. Şeritler birleştirilmişti. Pek otoban gibi gitmedik.

BELGRAD’DA NEREDE KALINIR?

Gezilecek yerlerin hemen hemen hepsi şehir merkezinde olduğu için merkezde kalmakta fayda var. Şehirde otel seçeneği çok. Booking üzerinden rahatlıkla yer ayırtılıp kalınabilir. Ama biz arabamız olmasının avantajını kullanarak şehrin dışında ormanların arasında Rooms Green Set’te 4 kişi gecelik 24 Euroya kaldık. Otelden çok memnun kaldım. Otelin içerisinde birkaç tane tenis kortu var sanırım aynı zaman da tenis kulübü gibi de çalışıyor. Çünkü biz otele geldiğimizde çocuklar burada tenis dersi alıyordu.

BELGRAD’DA NE YENİR?

Türklere karşı hep sıcak davrandıklarını gördüğüm Sırbistan’da yeme içme konusunda hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Köfte, kebap, dolma, sulu yemekler, sebze yemekleri her yerde bulunabiliyor ve lezzetliler. Cevabcici, Sırplara özgü bir çeşit köfte, İnegöl köfteye benziyor. Pidelerin arasında yanında domates, soğan ve bizden farklı olarak bir çeşit tuzlu kaymakla servis ediliyor, denemenizi öneririm. Börek tüm Balkanlarda yaygın, Sırbistan’da da gün içinde her yerde börek bulmak mümkün. Ancak böreğin güzeli Saray Bosna’da. Bunların dışında pizza, hamburger gibi yemekleri arıyorsanız onları da rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Sırbistan’da yemeklerin porsiyonları çok büyük. Siparişinizi bunu düşünerek verin, ben gelen hiçbir yemeği bitiremedim.



Belgrad’da akşam yemeğinizi Skadarlija bölgesinde yemenizi öneririm. Burası Belgrad’ın bohem bölgesi. Ortamı çok güzel Kumkapı’ya benziyor. Sanırım Türk turistlerin sık ziyaret ettiği bir bölge, pek çok restoranda Türkçe menü bulunuyor. Planımızda burada yemek yemek olmamasına rağmen ortamın çiçek bahçesi gibi oluşu, insanların sıcaklığı ve fiyatların uygunluğu karşısında akşamımızı burada geçirdik. Hepimiz farklı kebaplardan yiyerek bütün kebapların tadına bakmış olduk. Tüm yemekler çok güzeldi. Hesap Türkiye’de öyle bir yerde ödeyeceğimiz hesabın yarısından bile az geldi.

PARA BİRİMİ

Sırbistan’ın para birimi Sırp Dinarı. 1 Euro 118 Dinar civarında (Haziran 2017). Sırbistan’a geçer geçmez para bozdurmakta fayda var, eğer Dolar ya da Euroyla alışveriş yaparsanız kuru düşük hesaplıyorlar.

DİL

Kril alfabesini kullanmalarına rağmen resmi yerler dışında hiçbir yerde bu alfabeyi görmedik. Şehir tamamen Latin alfabesi kullanıyor gibi. İngilizceyi de pek çok kişi biliyor. Sırbistan alfabeyle ya da dille ilgili hiçbir sorun yaşamayacağınız bir ülke.

BELGRAD GEZİLECEK YERLER

Belgrad’a girer girmez ilk fark ettiğim yemyeşil bir şehir olduğuydu. Çok büyük parkların yanı sıra kaldırımlarında da büyük ağaçlar var.

MAREŞAL TİTO ANIT MEZARI VE YUGOSLAVYA TARİHİ MÜZESİ

Geçmişte Yugoslavya’nın günümüzde ise Sırbistan’ın başkenti olan Belgrad, bu tura başlarken beni en çok heyecanlandıran şehirlerden biriydi. Ne de olsa çocukluğumda kalmış bir ülkenin başkentiydi. Bu nedenle Tito’nun anıt mezarına gitmek bizim için olmazsa olmazdı. Ama keşke her şey istediğimiz gibi olsa! Bir heves kapısına gelip hayal kırıklığıyla geri döndük. Pazartesi günleri kapalıymış. Balkan turumuzda sadece iki yere giremediğimize çok üzüldüm; birisi burası diğeri de Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ev.

Yugoslavya Başkanı Mareşal Josip Broz Tito Anıt Mezarı, Yugoslavya Tarihi Müzesi ve Çiçek Bahçesi için toplam bilet ücreti 200 Sırp Dinarı. Sadece Tito Anıt Mezarı ücretsiz. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla bahçe büyük ve bakımlıydı. Burası oldukça iyi bir semt, otopark sorunu da yok, ara sokaklara park edebiliyorsunuz.

Tekrar arabamıza dönüp şehir merkezindeki Aziz Sava Katedraline giderken Belgrad’da ciddi bir trafik sorunu olduğunu fark ettik. Bir de merkezdeki en büyük kavşakta çalışma vardı ki milim milim ilerlenebiliyordu. İşte bu sırada harika bir şey fark ettik, free internet var. Daha sonra pek çok meydanda ve parkta free internet olduğunu gördük ama bu caddede bulduğumuz internet bizi şaşırttı. Meydan değil, park değil, bildiğiniz cadde. Bu duruma Mehmet’in yorumu; “Bu saçma sapan trafikte insanlar birbirini öldürmesin, oyalansınlar diye internet bedavadır” şeklindeydi. Ne kadar haklıydı bilemiyorum. Ama başka hiçbir caddede internet görmedik.

AZİZ SAVA KATEDRALİ

Ortodoks kilisesi olan Aziz Sava Katedrali Sırp Ortodoks Kilisesi kurucusu (Aziz) Savanın gömüldüğü düşünülen yere yapılmış. Bir piskoposa ait olmamasına rağmen katedral olarak anılmakta.

Konumu sayesinde pek çok yerden görülebilen kilisenin yapımına 1935 yılında başlanmış. Oldukça büyük olmasına rağmen süslemeleri ya da içi öyle etkileyici değil. Bahçesinde daha küçük başka bir kilise var.



Önündeki heykel Osmanlılara karşı savaşmış, Sırbistan’ın ulusal kahramanı Corce Petroviç (Karadorde)ait.

Aziz Sava Katedralinden ayrılıp tekrar aynı trafiğe girince tek istediğimiz merkezi bir yerde arabayı park edip rahat rahat gezmekti. Parlamento çevresinde birkaç tur attıktan sonra otoparkı bulduk. Parlamentonun tam karşısında eski sarayın sağ tarafındaki sokakta kapalı otopark var. Haritalarda pek çok otopark görünüyor ya da sorduğunuzda otoparkları tarif ediyorlar ama sıkıntı şu ki o otoparklar ya dolu ya da şehir sakinleri için. Bizler park edemiyoruz. Ama bahsettiğim bu otopark hem merkezi hem de fiyatı da uygundu. Arabayı park etmenin verdiği rahatlamayla sokaktaki dondurmacıdan dondurmalarımızı alarak eski ve yeni sarayın önündeki Pionirski Parkta hoş heykelleri olan havuzun başında biraz eğlenip gezmeye devam ettik.



ESKİ SARAY (STARİ DVOR)

1881 de inşa edilen saray geçmişte Obrenović Hanedanı'nın ikametgahı ilken, günümüzde Belgrad Şehir Meclisi'ne ev sahipliği yapmakta.

YENİ SARAY

Eski Kraliyet Sarayı’nın yanında, 1911-1922 yılları arasında inşa edilmiş yapı, bugün Sırbistan Cumhurbaşkanı’nın makamı olarak kullanılıyor.

Saraylar çok şatafatlı, göz alıcı falan değil ama şık ve bakımlı.



Pionirski Parktaki çeşmelerden akan sular içiliyor. Rahatlıkla içebilirsiniz.



SIRBİSTAN PARLAMENTOSU

Belgrad’ın merkezindeki Nikola Paşiç Meydanı’nda yer alan eski Yugoslavya Meclisi ve bugünkü Sırbistan Ulusal Parlamentosu neo-barok tarzda inşa edilmiş. İnşasına 1907’de başlansa da Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı nedeniyle tamamlanması uzun yıllar almış.



Yeşil kubbeler bu coğrafyada çok yaygın.

AZİZ MARK KİLİSESİ

Parlemento ile postanenin arasındaki yoldan yürüyerek ulaştığımız kilise tuğla mimarisiyle Belgrad’da en sevdiğimiz kilise oldu. Yüksek sütunlu kilisenin içi çok sade. Bu kilisede İmparator Duşan’ın mezarı da var. Kilisenin hemen yanında Tasmajdan Parkı geniş bir alana yayılıyor. Öğlen saatlerini geçirmek için düşünülebilir.

Hemen arkasındaki mavi kubbeli kilise Rus kilisesi. Bu kiliseyi Bolşevik devriminden kaçarak buraya gelen Ruslar yaptırmış.



TERAZİJE MEYDANI

Kiliseden ayrılıp Republic Meydanı’na doğru ilerlerken Terazije Meydanı ve Hotel Moskova’yı görüyoruz. Eski Kent'in merkezi olan meydan ismini 1800’lerde Osmanlı’nın şehrin su dağıtımı için yaptığı kuleden alıyor. Daha sonraları meydan tekrar düzenlenmiş. Bugün, sadece bir çeşme var. Eskiden tüm sokak numaraları bu noktadan dışarı yayılırmış.

HOTEL MOSKOVA

Terazije Meydanı’nın en önemli yapısı. 1908'de açıldığında, Balkanlar'da en pahalı ve en güzel otel olarak nam salmış. Otelde yıllar içerisinde Albert Einstein’dan , Robert De Niro’ya , Kirk Douglas’dan, Jack Nicholson’a, Yaser Arafat’tan, Indira Gandhi’ye, Kaddafi’den, Richard Nixon’a kadar pek çok ünlü ve devlet adamı kalmış.

REPUBLİC MEYDANI

Şehir merkezindeki en hareketli meydan burası. Turistlerin en yoğun olduğu meydan olduğu için bu meydana açılan tüm sokaklar hediyelik ve turistik eşya dükkanlarıyla ve yol üstü tezgahlarıyla dolu. Cafeler ve restoranlarla cıvıl cıvıl. Aynı zamanda Belgrad’lı genç yaşlı herkesin buluşma noktası da burası. Buradaki hareket ve canlılık şehrin başka hiçbir yerinde görülmüyor. Sırbistan Ulusal Müzesi ve Sırbistan Ulusal Tiyatrosu da bu meydanda.

SIRBİSTAN ULUSAL MÜZESİ

Balkanlar’ın önemli müzelerinden birisi. Titian, Raphael, Monet, Degas, Van Gogh, Rubens, Kandinsky, Picasso, Gustav Klimt’ın eserlerinin sergilendiği söylenen müze restorasyonda olduğu için gezilemiyordu.



Önünde Osmanlı egemenliğine son veren Prens Mihailo'nun heykeli var.

Buranın canlılığı içinde birkaç sokakta kaybolup o gördüğüm magnet hangi sokaktaydı, bardağı 3. dükkanda mı görmüştük telaşlarını atlattıktan sonra Prenses Ljubice Sarayı’ nın önünden geçerek St Michael Katedrali’ne gidiyoruz. Asıl hedefimiz Tuna ile Sava Nehirlerinin birleştiği yere gitmek.

ST MİCHAEL KATEDRALİ

19. yy da yapılmış olan kilisenin duvarları ve kemerleri üzerindeki ikonlar ünlü Sırp ressamlarından biri olan Dimitrije Avramović tarafından boyanmış. Önemli krallarının mezarları da bu kilisede. Karşısında da Sırp Ortodoks Patrikliği var.





TUNA VE SAVA NEHİRLERİ

Kiliseyi gezdikten sonra ara sokaklardan hedefimiz olan Tuna’ya ulaşmak için nehre doğru inmeye başladık. Ben ara sokaklarını da görelim diye grubumuzu normal yoldan saptırdığım için caddeye ulaştığımızda karşımıza bir demiryolu çıktı. Uzaklarda bir yerlerde rayları geçecek medeni bir yol görünüyordu ama bu kadar sıcakta o kadar yol geri yürünür mü diyerek alternatif yolları araştırdık. Daha önce başkaları tarafından da kullanıldığına kanaat getirdiğimiz bir açıklıkta karar kıldık. Banketten mi atlamadık tellere mi takılmadık. Sonunda demiryolunu aştık. Geçmek falan değil tam anlamıyla aştık ve Sava Nehri kıyısına geldik. Tuna kadar büyük olmasa da Sava da büyük bir nehir. Kıyı boyunca yürüme ve bisiklet yolları ve cafeler var. Nehir tekneleriyle Sava ve Tuna’da gezi yapmak da mümkün. Keyifli bir ortam. Kıyı boyunca kaleye doğru yürüdüğümüzde üzerinde küçük adasıyla Tuna göründü. Tuna’yı pek çok ülkede görmeme rağmen her seferinde ne kadar geniş olduğuna şaşırıyorum. Belgrad’da Sava’yla birleşerek şehre bir ayrıcalık katmış. İki nehrin birleştiği bu bölgeden yükselmeye başlayan tepede ise Belgrad Kalesi ve Kalemagdan yer alıyor.



KALEMEGDAN

İsmi Osmanlı zamanında Kale Meydan’ken zamanla tek bir harf değişikliğiyle Kalemegdan haline gelmiş. Belgrad’da ki en güzel manzaraya sahip, büyük bir kopleks olan Kalemegdan'da Osmanlı döneminden kalma eserler, Mora Fatihi Damat Ali Paşa’nın türbesi, saat kulesi, zafer anıtı ve parklar bulunuyor.

Pobednik "Victor" Anıtı, Sırbistan'ın Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu üzerindeki zaferini anmak için 1928'de inşa edilmiş. Heykel Sava'nın ve Tuna'nın birleştiği bölgede ileriye bakıyor.

Bu bölgeden ayrılıp merdivenli sokaklardan geçerek tekrar şehir merkezine geldik.



KNEZ MİHAJLOVA

İstiklal Caddesine benzeyen bu cadde, Belgrad’ın popüler yerlerinden biri. Cadde boyunca mağazalar ve cafeler sıralanmış.



SKADARLİJA

Belgrad’ın “bohem bölgesi” olarak biliniyor. 1800'lerde çingenelerin yaşadığı 400 metrelik mahalle büyüyüp 1900'lü yılların başında, Sırp müzisyenleri ve şairlerin tercih ettiği bohem bir bölge haline gelmiş.



Sabah otelden ayrıldıktan sonra Zemun tarafına hiç geçmeden şehirden ayrılmayalım diye ısrar ettiğim için bu sefer şehrin sabah trafiğine girmek zorunda kaldık. Branko Köprüsü’nden yeni şehre geçtik. Bu tarafta Millennium Tower’ı görmek istiyordum ama oraya gidersek çok geç kalacaktık bu nedenle hiç durmadan devam ettik.

BRANKA KÖPRÜSÜ

Eski ve Yeni Belgrad'ı birbirine bağlıyor. 2. Dünya Savaşı'nın başında Nazi Alman ordusunun Belgrad'a girmesini önlemek için yıkılan eski Kral Aleksander Köprüsü yerine inşa edilmiş. Aslında adı Kardeşlik ve Birlik Köprüsü olmasına rağmen halk, Şair Branko Radičeviç'in adını verdikleri sokak köprüye açıldığından Branko Köprüsü diyor.

ZEMUN

Geçmişte Belgrad'dan fiziksel olarak ayrıymış ve arada bataklıklar varmış, hatta farklı krallıkların bir parçasıymış. Sonradan bu bataklıklar kurutularak Belgrad’la birleşmiş ve bu bölgeye bu gün Novi Grad denilen yeni şehir inşa edilmiş.

MILLENIUM TOWER (GARDOS TOWER)

Macarlar Pannonia Ovası’ndaki yerleşimlerinin bininci yılını kutlamak için 1896 yılında Budapeşte’de ve sınırlarını belirleyen 4 şehirde kuleler inşa etmişler. İşte Milenyum Kulesi de bu 4 kuleden biri.