Arabayla Doğu Avrupa - Bize Yol Olsun

GEZDİKLERİMİZ/ DOĞU AVRUPA/ ARABAYLA DOĞU AVRUPA

ARABAYLA DOĞU AVRUPA

Arabayla balkanlar turumuzun tadı damağımızda kaldığı için 2018 Ağustos’unda on günlük Arabayla Doğu Avrupa turu yapalım dedik.

Bu gezimizi yaparken en çok gelen soru, yollar hakkında olduğu için bu yazıda sadece yolları ve yurt dışına arabayla çıkmak için gerekenleri anlatacağım.



ARABAYLA YURT DIŞINA ÇIKMADAN ÖNCE YAPILMASI GEREKENLER

1- ÇOK GİRİŞLİ SCHENGEN VİZESİ YA DA YEŞİL PASAPORT

Moldova ve Ukrayna bizden vize istemiyorsa da Bulgaristan ve Romanya’ya seyahat edebilmek için ya bu ülkelerin ulusal vizesi ya da çok girişli Schengen vizenizin olması gerekiyor. Yeşil pasaport sahipleri için vize gerekli değil.

2- ARABANIN EVRAKLARININ HAZIRLANMASI

YEŞİL SİGORTA

Arabayla yurt dışına çıkacaksanız olmazsa olmaz evrak yeşil sigorta. Her sigorta acentesinde yaptırabileceğiniz yeşil sigortanın 1 aylığı 59 Euro. Bu evrakı aldığınızda başlangıç ve bitiş tarihlerini kontrol edin. Hatta sigortanın bitiş tarihini planınızdan birkaç gün sonrasına yazdırırsanız oluşabilecek gecikmelerde sorun yaşamazsınız.



ÇİPLİ EHLİYET

Eski ehliyetleri kabul etmiyorlar ancak yeni ehliyetler Avrupa’da geçerli.

YURT DIŞINDA GEÇERLİ KASKO

Zorunlu olmamakla beraber yol hali her şey olabilir diye düşünerek yaptırdım.

RUHSAT

Eğer ruhsat sahibi yurtdışına çıkmayacaksa vekaletname vermesi gerekiyor.

3-SEYAHAT SİGORTALARININ YAPILMASI

Zorunlu olmamakla beraber mutlaka yaptırmanızı öneririm.

4- YURT DIŞI KULLANIMINA AÇIK KREDİ KARTI

Biz yurt dışında kredi kartını pek kullanmasak da arabayla seyahat ederken Kredi Kartınızın olması önemli. Özellikle doğu Avrupa ya da balkanlar gibi kendi para birimi olan ülkelerde elinizde sadece Dolar ya da Euro varsa işlem yapamıyorsunuz. Mesela biz Allahın unuttuğu bir kasabada nehri geçmek için yerel paramız olmadığı için ödeme yapamadık. Euro ve Doları kesinlikle kabul etmediler. Allahtan kredi kartı geçiyormuş yoksa km’lerce geri gidip en yakın şehirden para bozdurmaya çalışacaktık. Çalışacaktık diyorum çünkü bununda garantisi yok. Romanya’da hafta sonu döviz büroları ve bankalar açık olmadığı için para bozduramamıştık.

5- ARABA FARLARINI KONTROL ETTİRMEK

Avrupa’nın çoğu ülkesinde, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde gündüz de olsa araba farlarının açık olması gerekiyor. Elinizi araba çalışır çalışmaz farları yakmaya alıştırın bunun için boşu boşuna ceza yemeyin.

YOL GÜZERGAHIMIZ

  • KIRKLARELİ (TÜRKİYE)
  • BURGAZ (BULGARİSTAN)
  • VARNA (BULGARİSTAN)
  • KÖSTENCE (ROMANYA)
  • KİŞİNEV (MOLDOVA)
  • TİRASPOL (TRANSDİNYESTER)
  • ODESSA (UKRAYNA)
  • ŞİMİ (BULGARİSTAN)
  • EDİRNE (TÜRKİYE)
Sınır kapısına geldiğinizde ilk yapmanız gereken Yurt Dışı Çıkış pulunu almak. Eğer bunu önceden almazsanız kapıda sıra bekleyip işlemlere başlayacağınız sırada pul olmadığı için geri dönmek zorunda kalırsınız.

BULGARİSTAN

Kırklareli’deki Dereköy sınır kapısından Bulgaristan’a giriş yaparken hiçbir sorun yaşamadık. Pasaport memurları bizi “hoşgeldiniz” diyerek gayet sıcak karşıladılar. Arabadan inmeden pasaportları uzattık memur kaşeleyip geri verdi.



Arabayı aramadılar hatta bakmadılar bile. Ama sigara var mı diye sordular. Bulgaristan’a bir kişi iki paket sigara sokabiliyor. Yanlış anlaşılmasın karton değil sadece iki paketçik sigara. Sınırda en çok buna dikkat ediyorlar. Daha önce Kapıkule’den çıkarken arabada sigara var mı diye bakmışlardı bu sefer bakmadılar.

Bu konuda genel olarak kurallara uyuyoruz. Kartonları boşatıp arabanın içine koltukların arasına falan serpiştirenler var ama eğer bulunursa hoş bir durum değil.

Bulgaristan girişinde başka ülkelerde görmediğim bir uygulama var. arabayla sığ bir havuzcuktan geçiliyor ve tekerler ilaçlı suyla yıkanıyor. Bu işlem için 3 Euro ödeniyor. Bu konunun Türkler tarafından çok abartıldığını fark ettim. Yok Bulgarlar bizi sevmediklerinden böyle yapıyormuş, yok işimizi yavaşlatmak için böyle yapıyormuş. Valla bizi seviyorlar mı sevmiyorlar mı bilmem ama aynı uygulama diğer ülkelerden Bulgaristan’a girerken de var. Dönüşte Romanya’dan Bulgaristan’a girerken de tüm arabalar aynı ilaçlı sudan geçiyor.

Pasaporttan geçer geçmez Vignette denilen Otoyol kullanım kartının alınması gerekiyor. Otoyolu kullanabilmek için vignette’nin olması gerek Bu kart olmadan otoyolda sadece 30 km gidebiliyorsunuz. Sınırı geçtikten 30 km sonra trafik polisleri bekliyor ve Vignette kontrolü yapıyor, cezası 150 Euro. Vignette 7 gün geçerli, cama yapıştırmak gerekiyor. Biz yapıştırmadık dikiz aynasına astık böylece dışarıdan bakınca görünüyordu.

Bu kartınız olduğu sürece Bulgaristan’da başka ücret ödemeden araba kullanabilirisiniz.

Bulgaristan’ın yolları oldukça güzel. Polislerin Türk Plakalı araçları çevirdiğine ve yollarda güvenliğin olmadığı yönünde pek çok spekülasyon yapılıyorsa da biz hiçbir güvenlik sıkıntısı yaşamadık ve hiçbir polis bizi durdurmadı.

Gümrükten Burgaz’a kadar olan yol 80 km yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Dağların arasında virajlı bir yol bu nedenle hız yapmaya pek uygun değil.

Şehre gelir gelmez para bozdurup Leva almakta fayda var. 1 Leva 3,5 TL civarında. (Ağustos 2018) Türk lirasını da Levaya çeviriyorlar.

Bulgaristan’da Benzin 2,60 Leva Sigara ise 5,60 Leva.

Burgaz çok küçük bir şehir bir tane caddesi var. Arabayı Alyoşa anıtı yakınlarında Slavyanska Caddesinde yol üstüne park ettik.



Şehirde genel olarak park sıkıntısı yok. Ama Bulgaristan Kiril alfabesi kullandığı için ilk anda parkmetrelerde falan biraz zorlansak da halledebildik. Genelde her şeyin İngilizcesi yazıyor. Burgaz Varna arası 100 km civarında ama yol virajlı olduğu için yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Varna kendi halinde şirin bir şehir. Ayrıca bölgenin en güzel sahili de Varna’da.

ROMANYA

Varna’dan Köstence’ye gitmek için kıyı yolu kısa olsa da sanırım çok sıkıntılı ki bu yol kullanılmıyor. Zaten navigasyonda bu yolu kullandırmıyor. Bulgaristan’ı küçük bir köyü olan Ograzhden yakınlarında sınırdan geçiliyor.

Varna’dan sınıra kadar 90 km. keyifli bir yol güvenlikle ilgili hiçbir sıkıntı da yok. Sınır kapısında tek bir gişe var Bulgar ve Romen görevliler aynı gişede kaşe basıyorlar. Geldiğimizde bu kapı çok sakindi beş dakikada geçtik. Yine arabadan inmeden pasaportları verdik kaşeleyip geri verdiler. Hiçbir şeye bakmadılar. Aslında Romanya ya et ve süt ürünleri sokmak yasak ona rağmen yanınızda var mı diye bile sormadılar. Ama daha sonraki tecrübelerimizden biliyoruz ki bu konuda çok hassaslar. Peynirli sandviçi bile Romanya’ya sokamıyorsunuz.

Sınır kapısından geçer geçmez “Ro Vignette” almanız gerekiyor. Kapıda ki vignette gişesinde satılmakta. 1 hafta geçerli kartın fiyatı 3 Euro.



Romanya’ya girdikten sonra ilk fırsatta para bozdurmak gerekiyor Biz Dövizin en yüksek olduğu Ağustos 2018’de gittiğimiz için 1 ROİ= 1,60 TL’den çevirdik. Daha sonra gidenler 1,30’a falan çevirmişler.

Eğer hafta sonu Köstence tarafındaysanız bulduğunuz ilk yerden paranızı çevirin. 3-5 kuruşluk farka takılmayın. Çünkü hafta sonları döviz büroları kapalı.

Romanya’da Benzin 5,71 ROİ Sigara ise 18 ROİ.

Romanya’da fiyatların çok uygun olduğunu düşünüyorduk ama Bulgaristan’dan bir farkı olmadığını gördük hatta yeme içme Bulgaristan’dan bile daha pahalı.

Sınırdan Köstence’ye kadar 70 km. Romanya’da daha sonra gideceğimiz yollara göre daha iyi olmakla beraber otoban falan yoktu. Zaten Romanya’nın doğusunda hiçbir şekilde otoban görmedik. Ayrıca Romanya’da araba kullanırken kontrolsüz hemzemin geçitlere dikkat etmek gerekiyor.

Köstence çok güzel tarihi binaları olmakla beraber, son derece bakımsız, güzelim sarayların viraneye dönüştüğü bir şehir. Üstelik Varna kadar güvenli de değil. Çok fazla serseri hatta uyuşturucu kullanan var. Kilise avlularında ya da apartman otoparklarında sızmış insanlarla karşılaşmak bu şehirde çok sıradan. Gezdiğim tüm şehirler içerisinde tek başıma dolaşmaktan (hem de güpe gündüz) tedirgin olduğum tek şehir Köstence oldu. Yine de şehri sevmediğimi düşünmeyin bence çok güzel bir şehir birazcık ilgi gösterilse Karadeniz’in en popüler şehirlerinden biri olacağına eminim.



Köstence şehir merkezindeki plaj’ın çok kötü olduğunu duymuştum bu nedenle burada denize girmedik ama bu plajda yoğun bir şekilde kullanılmakta. Biz özellikle güzel olduğu söylenen Mamamia Plajına gittik. Bu plaj Romanya’nın en popüler plajlarından bir olmasına rağmen size şu kadarını söyleyeyim biz Akdenizlilere göre değil. Israrla söylüyorum Karadeniz kıyısındaki en güzel plaj ve deniz Varna “Altın Kum”.

Romanya’da da Bulgaristan’da da en çok dikkatimi çeken insanların donukluğu oldu. Türklere karşı belirli bir soğukluk var, bunu anlıyorum ama kendi aralarında da sıcak, neşeli ya da güler yüzlü değiller. Kesinlikle mutsuz görünüyorlar.

Neyse yolumuza geri dönelim, Köstence’den çıkar çıkmaz insan Bunları nasıl AB’ye almışlar diye sormadan edemiyor gerçekten. Köstence’den Moldova sınırına kadar 210 km. Yollar çok kötü. Duble yol zaten yok ama daracık yolda geliş gidiş doğru düzgün tesis görmeden üç saat yolculuk yaptık. Kasabalarda benzinlik bulunabiliyor ama yol üstünde hiçbir şey yok.

Tuna Nehri’nin döküldüğü geniş havza üzerinde yolculuk yaptığımız için sivri sinekler de büyük bir sorundu. Tuna bu bölgede km’lerce bataklık oluşturuyor. Öyle ki hava girsin diye camı azıcık bile açsan arabaya sivri sinekler doluyor. (Ki o kadar iriler ki aramızda bunlara sivri inekler diyorduk).

Köstence’den Kişinev’e giden zorlu yolculuğumuzun en büyük sürprizi ise Tuna Nehri’ni Mavnalarla geçmek oldu.



Köstence’den yola çıkmamızdan itibaren navigasyon neden yolu uzatıyor daha kısa yollar var diye anlamaya çalışırken, bir de baktık ki kısa dediğimiz yerlerde Tuna Nehri’ni geçecek köprü yok. Demek ki dedik, köprü Galati’de var köprüye gittiğimiz için yol uzuyor. Meğer o düşündüğümüz yerde de köprü yokmuş küçük bir mavna ile (toplam üç araba alabiliyordu) Tuna’yı geçtik.

Bizim için çok keyifli ve değişik olmakla beraber yine de Budapeşte’de Viyana’da Tuna Nehri’nin üzerinde bir sürü köprü varken bu bölgede nasıl hiç köprü olmaz anlamakta zorlanıyorum. Dönüşte Romanya’dan Bulgaristan’a Calaraşi Sınır Kapısından geçerken de Tuna’yı geçecek köprü olmadığını gördük. Hala bunun mantığını çözebilmiş değiliz.

Mavnaya binişte 5 kişi 1 araba için 27,5 ROİ ödedik. Burada kredi kartı geçiyor. Artık sınıra yaklaştık diyip son kasabada elimizdeki tüm Roileri harcadığımız için burada Kredi Kartımızı kullanmak zorunda kaldık.

Mavna ile Tuna’yı geçtiğimizde Romanya’nın Galati şehrine geldik. Galeti; Tuna, Siret ve Prut nehirleri arasında oldukça büyük bir liman şehri. Aynı zamanda Romanya’nın en büyük Demir çelik fabrikası ve tersanesi de bu şehirde bulunuyor. Zaten şehrin zengin olduğu hemen fark ediliyorsa da turiste hiç alışık değiller. Daha çok bir işçi şehri.

Galeti benim hafızamda çok büyük çok medeni bir şehir olarak kaldı. Belki hiç öyle değildir ama Köstence’den çıktıktan sonra beş saat boyunca hiç medeniyete dair bir şey görmeyip de birden bu şehri görünce öyle hissettim.

MOLDOVA

Galati’den 10 km sonra Romanya sınır kapısına geliniyor. Burada işlemlerimiz hemen bitti. Devam edip, Prut Nehri üzerinde Kominizim yıllarından kalma demir köprüyü geçer geçmez Moldova’daydık. Bu kapı çok keyifliydi kendimizi tarihi filmlerin içinde gibi hissettik. Sınır polisleri de bize gayet sıcak yaklaştı.

Sınırı geçer geçmez Moldova Vignette’sini aldık yedi günlük vignetteye 5 Euro para ödeyince nasıl bir hayal gücümüz varsa önümüzdeki yolların otoban falan olacağını düşündük.

İlk fırsatta Moldova Ley’i aldık 1 TL =3,12 MDL Benzin 18,90 MDL.

Sınır kapısından ayrıldıktan sonra 8-10 km gitmemiştik ki karşımıza ilginç bir tabela çıktı. Yolun kenarında ki koca tabelada Afrika’dan gelenler Karantina yazıyordu. 300-400 metre sonrada yolun ortasında araba yıkama makinesi gibi bir alet var ama üstü açık. Başında adam falan yok. Biz bunu nasıl geçeceğiz, duracağız mı? direk geçeceğiz mi? derken Mehmet ne olur ne olmaz diye durdu. Durduğumuzu gören bir adam gelip geçin geçin dedi ama o sırada koşarak başka bir adam gelip makineyi çalıştırdı. Arabanın her yeri beyaz bir ilaçla yıkandı. Allahtan camları kapatacak zamanımız oldu. Tabi hepimiz şok hadi ön camlara sileceklerle temizledik yan camlar kireç gibi hepimiz nasıl yani ne Afrika’sı ne karantinası diye birbirimize bakıyoruz. Neyse biraz ileride çektik kenara, arabada ki sularla en azından camları yıkadık. Araba hala badanalı gibi tekrar yola çıktık. 50-60 km sonra tekrar aynısından görmeyelim mi yok artık dedik. Durmadık tabi. Ama bu anlamsız şeyin ne olduğunu hala düşünüyoruz. Yani siz siz olun kimse sizi durdurmuyorsa böyle salak bir aletin üstünde durmayın.

Moldova’ya girdikten sonra Kişinev’e gitmenin en kolay yolu (Navigasyonlar da öyle gösteriyor) Reni’de Ukrayna’ya girip Cişmichioi’de tekrar Moldova’ya geçmek. Ancak biz böyle yapmadık. Sürekli sınır kapısı geçmekten bıktığımız için Galeti kapısından geçtikten sonra Cahul üzerinden Kişinev’e gittik. Hemen hemen 230 km.

Ancak bu yolun Cahul’a kadar olan ilk 50 kmsi berbat, delik deşik, yol falan yok. Buradan sonra Komrat’a kadar hemen hemen 80 km daha kabul edilebilir bir yol. Bizim köy yolları gibi diyebilirim yamalı mamalı ama asfalt, Moldova köylerinin arasından geçiyor.



Böyle yazınca bu yoldan gittiğimize pişmanmışız gibi oldu ama hayır. yol çok kötüydü ama hem Prut Nehrinin kenarında yaptığımız bu yolculuk hem de Moldova köylülerini bu kadar yakından görmek bizi çok mutlu etti. Türkiye’de gibiydik. Küçük Evler, başı bağlı teyzeler, avlularda tavuklar sanki bizim köylerimiz gibiydi.

Kişinev düşündüğümüzden daha farklı bir şehirdi. Kiril alfabesini nerdeyse tamamen bırakmışlar. Sadece resmi kurumların üzerinde bu alfabeyi gördük.



Şehirde otopark sorunu yok. Merkeze yakın sokaklarda rahatlıkla arabayı bırakabilirsiniz. Şehirde güvenlik sorunu yok. Tabi askerlerle tartışmadığınız sürece. Diğer ülkelerde görmediğimiz kadar katı kurallar var. Devlet dairelerinin çoğu eski ve gösterişli binalar ancak Bu binaların resimlerini çekmek yasak. Eğer fotoğraf çekerseniz hemen askerler yanınıza gelip telefonu istiyorlar. Moldova dünyaya kapalı bir ülke olmamasına rağmen bu kurallar bana garip geldi. Yine de askerlerle tartışmadım.

Balkanlardan farklı olarak şehirde her yerde sigara içilemiyor. Hatta kafelerde dışarıda otursan bile belli maslarda sigara içilebiliyor. Kişinev’de çok şaşırdığım bir şey de ışıkları akşam 20:30’dan önce yakmıyorlar. Kafede oturuyorsun ama her yer, sokaklar, evler oturduğunuz kafe karanlık. Düşünsenize ne zaman karşınızdakini seçemez oluyorsunuz o zaman ışıklar yanıyor.

TRANSDİNYESTER

Yolculuğumuzun bundan sonraki bölümü biraz riskliydi. Çünkü Odessa’ya Tiraspol üzerinden gitmeyi planladık. Tiraspol haritalarda Moldova’nın bir şehri gibi görülse de aslında “Transdinyaster” isimli Moldova’dan ayrıldığını ilan etmiş komünist bir ülkenin başkenti.

Dinyester nehri ile Moldova’ya sınır oluşturan Transdinyester “Defacto Ülke” olarak biliniyor. Tiraspol’e gitmeye karar verince “Defacto Ülke” kavramını da öğrendik. Dünyanın hiçbir ülkesi tarafından tanınmayan ancak kendi orduları, bayrakları, milli marşları, devlet kurumları, paraları olan ülkelere Defakto Ülke denirmiş. Yani aslında fiili olarak bu ülke var ama kağıt üzerinde yok.

Tiraspol Hakkında Ayrıntılı Bilgi İçin .:TİRASPOL GEZİ REHBERİ:.yazımı okuyabilirsiniz.


Kişinev’den Tiraspole doğru giderken çekinmedim, hatta korkmadım desen yalan olur. Arabayla yolculuk yapınca iş riskli hale geliyor. Büyük bir kazada, hatta küçük bir kazada bile yetkililerle karşı karşıya kalacaksın. Ve o ülkede seni savunabilecek, haklarını arayacak elçilik ya da konsolosluk gibi bir merci yok. Bir anlamda yapayalnızsın. Yine de hiçbir şey olmaz dedik ve yola çıktık. Sizler de çıkmalısınız gerçekten çok güzeldi. Çok doğru bir karar vermişiz.



Kişinev’den sınıra kadar 55 km. Biz Bender üzerinden değil Gura Bicului üzerinden gittik. Yol çok iyi değil, artık alıştığımız Moldova yolları.

Gura Biculıi’nin çıkışında Dinyester Nehri’ne gelmeden hemen önce Moldova Polisi tarafından durdurulduk. Burası sınır kapısı değil, sadece polis güvenlik noktası. Zaten Moldova tarafında pasaport kapısı diye bir şey yok, çünkü Moldova Transdinyester’i kendi toprağı sayıyor.

Pasaportlarımızı alıp polislerin yanına gittik Pasaporta kaşe falan vurmadan kendi bilgisayar sistemlerine işlediler. Gayet kibarlardı, şakalaştık, gülüştük, devam ettik. Nehri geçer geçmez ise zırhlı araçlar, siperlerde askerler 2. dünya savaşı filmlerindeki gibi bir sınır.

Askerler bize durmamız gereken yeri gösterdi. Sadece şoför insin dediler. Mehmet pasaportlarımızı alarak yan taraftaki kulübeye gitti. Burada Tiraspol’ü gezip Odessa’ya geçeceğimizi kalmayacağımızı söylemiş (ülkede gece kalmak için şehirde güvenlik kuvvetlerine kayıt olmak gerekiyor) Onlar Mehmet’i başka bir kulübeye gönderdiler.

Biz arabada gergin bir şekilde beklemeye başladık. Çok sıcak olduğu için dışarıda sigara içmek istedik sigara içecekseniz arabada oturun dediler. Kaderimize razı arabada sigara içerken Mehmet’in hızlı hızlı Türkçe konuştuğunu duyduk. Ankara’dan geldiğimizi Bulgaristan ve Romanya’da nasıl gezdiğimizi hangi ülkenin daha ucuz olduğunu falan anlatıyor. Acaba diyoruz orda nasıl bir durum var. Ya diyoruz Mehmet içerde çok çaresiz aklına gelirse konuşuyor ya biz yanlış anlıyoruz. Yani içerde bir Türk yok herhalde derken Mehmet geldi nasıl gülüyor. Kendisini gönderdikleri komutan Azeri Türküymüş adam Türkçe biliyormuş. Hatta dönüşte de buradan geçersiniz belki o zaman beklemeyin diyerek hem gidiş hem geliş izni vermiş.

İzinler için kişi başı 10 Euro ödedik. İzinler bir kağıt şeklinde pasaporta hiçbir şey basmıyorlar. Ülkeden çıkarken bu kağıtları geri alıyorlar.



Transdinyester’e girer girmez hiç ummadığımız bir şey oldu. Yollar düzeldi. Ülke olarak tanınmasa bile Rusya tarafından her anlamda desteklendiği için Moldova’dan kat kat zengin. Sadece yollar değil binalar da bakımlı ve güzel. Tek sıkıntı ülkede Kiril alfabesi kullanılıyor, maalesef Latinceleri de yazmıyor.

Pasaport Kontrolünden 20 km sonra Tiraspol’e geldik. Komünist bir ülkede olmanın verdiği bilinmezlik duygusuyla başlarda biraz kontrollü davranıp fotoğraf çekmeye çekindiysek de insanların sıcaklığı, şehrin son derece modern ve güvenli olması ve tabi ki bambaşka bir dünyaya ait olan, orak çekiçli bayrakların ve Lenin heykellerinin cazibesine kapılıp, batının her hangi bir ülkesindeymişçesine rahat davranabildik. Hatta Moldova’da yapamadığımızı bu kapalı komünist ülkede yapabildik. Tüm resmi dairelerin fotoğrafını çektik, kimse de bir şey demedi.

Tiraspol’de Moldova Ley’i (MDL) geçiyor, ama biz anısı kalsın diyerek Moldova Ley’ini dünyanın başka hiçbir yerinde geçmeyen Transdinyester Parasına çevirttik. Tabi ki döviz bürosu falan yok nehrin kıyısında bir büfede parayı çevirmek istediğimizi söyledik hemen çevirdiler. Kur aynı yani Moldova parasını birebir çeviriyorlar.

Tiraspol’den ayrıldıktan 35 km sonra sınıra geldik. Transdinyester tarafında verdikleri kağıtları aldılar hiçbir sorun yaşamadan bu ülkeden ayrıldık.

UKRAYNA

Ukrayna tarafında ise işler biraz daha karmaşık. Hem Moldova hem Ukrayna memurları bu kapıda işlem yapıyor.

Sınır kapısına yaklaştığımızda önce bir bariyerle karşılaştık. Bir Asker gelip pasaportumuz olup olmadığını sordu. Pasaportlarımızı gösterince bariyeri kaldırdı. İlk olarak plaka kaydı yapıldı ve elimize bir kağıt verdiler. Sonra diğer sınır kapılarında yaşamadığımız bir uygulama ile hepimizi arabadan indirip tek tek pasaportlarımızı kontrol ettiler. Ama arama falan yapmadılar. Bundan sonrasında biz arabaya geçtik Hakan pasaportları alıp yine işlemleri tek başına yapabildi.

Pasaporta önce Ukrayna gümrük memurları giriş kaşesi bastılar. Sonra arka tarafta başka bir gişede Moldova çıkış kaşesi basıldı. İşler biraz ters yürüyor ama burada böyle işte. Bu Moldova kaşesi önemli çünkü Transdinyester’e geçerken Moldova’dan çıkış kaşesi basılmadığı için ülkeye girişimiz var ama çıkışımız yok görünüyor. Eğer Ukrayna sınırında bu kaşeyi bastırmazsanız tekrar Moldova’ya girerken sorun yaşanıyormuş. Bu nedenle polisler sizi yönlendirmese bile mutlaka Moldova gişesinin yerini sormak gerekiyor.

Pasaportlarımızı alıp arabayla hareket ettikten sonra tekrar karşımıza bir bariyer çıktı burada ilk verdikleri plaka kaydı kağıdını verdik bariyeri kaldırdılar ve yolumuza devam ettik.

Ukrayna’ya girmemizle yol çilemiz tekrar başladı. Odessa’ya’ya kadar 70 kmlik yol yine çok bozuk. Ama en azından bu korkunç yollar için para almıyorlar.

Odessa Hakkında Ayrıntılı Bilgi İçin .:Odessa GEZİ REHBERİ:.yazımı okuyabilirsiniz.


Şehre gelir gelmez parayı Ukrayna Grivnanasına çevirdik.

1 TL = 4,60 UAH, Benzin 26,95 UAH, Sigara 28 UAH.

Bu tur içerisinde gördüğümüz en güzel şehir Odessa’ydı. Binalara, insanlara, limana hayran kaldık. Şehirde otopark sorun değil. Hemen her sokakta park yeri bulunuyor.



Odessa’da iki gün kaldıktan sonra turumuzun en zor yolculuğu başladı. Biz Köstence Kişinev arasına zor demiştik ama Odessa Targovishte arası hem çok uzun hem de çok zorluydu. Tüm navigasyonlar Tiraspol üzerinden güzergah belirttiği halde ve ülkeye giriş evraklarımız bile olduğu halde Mehmet’in maceracı ruhu devreye girdi ve Odessa Oblastı (Karadeniz Kıyısı) üzerinden gitmekte ısrar etti. Her zaman dediğimiz gibi şoför o ne derse o olur. Ama bir gün Mehmet’in söylediklerini kabul etmemizden dolayısıyla başımıza bir iş gelecek bundan eminiz.

Odessa’dan Reni’ye kadar 310 km. Odessa’dan Akerman’a kadar yol çok güzeldi Ancak Akerman Monashi arası 25 km’lik bölümü öylesine berbattı ki traktör olsa gitmez. Hatta 7-8 km’lik bölümünde baktık olacak gibi değil yoldan çıkıp tarlaya girip oradan devam ettik. Tarlanın sahibi bizi görse kesin döverdi. Geri kalan yollarsa Köstence’den beri gördüğümüz en iyi yoldu. Yanlış anlaşılmasın bölünmüş yol değil ama yamasız düzgün asfalt yollar gayet iyiydi. Birde bu coğrafyada çok trafik olmadığı için hiç sıkıntı yaşamadan Reni’ye ulaştık.

Yol boyunca küçük sahil kasabaları geçtik her yerde köylüler meyve sebze satıyorlardı. Keyifli bir yoldu.

Reni’den çıkar çıkmaz Ukrayna Moldova sınır kapısı karşınıza geliyor. Burada da yol barikatla kapalı. Pasaportunuzu gösterince barikatı açtılar. Ukrayna’nın ayrı bankosu yok Aynı bankoda Ukrayna’nın çıkışı Moldova’nın girişi yapıldı.

Tüm yolculuğumuz boyunca ilk kez bu kapıda arabadan indirildik ve araba arandı. Torpido gözüne, koltukların altına falan baktılar. Bagajı boşalttırmadılar. Sigara olup olmadığını kontrol ettiler.

Moldova Vignettemiz olduğu için tekrar almadık süresi yetiyordu.

TEKRAR ROMANYA

Moldova’ya girdikten iki km sonra Romanya sınırı. Daha önce Moldova’ya bu kapıdan girdiğimiz için biraz daha tecrübeliydik ama hiç bildiğimiz gibi olmadı. Romanya Avrupa birliğinde olduğu için bu kapıda daha fazla kontrol var.

Arabayı iyice aradılar hatta bagajı bile açtık. Daha önceden bildiğimiz için yanımızda et ve süt ürünü hiçbir şey yoktu. Sigara da yoktu dolayısıyla sıra bize geldiğinde tüm aramalara rağmen çabuk geçebildik ama önümüzdekileri çok beklediğimiz için bu kapıda 1 saate yakın zaman kaybettik.

Hele bir teyze vardı ki tam bir efsaneydi. Sıraya girdiğimizde önümüzdeki arabalar Romen plakalı olunca iyi çok beklemeyiz demiştik ne de olsa kendi ülkelerine giriyorlar. Ama o teyze yok mu? Artık nerden aldıysa yanında peynirli ve jambonlu sandviçleri var. Polisler bunları atacaksınız et süt sokmak yasak diyor teyze onların kendi yemeği olduğunu söylüyor. Nasıl bağrışıyorlar. Polisler ye o zaman yemeğini dedi. Ve teyze o sandviçleri yiyip bitirene kadar biz bekledik. Tabi biz Romence falan bilmiyoruz hareketlerden elden ele gecen sandviçlerden anlıyoruz konuşmayı. Ama şaka gibiydi.

Tüm bunlardan sonra pasaport kontrolünden geçip tekrar yola koyulduk. Planımız Calarisi’den Bulgaristan’a geçmek. Galeti Calarasi arası 175 km. Yol güzel ve virajsızsa da duble yol olmadığı için biraz yorucuydu. Çünkü Romanya Bulgaristan arasında tır ve kamyon trafiği bu yol üzerinden işliyor.

Calarasi’ye geldikten 10 km sonra feribota bineceğimiz Chiciu’ya geldik. Romen Bulgar sınırını burada nehir oluşturuyor. Ancak feribota bindiğimiz tarafta Romenler kontrol yapmıyor bütün işlemler karşıda Bulgaristan tarafında yapılıyor.

Burada Tuna Nehri o kadar geniş akıyor ki çok güzeldi. Yine de yapılan işin anlamsız olduğu bir gerçek. Artık köprü olmamasını sorgulamayı geçtim ama neden nehrin en geniş yerinde feribot çalıştırıyorlar hiç anlayamadım. Zaten feribot dediğimi çok büyük bir şey sanmayın 3 tır 7-8 tanede araba alıyor. Küçük araçlar için feribot ücreti 35 ROİ ya da 15 Leva.



Chiciu’ya geldiğimizde feribot yeni kalkmıştı. Karşı kıyıya gidip gelmesi hemen hemen 45 dakika sürüyor bekledik tabi. Bu sürede arkamızda en azından 10-15 tır bir o kadar da küçük araba birikmişti. Konuştuğumuz bir Türk tır şoförü sizin işiniz kolay küçük arabaların önceliği var tırlar burada saatlerce bekleyecek dedi. Tabi üzüldüm adamların haline. Ama Bulgaristan tarafına geçip de oradaki tır sırasını görünce bunlar gece de burada kalır dedim. Birde garip olan tek feribot çalışıyor. Birkaç tane çalıştırın bari.

TEKRAR BULGARİSTAN

Tüm bunları yaşayıp pasaport kontrolüne geldiğimizde işler hemen halloldu. Romanya çıkışı ve Bulgaristan girişi aynı bankoda basıldı. İlaçlı suya girilerek araba yıkandı. Son olarak kapıdan ayrılmadan Vignette aldık. Çünkü tura başlarken aldığımız Vignettenin süresi dolmuştu.

Sınırdan Targovishte’ye kadar 150 km rahat geçti diyebiliriz tabi 12 saatten fazla yolda olmak bizi perişan ettiyse de o gün yaptığımız yolculuk hayatımızın en maceralı yolculuklarından biriydi. İlkel şartlarda dört ülke geçip nehirleri, tarlaları aştık ne de olsa

😄

Targovishte Türklerin ağırlıkta olduğu bir şehir. Buradan sınıra kadar 200 km boyunca hep Türk köylerinden geçtik.

Türkiye’ye Hamzabeyli sınır kapısından girdik. En sakin burası olur diye düşünmüştük ama sırayı görünce inanamadık. Mehmet’le ben beklemeyip yürüyerek geçtik ama Hakanla Kıvılcım arabayla 3,5 saat sonra gelebildiler. 10 gün boyunca hayatımızın en güzel turlarından birini yaptık. Yollar bozuk da olsa şartlar zorda olsa hiç keşke bu yola çıkmasaydık demedik. Arabayla gezmenin keyfi gerçekten bambaşka.

.:Tiraspol Gezi Notları:.

.:Odessa Gezi Notları:.